976 Defa Okundu

Geçenlerde yönetmen Faysal Soysal’ın Üç Yol filmini izleme şansı buldum. Filmin hikayesini takip etmek kolay değil. Ama izleyen herkeste farklı duygular uyandıracaktır. Bu anlamda tavsiye ederim.

Filmde pek çok konu işleniyor. Savaş, soykırım, aşk, inanç, rüyalar… Bir de intiharlar. Filmde belki de en fazla ön plana çıkan duygu intihar. Zira film bir intihar girişimi ile başlayıp intihar ile bitiyor. Esas kızın intihar etmiş şairler hakkında doktorası bile var. Daha ne olsun?

Böyle olunca diyaloglarda intihar ile ilgili şiir ve hikayeler oldukça iyi yer tutuyor. Bir intihar hikayesinde Batmanlı genç kız nişanlısı onu terk ettiği gün intihar edip etmeyeceğine papatya falına bakarak karar veriyor. Fal “sevmiyor” çıktığı için kaleden atıyor kendisini.  

Kız “Batman’daki tüm intiharlar aşk yüzünden mi?” diye sorunca oğlan da “Hayır” diyor “çarpık sevgi anlayışından” … Filmle ilgili anlatmak istediklerim buraya kadar. Şimdi filmi bırakıp kendi gerçekliğimize dönelim. Film eleştirmeni olmaya niyetim yok. Bir derdim var.

Çarpık sevgiden intihar olur da çarpık güvenden intihar olmaz mı? Elbette olur. Çarpıtılmış ve rayından çıkarılmış tüm duygular insanları intihara götürebilir. Hatta ülkeleri bile…

Peki bir ülke için (özelde Türkiye) çarpık güven anlayışı neyi ifade ediyor? Bu sorunun çok basit bir cevabı var. Kime ve ne kadar süre güvenebileceğimize dair tüm kriterlerimiz yok edilmiş durumda.

Elimizde hiç kimseye güvenmemek için çok fazla delil var. Ama aynı zamanda belli bir kesime gereğinden fazla güvenen milyonlarca insan da var. Bu kadar insan böyle bir ortamında neden belli bir kesime aşırı güvenir? Cemaatine, muhalefete ya da iktidara bu kadar bağlanır?

Belli bir kesime ne kadar güven duyabileceğimize karar verirken sağduyumuzu kullandığımızı sanmıyorum. Sanki herkes bu güven işini papatya falı ile hallediyor. Yoksa milyonların sonuna kadar güvendiği kişiler neden başka milyonlar için en büyük tehlike olsun?

Sebep inanç değil. Güvenmek başka inanmak başkadır. Önümüzde peygamberimizin örnekliği var. Zira onun yaptığı davete inanmayan müşrikler ona dünyalık işlerde son derece güven duyuyorlardı. Demek ki bir şeyleri yanlış yapıyoruz. Bunun tespitini yapmalıyız.      

 Bu güven meselesini halletmemiz gerekiyor. Her zamanki gibi değil. Sağduyumuzu kullanarak. Güvenilecek kişileri bulup onlara güvenme cesaretini göstermeliyiz. Yoksa sonumuz kötü. Bu çarpık güven beni korkutuyor. Kendimi uçurum kenarında hissediyorum.

Hangi görüşte olduklarına bakmadan memleketteki güvenilir ve cesur kişiler acilen tespit edilmeli. İşlerin başına bu güvenilir kişileri getirmedikçe uçurumdan uzaklaşamayız. Bu teklifime herkesin karşı çıkacağını biliyorum. Ama uzun vadede tek çözüm bu.  

Şunu unutmayalım. Bu ülke uzun yıllardır zaten kayırmacılıkla, hemşericilikle, nepotizmle, din, dil, ırk ve ideoloji sömürüsü ile yönetildi. Ne olur yani biraz da akıl ile yönetsek? Hem belki böylece önümüzü de görürüz. Çok şey mi istiyorum? Belki de…       

Yorumlar