680 Defa Okundu

Çin liderliği, “Made in China 2025” stratejisiyle, telekomünikasyonda 5G gibi dijital sektöre önemli yatırımları teşvik ediyor ve bunları BRI’ye entegre ediyor. Sözde Dijital İpek Yolu, yapay zeka, Nesnelerin İnterneti (kendi kendini süren araba gibi makineler arasında veri alışverişi), 5G, fiber optik kablolar ve yeni teknolojiler alanlarında, geniş bir proje yelpazesinden oluşuyor. Ayrıca bunlar, çalkantılı zamanlarda kademeli olarak genişletilebilir. Bunlar, Komünist Partinin Çin’in beşinci nesil ağlarını hem yurtiçinde hem de yurtdışında teşvik etme ve hızlandırma iradesinden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda, ulusal pazar liderleri Huawei veya ZTE gibi özel şirketler, BRI ülkelerinde, teknolojik atılımın yönlendirilmesinde kaçınılmaz olarak aktif bir rol oynamaktadır. Her iki şirket de BT sektöründe şimdiden önemli küresel oyuncular haline geldi. Dijital alanda Çin, dijital hegemonyasını her şekilde savunmaya çalışan ABD tekeli için gerçek bir meydan okuma haline geldi.

Huawei davası, diğer unsurların yanı sıra, bu zamanların bittiğini gösteriyor. Teknolojik standartları belirleyen herkes, çatışmanın askeri boyutunu da belirleyebilir. Çin-Amerikan çatışması, Trump yönetimi altında yoğunlaştı. Çin’in iç ve dış zorlukların üstesinden gelmek için Yeni İpek Yolu’na ihtiyacı var. Her iki büyük gücün çıkarları, özellikle Çin Denizi’ndeki deniz yolu üzerinde çatışabilir. Çin, çıkarlarını savunmaya istekli olduğunu zaten gösteren büyük bir deniz gücü haline geldi.

 

Küresel Güney için Fırsatlar ve Riskler

Dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ticaret savaşı, Küresel Güney için özel zorluklar yaratıyor, çünkü iki ticaret gücü, AB ve Japonya ile birlikte, küresel ekonominin en önemli sütunlarıdır. Küresel Güney ülkeleri de ticarette, dünya çapında bir düşüşten etkilenecektir. “Mevcut jeopolitik iklimde, Afrika kıtası için üç meydan okuma ve fırsat var. Birincisi teknolojik sınırlarla, ikincisi küresel tedarik zincirleriyle, üçüncüsü ticari entegrasyon ve ekonomik iş birliğiyle ilgilidir.”

ABD’nin çoğu, ticaret anlaşmasından çekilmesi, Donald Trump’ın dünya görüşünün bir tezahürü olsa da korumacı eğilimler geçmişte de gündemdeydi. Trump sonrası dönemde de ortadan kalkmayacak. Aksine, Batı hakimiyeti tarihinin bir parçasıdırlar. Partiler arasında, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar ABD’nin, Çin ile iş ilişkisini değişen derecelerde değiştirmesi gerektiği konusunda hemfikir. ABD’nin tek taraflı çıkışıyla birlikte Trump, Çin’e karşı, bu karttan da vazgeçti. Trans-Pasifik Ortaklığı, Çin’i bir yabancıya çevirebilirdi. Başta Japonya olmak üzere Avustralya, Yeni Zelanda ve Güney Kore bu anlaşmanın bir parçası olarak, kalan ülkeler arasında yer alıyor.

Buna karşılık tarifeler, ABD’li tüketiciler için maliyetleri artırırken, Çin’e LNG ve soya fasulyesi gibi malları, diğer tedarikçilerden tedarik etmesi için bir neden verdi. ABD ve Çin arasındaki ikili ticaret, 2018’de 737,1 milyar ABD Dolarına ulaşarak, Amerikan şirketlerinin Çin’de başarılı olmasına olanak sağladı ve çoğu genişlemeyi planlıyor: bu tür şirketler yalnızca üretim tesisleri kurmakla kalmıyor, aynı zamanda Çin’in yükselen orta sınıfına da satış yapıyor (yaklaşık 400 civarında), 600 milyon insan.

Çoğu uzman ve yetkili, Washington ile Pekin arasındaki (koronavirüs pandemisi tarafından şiddetlenen) artan ticaret gerilimlerinin bazı çokuluslu şirketleri iş modellerini değiştirmeye ve tedarik zincirlerini ABD’nin yeniden hizalanan kıyılarına yaklaştırmaya zorlayacağı konusunda hemfikir. Bazı Amerikan şirketleri, vergi ödememek için, üretimi Çin dışına kaydırıyor. Ancak Amerika Birleşik Devletleri’ne dönmek yerine, genellikle Asya’nın diğer bölgelerine taşınırlar. Vietnam, Tayvan, Bangladeş ve Güney Kore’den yapılan ithalat bu yıl önemli ölçüde arttı. Ancak Çin’den diğer bölgelere, böyle bir yer değiştirme süreci, yıllar olmasa da aylar alabilir. Çin’den (şimdilik) ayrılmayan ABD’li şirketler de ek tarife maliyetlerinin ne kadarını karşılayacaklarına ve ne kadarını tüketicilere yansıtacaklarına karar vermek zorunda kalacaklar.

