Cumhurbaşkanımızı destekliyoruz: TEOG acilen kalkmalı

Cumhurbaşkanımızın sözleri bir müjde olarak düştü önümüze:

TEOG KALKMALI…

Cumhurbaşkanımıza aynen katılıyoruz, sonuna kadar destekliyoruz.

Hemen, derhal lâzım gelen her şey yapılmalı ve TEOG kaldırılmalı.

Kaç bakan kaç imtihan kaldırdı/getirdi, unuttuk. LGS, OKS, SBS… ve son olarak TEOG… Her seferinde artık imtihanlar kalkıyormuş havası basıldı. Ama maalesef öyle olmadı; her yeni sistem bir öncekinin yerine oturdu ve aynı anlayış devam etti. İmtihanların sâdece adı ve -kısmen- şekli değişti. Ama bize lâzım olan ismin değil anlayışın değişmesiydi. Bir türlü göremedik bunu.

“Dünya bir imtihan yeridir.” demiş büyüklerimiz. Ama ülkemizdeki imtihan çılgınlığını onlar bile hayal etmemişlerdir. Evet, ülkemiz tam bir imtihanlar ülkesi oldu. İmtihansız parmak kımıldatamayacağız âdetâ.

İmtihanlar hayâtın her noktasını kaplayınca eğitim işlerinin de buna ayak uydurması kaçınılmazdı; öyle oldu. Artık üniversiteden önceki bütün eğitim müesseselerinin tek derdi elindeki talebelere bir basamak yukarıdaki okulları kazandırmak. Nihâî hedef en iyi lise, en iyi üniversite olunca endîşe ilkokul birinci sınıfa kadar indi. Çünkü işi baştan sıkı tutmazsak sonunda toparlayamayız korkusu bütün zihinleri işgâl etti. Şu anda bütün okullar korkunç bir imtihan baskısı altında hareket ediyor. Başka bir alternatif de bırakılmıyor ne yazık ki… Çünkü talebe, hoca ve okul olarak tek başarı ölçüsü bu imtihan netîceleri oldu. Hâl böyle olunca okulların asıl fonksiyonu olan bilgili, kültürlü, ülke ve dünyâ meseleleriyle yakından alâkalı, millî kültürünü bilen, seven ve yaşayan, iyi insan olmayı isteyen ve hedefleyen… insanlar yetiştirme işi ikinci plana düştü… demeyi çok isterdim. Maalesef ne ikinci ne daha sonraki sıralarda böyle bir endîşesi kalmadı okulların. Varsa yoksa imtihanlar… Velî, talebe, hoca, idâre, okul, ilçe ve il müdürlükleri… çılgın bir koşuya kendilerini kaptırmışlar, nefes nefese istatistik hesapları içinde boğulmaktadırlar. Kurtaracak bir el… Âcil olarak…

Şöyle diyebiliriz: Dershâneler kapandı, okullar dershâne hâline geldi. Artık bilinen mânâda okullarımız yok; okul sayısınca dershânemiz var. Matahsa övünelim.

Çocuk aynı gün içinde iki saat matematik, iki saat seçmeli matematik dersine girip iki saat de matematik kursu görebiliyor. Diğer dersler de böyle. Buna dayanılır mı? Oysa eğitimde ileri ülkelerde ders sayısı gittikçe azaltılıyor.

Bu imtihan çılgınlığı “TEOG annesi”, “TEOG babası” gibi yeni tâbirler de armağan etti Türkçeye. Bu, sıhhatli bir gidiş değil.

Cumhurbaşkanımız teşhisi doğru koymuş. Şöyle diyor:

“… Mesela en büyük eksiklerden bir tanesi, bugün arkadaşlarım söyledi, çünkü ben talimatım verildiği zaman bu talimatın biteceğini biliyordum. Mesela ben TEOG olayını istemiyorum ve bunu da artık yanlış buluyorum. TEOG'un kaldırılması lazım. Biz TEOG'la mı geldik? Ne TEOG vardı, ne bir şey vardı. Okursun, sene içinde notların bellidir, bu notlarınla beraber yürürsün.” (https://www.istiklal.com.tr/haber/cumhurbaskani-erdogandan-flas-teogaciklamasi/332506)

Evet, böyle olmalı. İlk adımda TEOG tamâmen kaldırılmalı; ikinci adımda üniversite imtihanlarını kaldırmanın da bir yolu bulunmalı. Bu çılgınlık bir noktada bitmeli.

Kaldırılamaz zannedenler vardır; kaldırılır. Talebenin aldığı notlara bakılır, okullar her talebe için bir yönlendirme raporu verir (bunun ilk denemeleri yapılmıştı, sonradan pek ehemmiyet verilmez oldu), çocuklar bu rapor istikâmetinde belli sayıda okul tercih eder, liseler de kendilerince bir eleme yapar ve talebe bir liseye yerleşir. Belki bir iki sene aksaklık yaşanır, daha sonra sistem yerleşir. Böyle bir sistem okulların ve öğretmenlerin eğitimdeki ağırlığını da artıracaktır.

Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde üniversite imtihanı bile yok. Bu ülkelerin bu işi nasıl yaptıkları incelenir kendi şartlarımıza adapte eder bu işi pek âlâ çözeriz.

Bir imtihanı kaldırıp yenisini monte etmekle kimse kimseyi kandırmasın.

Eğitim sisteminin yeniden “insan” yetiştirme vazîfesine dönebilmesi için bu imtihan baskısından kurtulması elzemdir.

Bu çılgınlar dansından kurtulmazsak nefessiz kalıp rûhumuzu teslim edeceğiz.

Yoksa ruhûmuzu teslim ettiğimiz için mi böyle bir dansın içinde debeleniyoruz?