2424 Defa Okundu

Dünya tarihinde darbelerin neredeyse her ülkede yapılmış olması, toplumları buna alışık hale getirmiştir. İnsanoğlundaki dünya hırsı, saltanat hırsı, olduğu müddetçe de herhalde kıyamete kadar devam edecek bir olaydır darbe.

Devletlerin zor durumlarında, savaş sonrası ekonomik sıkıntılı dönemlerin de,  ya da yönetimsel sıkışıklık zamanların da meydana gelen darbeler, genellikle devlet yönetmeyi dışarıdan kolay görenler için en mantıklı fırsat olarak görülmüşlerdir. Ve davulun sesi uzaktan hoş gelir misali “biz daha güzel yönetiriz” mantığı ile harekete geçmiştir darbeciler.

Osmanlı devletinin son dönemlerinde, onlarca kez denenen darbe girişimleri, Avrupalı sözde müttefiklerimizin inanılmaz destekledikleri muhaliflerce, farklı farklı yollarla denedikleri halde başaramadıkları darbeler, darbecileri artık çıldıracak seviyeye getirmiştir.

Kendi isteklerini yapmayan Padişahları indirmek için olmadık yollar aramışlar, bombalı suikastlar den tutun da zehirlemeye varana kadar, hatta açıkça katlederek devlet yöneticilerini değiştirmeye çalışmışlardır.

Ancak ne yapsalar da, hangi padişahı indirseler de, hiçbir zaman Osmanlı Saltanatını değiştiremedikleri için arzu ettikleri düzeni kurmamışlardır.

En sonunda çareyi, satın alınan devlet adamlarının oyunları ve siyasi alavereler ile Osmanlı devletini zayıflatıp, gerçek bir savaşa gitmekte buldular.

Savaş sonrasında Osmanlı devletinin birçok cephede kahramanlık gösterircesine kazandığı savaşların, yazdığı destanların, verdiği şehitlerin - Allah onlara rahmet eylesin – sonucu ne oldu peki.

Ne kazandık?

Ne kaybettik?

Çanakkale geçilmez destanını hâlâ gururla çocuklarımıza anlatıyoruz, ama verilen o kadar şehide rağmen ne oldu da bir müddet sonra İngiliz gemileri tek bir kurşuna maruz kalmadan İstanbul limanlarına demirledir.

Kazandığımız savaşlar ne uğrunaydı, verdiğimiz şehitler ne uğruna öldüler, her bir neferimizin gayesi Devleti Âliye-yi Osmaniye’nin yani dünyada İslam devletinin sancaktarlığını yaptığı halifeye zeval gelmemesi için değil mi idi bunca kayıp.

Tüm dünyadan, Afrika dan, Endonezya sına kadar, Türki cumhuriyetlerinden, Malezya halkına kadar yardıma koşan tüm dünya Müslümanlarının tek amacı Dünyada İslam bayraktarlığı yapan Osmanlı devletinin ayakta kalması değil mi idi ?.

Hristiyan toplumu ebedi düşmanları olan Osmanlı devletinin yüzyıllardır huzurla yönettiği birçok toprağı almayı başardılar. Ve Devletimiz Anadolu topraklarına hapsedildi.

Bu anlattıklarımı ilköğretim seviyesindeki her çocuğumuz bilmektedirler belki,

Ancak dikkatiniz çekmek istediğim esas konu şu.

Sonra ne oldu?

Tamam Osmanlı devleti artık Anadolu da yaşayacak bir devlet haline geldi. Ama uğruna neredeyse bir kıta toprağımızı ve yüzbinlerce şehidimizi verdiğimiz Devlete ne oldu.

Ellerinden gelse Türk milletini kökten yok edecek olan Hristiyan topluluğu “yeter artık bu kadar aldığımız” deyip bizi kendi halimize bırakıp gittiler mi?

Yoksa elimize bir liste tutuşturup, yeni bir devlet kurmamızı ve onların olmasını arzu ettikleri maddeleri tek tek hayata geçirmemizi istedikleri için mi sessizce gittiler.

Bu sorunun cevabını siz verebilirsiniz, bunun için yaşadığımız devletin kanunlarına, Avrupalı (!) dostlarımıza ne kadar benzediğimize, halkımızın yaşayış biçimine, hayat tarzımıza bakmanız yeterli.

Osmanlı devleti okullarında eğitim almış ve türlü türlü cephelerde savaşmış ve sonra devlet yöneticisi olan o zaman ki devlet ricali neden, korumak için o kadar bedel ödediğimiz değerleri teker teker değiştirmişlerdir.

Verilen tüm kayıplar ödenen bedeller ne uğruna verilmiş oldu?