 

AB ile Anlaşmazlık

AB ayrıca Çin’i ve Yeni İpek Yolu’nu, küresel bir ticaret gücü olarak, kendi çıkarlarına karşı bir meydan okuma olarak görmektedir. Covid-19 pandemisi, Avrupa’nın ilaç gibi stratejik alanlarda, Çin tedarikine olan aşırı bağımlılığının altını çizdi. Lakin bir yıl önce, bir iletişimde, AB zaten “sistemik rakip” eklenmesiyle, AB düzeyindeki tüm aktörler tarafından kapalı kapılar ardında “Çin, yalnızca bir ticaret gücü olarak değil, aynı zamanda teknolojik ve politik alanlarda da Avrupa için bir tehdittir. Kalkınma ortakları için alternatif model.”dir şeklinde bir değerlendirme yaptılar.

 

 

Çin – AB’nin Yeni "sistemik rakibi"

Çin’in, AB’de yeni algılanmasının nedenleri yeni değil. Yirmi yıldır, Avrupa’nın küresel değer zincirlerindeki payı Çin lehine geriledi. Çin, geçmişte Avrupalı ​​şirketlerin hakim olduğu satış pazarlarını giderek daha fazla işgal ediyor. Halk Cumhuriyeti, şu anda üretilen tüm ürünlerin yaklaşık %30’unu, paslanmaz çeliğin %50’sini ve akıllı telefon, dizüstü bilgisayar üretiminde kullanılan tüm devre kartlarının %80’ini üretiyor. Almanya, Fransa, İtalya ve Büyük Britanya, artık Çinli tedarikçilere aşırı derecede bağımlı. Analistlere göre bağımlılık o kadar ileri gidiyor ki, Avrupa ülkeleri bazı stratejik ve hayati sektörlerde ulusal egemenliklerini tamamen kaybettiler. Ek olarak, Xi Jinping altında artan otoriterlik, BRI aracılığıyla ticari ilişkilerin derinleştirilmesinin, otomatik olarak daha fazla demokrasi ve insan haklarına yol açmadığının kanıtı gibi görünüyor. Hong Kong ve Sincan’daki olaylar da Çin’in uluslararası liberal Batı tarzı bir düzene, onu etkilemeden entegre olmaya istekli olmadığını gösteriyor.

AB, Çin Komünist Partisi’nin, genel sosyal ve ekonomik yaşamdaki rolünün yaygın bir şekilde onaylanması nedeniyle, Çin’de anlamlı ekonomik reformlar yapma umudunu yitirdi. BRI, AB tarafından güç ve bağlanabilirliği birleştirmek için, Avrupa piyasa ekonomisinin kurumlarını kullanma girişimi olarak algılanmaktadır. Bu perspektiften BRI, mevcut sınırların ötesinde, kişisel çıkarları savunmayı amaçlayan tekno-milliyetçi bir gündemdir. Bu arka plana karşı, “Made in China 2025” bir fırsat olarak değil, bir tehdit olarak algılanıyor.

Çin’in yeni dış ticaret duruşu, Avrupalı ​​politikacılar tarafından en azından Çin hükümetinin krizi varlıkları ucuza almak için, bir fırsat olarak kullandığı Euro krizi sırasında hissedildi. Bunun bir örneği, Yunanistan’daki Pire limanıdır: 2008’de devlete ait China Ocean Shipping Company (COSCO), bir konteyner terminali işletmek için, Yunan hükümetiyle bir kira sözleşmesi imzaladı. 2016 yılında COSCO, liman şirketi PPA’nın %51'ini devraldı. BRI’nin stratejik bir parçası olarak Pire, Çinli BRI analistleri için Avrupa’da “ejderhanın başı”dır.

Çin’in bu tür kazançlı anlaşmaları, siyasi kazançlarla nasıl birleştirdiği, 2017’de gösterildi: AB’nin Birleşmiş Milletler’de, Çin’deki insan hakları durumunun iyileştirilmesine ilişkin planlanmış bir ortak deklarasyonu Yunan hükümeti tarafından engellendi. Hem AB Ticaret Komiseri hem de NATO Genel Sekreteri, AB hükümetlerini BRI kapsamında altyapı ve hassas teknolojiler edinme çabalarında özellikle dikkatli olmaya çağırıyor. AB’nin rekabet şefi, hükümetlerin stratejik olarak önemli şirketlerde hisse almayı düşünmeleri gerektiğini önerdi. Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya, yeni koruyucu önlemleri açıkladı. Yatırımları gözden geçirme prosedürü olmayan İsveç, acil durum köprüsü planlarını ilerletti.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar