6240 Defa Okundu

Görebildiğimiz bunlar.

Belki daha başka neler var neler, kimbilir..

İki masal kitabından söz ediyorum.

Bunlardan birinin adı Kelaoğlan Ak Ülke.

Yazarı Duran Yılmaz.

Bu sözde masal kitabında Hızır aleyhisselam ile ilgili ifadeler dehşet verici.

Şu ifadeler bakınız:  

""Hızır, baygın kızın üstüne, eğri büğrü dişlerini, çarpık suratını göstere göstere, şaşı gözleriyle baka baka yaklaştı. Baygın kızın ırzını lekeledi. Sonra oturdu, kızın başucuna. Onun ayılmasını bekledi. Kız ayılınca da: 'Bunu ağabeyine söylersen gebe kalırsın' diyerek birden yok oldu" dedi.

Bu kitap masal kitabıymış!!

Keloğlan Ak Ülke isimli kitaptaki Hz. Hızır’ın tasvirine bakınız:

“Eğri büğrü dişli, çarpık suratlı”…

Daha dehşetlisi Hz. Hızır bir kıza “tecavüz ediyor”.

Hem de “baygın bir kıza”!!!

Ülkemizde bir çevre var ki mukaddes değerlerimize her fırsatta  bu şekilde belden aşağı saldırıyor.

Bu saldırı yeni değil.

Sadece içerde değil dışarıda da var.

Dışarıdakileri “anlamak” mümkün fakat “içeridekilere” ne demeli?

Mukaddes değerlerimize bu dönemdeki kadar hiç bu kadar dehşetli şekilde saldırılmadı.

Dostlar!

Tasavvur edebiliyor musunuz, Hızır aleyhisselam baygın bir kıza “tecavüz” ediyor !!!

Bu ifadeler sözde bir masal kitabında yer alıyor.

Tertemiz dimağlar bu iğrenç ve pespaye lakırtılarla kirletiliyor.

Bu hezeyanlara nasıl müsaade edilir?

Bu kitabın yayın tarihine baktım internetten.

1980 yılında yayınlanmış.

Demek ki, bu sözde masal kitabı 40 yıldan beri mevcut.

Böyle daha başka ne hezeyan ihtiva eden sözde masal veya ders  kitabı var, kimbilir?

Gündeme gelen veya tespit edebildiğimiz bir masal kitabı daha var.

Bu sözde masal kitabının adı Gül ve Düşün.

Yazarı Musa Dinç.

Bu kitapta da tecavüzcülük idealize edilmiş.

Müstehcen ifadeler var.

Maalesef bu ve benzeri vakalar münferit değil.

Geçen sene bir vilayetimizin “Halk Kütüphanesine” gitmiştim.

Özellikle çocuk kısmındaki kitapların sadece isimlerine ve kapak kompozisyonlarına  “göz atmıştım”.

Oradaki intibalarımı “Böyle Halk Kütüphanesi Olur mu?” başlığıyla kaleme almıştım.

Arzu eden okuyucularımız internetten girerek bakabilirler.

Peş-peşe üç farklı tarihte kaleme aldığım o yazımda özetle üç hususa dikkat çekerek şunları ifade etmiştim: .

Birincisi yazarların büyük bir çoğunluğu yabancı.

Hiç mi bizim yazarımız yok?

Türk-İslam klasikleri yok mu?

İkincisi gerek kitap isimlerinde ve gerek resimlerde domuz sempatikleştiriliyor.

Körpe dimağlara bu yapılır mı?

Üçüncüsü âdab-ı muaşeret hiç yok.

Çocuklarımıza bu yaşta edebi öğretmeyeceğiz de neyi öğreteceğiz?

Temmuz 2019 tarihindeki yazımın özeti böyleydi.

Efendiler!

Lütfen çocuklarımızın okuduğu kitapları kontrol edelim.

Belki çocuğumuzun her okuduğu kitabı kontrol etmeğe zamanımız ve müktesebatımız kafi gelmeyebilir.

Bilenlere soralım.

Ebeveynlerin temel vazifesi çocukların ceplerini doldurmak değil, ruhunu tatmin etmektir. Çocuklarımızın ruhlarını sahih bir inanç ile tatmin edebilirsek, onlar ceplerini de doldururlar gözlerini de.

Ruhları tatmin edilen çocuklarımız hem karakterli olurlar hem de ahlaklı…

Ruhları tatmin edilen çocuklarımız başkasının cebine göz dikmez.

Ruhları tatmin edilen çocuklarımız hırslı değil azimli olur.

Biz, çocuklarımızın ceplerini doldurmadığımızdan dolayı hesaba çekilmeyiz.

Ama bizler, ruh dünyası bomboş ve alabildiğince midesi doldurulmuş olan çocuklarımızdan dolayı hesaba çekiliriz/çekileceğiz.

Bir atasözümüz vardır:

Herkes sıfatını söyler.

Hz. Hızır’a “çarpık suratlı” diyenler kendilerini aynada görmüşlerdir.

Çarpık suratlı olan sensin!

Keşke biraz edepli olmayı öğrenseydin.

 

Yorumlar