Mesela Avrupalı düşmanlarımız savaşta galip gelse, devletimiz ele geçirselerdi ve bizi sömürge haline getirselerdi yapacakları ilk şey alfabemizi değiştirmek, saltanatı kaldırmak, hilafeti kaldırmak, din eğitimi öğretimini yasaklamak velhasıl bizim dinimizle aramızı açmak filan olurdu değil mi?

Peki, şimdi ne oldu, bu savaştan biz mi galip ayrıldık acaba?

İlkokul yıllarımızda tarih kitaplarında bize Osmanlı devletinin köhnemiş eskimiş olduğu öğretildi. Köhne ne demek acaba diye merak ederdim.

Peki, hakikaten öylemi idi,  evet eski bir milletiz birkaç bin yıl öncesine kadar uzanan tarihimiz mevcut.

Ama köhnemiş ne demekti. Eskiyen her şey köhnemi oluyordu acaba? Devletin bozulan bir sistemi varsa ise düzeltmek kimin görevi idi. 600 yıldır bu topraklarda yaşayan bu devletin kanunları, halkın yaşam tarzları, medreseleri, neden kökten değişmek zorunda idi.

Araplara ait olduğu iddia edilen alfabemiz neden son derece kısır ve yetersiz olan latin alfabesi ile değiştirildi?

Hakikaten bu bir gelişme mi idi yoksa dikta edilen bir değişme mi idi,

Tarih de alfabesini değiştiren iki milletten biri olduğumuzu biliyor musunuz?

Birisi İsrail’dir. Evet Latin alfabesinden, kendilerine ait olduğunu düşündükleri İbraniceye geçmişlerdir.

Ya biz?

Latin alfabesi kime ait?

Bizim edebiyatımıza, kitaplarımıza, kültürümüze, ne kadar uygun,  Türk dilindeki her sesimizi karşılayacak harfi var mı mesela?

Ya da yürürlükte olmasına rağmen uygulamada olmayan şapka kanunu? Amacı ne acaba çok merak ediyorum.

Ecnebilere benzemek dışında zerre kadar bir faydası olmayan bir mecburiyet değil mi?

Cumhuriyet dönemin de çıkarılan yasakların ya da mecburiyet kanunlarının mantıklı pek bir tarafını görebiliyor musunuz?

O dönemde çıkarılan tüm yasaların, değiştirilen düzenin, cumhuriyet inkılaplarının sanki bizi mağlup eden devletlerin istedikleri listedeki maddelerin teker teker harekete geçmiş hali gibi görünmüyor mu size de?

Cumhuriyetin ilk yılların da aşırı radikal alınan kararları biliyor musunuz; sanki birilerine göstermeye çalışırcasına halka edilen zulümler, istiklal mahkemelerinin önce asıp sonra yargılama yaptıklarını duymuşsunuzdur bunlar hikâye değil gerçek olaylardır.

Güya mahkeme kararı adı altında yapılan zorbalıkları anlatmaya ne bu köşe yeter, nede kitaplar.

O zamanki basın yayın tabi ki memleketteki olanı biteni Yapanların arzu ettikleri gibi neşrettikleri için olayları sadece yaşayanlar gerçekten bilebiliyorlardı.

Yabancı ve sömürgeci değil dikkat edin Türkiye devletinin Türkiye halkına ettiği zulümleri anlatmaya çalışan birçok yazar, yayın yasaklarından ve hapis korkusundan dolayı ülkeden kaçmak zorunda kalmışlardır.

80 li yıllarda kalkan yasakların ardından 40-50 li yıllarda yazılan ve o dönemi anlatan birçok yayına ulaşabildiğimiz halde, okuma seviyemizin çok düşük olmasından dolayı zaten toplumumuzun büyük kesimi bu tarihi gerçeklerden haberdar değillerdir.

Zaten Toplum mühendislerimizin başarılı bir şekilde Futbol ile Magazin ile sosyal medya ile uyuttuğu gençliğimizin, güncel dilinden biraz uzak bu yayınları okuması da çok mümkün görünmüyor.

Ayrıca birde koruma kanunları var. Kimi neyden koruduğunu izaha muhtaç kanunlar.

Neden bir kişiyi ya da kurumu korumak için kanun çıkarılır?

Kimden korumak için?

Doğru yapılan bir işin neden korumaya ihtiyacı olabilir ki?

Ya da bir devlet adamına mahsus korumak için özel bir kanun çıkartmanın mantığı neydi?

Zaten devlet büyüklerimiz halkın önderleri değiller mi?

Zaten onlara saygı duymak gerekli değil mi?

Onlara Hakaret etmenin suç olmasından daha doğal ne olabilirdi ki?

Yoksa…

Sonradan değiştirilmesinden korktukları için veyahut yapılanların doğru olmadığını bildikleri için mi bütün bunları korumak için yasalar çıkarmaya ihtiyaç duydular?

Evet bu devleti kim kurdu sizce?

Yorumlar