1148 Defa Okundu

Gençlerin tâbiriyle “ne coronavirüsmüş arkadaş”. Dünya dünya olalı böyle paniklememişti. Türkiye Covid19 haritasında tertemiz görünüyor. Bütün dünya kırmızı, Afrika ve Türkiye yeşil...

Fakat bu kimseyi aldatmasın. Bizi bekleyen daha büyük bir belâ var, Allah korusun, Allah muhafaza eylesin...

Ne iki defa çıkarılan cihan harbleri ne veba salgını ne şu ne bu... Dünyayı tek başına altüst eden en büyük hadisenin adı mikroskopa görülebilen şu yeni versiyon (nevzuhur) Corona-2019. Kısa adıyla Covid19.

Türkiye’liler rahat. Fakat zehi gaflet... Bizi bekleyen tehlike Covid19’a beş basar... Yàni Covid19’dan en az beş kat daha tehlikeli.

Malûmâlileri İstanbul yàni gerçek payitaht, Türkiye ekonomisini çeviren merkez büyük bir deprem bekliyor!. Zelzelenin eli kulağında...

Son gelen bilgi: Adalar fayı da çatırdıyormuş... Bu fay Yalova fayından farklı. Yàni uzmanlara göre artık korkumuzu beşe katlamak zamanı. Panik yapmayın demeyeceğim, bilakis yapın ve mümkünse İstanbul’dan hemen hiç vakit kaybetmeden köyünüze kaçın...

Vallahi durum ciddî, billahi ciddî...

Beklenen büyük İstanbul depremi eğer (bazı uzmanların ısrarla söylediği gibi) Adalarıh güneyine kadar gelen eski kırıkla beraber (yàni iki kırıkla birden) oluşursa (ihtimali yüksekmiş) İstanbul’da taş taş üstünde kalmayabilir. Ve bu felâket de bizim coronamız olur… Muhafazallah.

* * *

Felâket tellalımıyım? Elbette hayır. Lâkin uyarılarımız bazılarına mutlaka böyle dedirtecektir. Zira onlar millet her daim uyusun isterler. Mühim olan onların huzurudur. Onların evleri, binaları zaten çok sağlamdır...

Eskiden, hasseten payitahtta böyle adamlar yaşarmış. Her felâkette ortaya yeni korkular yaydıkları için  isimleri “felâket tellalı” olmuştu…

Depremler, yangınlar yahut salgınlar onlar için bulunmaz fırsattı. Hemen her áfetten sonra ortaya dökülür, hattá savaş zamanlarında bile kolları sıvar, dedikodu üstüne dedikodu yayıp ortalığı iyice karıştırırlardı.

Meselá 1766'da yaşanan ve ‘‘küçük kıyamet’’ denilen depremle 1894 sarsıntısından sonra da İstanbul halk aylarca evine girmemiş, sokaklarda ve kırlarda yatmıştı.

Fakat korkunun asıl sebebi deprem değil, “Küçük kıyamet geldi geçti, büyüğü yolda ve iki gün sonra kopacak” türündeki “felâket tellalı” heriflerin lakırdılarıydı...

Korku, endişe ve panik içerisindeki o iki gün bir türlü geçmedi ama İstanbul halkının kıyametin kopmadığını görüp sakinleşerek yeniden evlere gimesi birkaç ay sürmüştü...

Mühim olan hayırlı olanı istemektir. Biz Allah’tan hayrı istiyor, hayırlar umuyoruz. İnşá’allah umduğumuz olur, felâketler zuhur etmez. Lâkin  Allah bize tedbirden sonra tevekkül diyor. Size akıl verdim, hayvanattan farkınız var buyuruyor!

Bütün jeoloji uzmanları hususen zelzeleler konusunda hazık kişiler büyük İstanbul depreminin (sarsıntısının) yakın olduğu konusunda hemfikir.

E,  günahlarımız da hayli fazla. Artık açıktan işlenen günahlar devrindeyiz. Müslüman bir toplumun yüzde doksanı beş vakit namazını kılmıyormuş. Gençler hayırlı işler (okumak, öğrenmek, vasıf kazanmak) dışında her türlü melânetle meşgul, her türlü ahmaklık işinin mübtelâsı olmuşlar.

Yaşlıların, bilgelerin sözü ayaklar altında. Zaten ayaklar baş olmuş, başlar ayak. Tepetaklak ehram büyük şair Necip Fazıl’ın tâbiriyle...

Bu durumda beklenen büyük İstanbul depremini hatırlatmak “felâket tellallığı” değil, bilakis felâket kovucu bir uyarıdır. Belki uyananlar olur, belki kendine çekidüzen verenler olur Belki, bile bile çürük bir binada ölümü beklemek yerine çıkıp mis gibi köylerine gider huzur içinde yaşarlar.

Bunların nesi  “felâket tellallığı”dır Allah aşkına? 

Yorumlar