Hep bir mazeretimiz vardı ve biz masumduk. Masumduk zira mazeretli idik. Gelişemedik, dönüşemedik, yenilenemedik, düzeltemedik, elde edemedik, başaramadık, iyileşemedik çünkü mazeretimiz vardı.

Hep bir mazeretimiz vardı ve biz masumduk.

Masumduk zira mazeretli idik.

Gelişemedik, dönüşemedik, yenilenemedik, düzeltemedik, elde edemedik, başaramadık, iyileşemedik çünkü mazeretimiz vardı.

Önü sonu belirlenmemiş, hesabı yapılmamış '' mazeret '' kavramını, Devletimiz bile bizlere makul bir sözcük gibi sundu. Mazeretiniz mi var? Peki, tamam o halde denildi.

Neydi bu mazeret !?

Herkesin tepe tepe kullandığı ve kullanıla kullanıla aşınmışlık haline uğrayan mazeretin sınırları yok muydu?

Bu kadar mı suçluydu bu mazeret?

Herkesin sırtında ki yumurta küfesini alan, herkesi bir anda temize çıkaran mazeret nasıl bir büyüye sahipti?

Dar bir içerik ve kullanım alan ve imkanı olan mazeret, tepe tepe ve hayasızca kullanıldı. Aslında bu kavramın arkasına sığınıldıkça nice umutlar, hayaller, gelecekler kararıp gitti. İnsan, bu kavram arkasına sığındığı sürece başaramayacak ve mutlu olamayacaktı. Bir de mazeret kavramının kardeşleri var zorda kaldığımız zaman imdadımıza yetişen.

Kadercilik!

Olmadı, başaramadım, elde edemedim, ulaşamadım ama demek ki hakkım da hayırlı olan buymuş

Olmadı, başaramadım, elde edemedim, ulaşamadım demek ki daha zamanı değilmiş gibi sığınılacak başka afyonlarımız da var bizim. Hülasa biz masumuz…!

Öyle ya, kabahati altın eylemişler de sahiplenen olmamış. Başarısızlıklarımıza çözümler aramak, aksayan yerleri teşhis ve tedavi etmek değil, hep bir suçlu aramaktı bize düşen. Hep bir gerekçemiz olmalı ve olumsuz sonuçtan yana bir başkası suçlu çıkmalıydı. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru hamleler yapamadım. Bu anlam da kendimi yeterince yetiştirmedim. Kendime yatırım yapmadım demek öyle her babayiğidin harcı değildi. Hem neden böylesi büyük bir külfetin altına sokalım ki kendimizi.

Mazeret, kader, kısmet ve belki de böylesi hayırlı gibi uyuşturucularımız varken…!

Engelleri, sorunları, zorlukları aşmak önemli bir bedel ödemeyi göze almaktı. Emek vermek, çaba harcamaktı. Kimi zaman uykudan, kimi zaman eğlenceden ve kimi zaman başka ilgi alanlarımızdan tavizler vermek demekti başarmak. Bunlar kolay kolay göze alınır bedelleri değildi elbette. Kimilerimiz için yokluk bir mazeretti. Kimilerimiz için mesafeler. Kimilerimiz için kaynakların kıtlığı. Kimilerimiz için annelerimiz, babalarımız, çevrelerimiz…

Masumduk biz. Her ne kadar başaramamış olsak bile masumduk. Saydığımız ve sayamadığımız kadar çok mazeretimiz vardı bizim. Kalkmak, yorulurken bile yürümek bize göre değildi. Çalışmadan, emek ve çaba harcamadan da kazanmak mümkündü? Ve hep saklandık, korktuk gerçeklerimizle yüzleşmekten. Evvela ve mutlaka içimizde ki biz ile mücadele etmeyi göze alamadık. Bizi tökezleten, kandıran, uyutan ve uyuşturan bizden bir türlü sıyrılmak istemedik. Bizi kandıran, sindiren, pasifize eden biz ile mücadele etmek aklımıza dahi gelmedi.

Başarmak için, galip olmak için, kazanmak için hadi buyrun, başkalarını değil bizatihi kendinizi hedefe koyduğunuz makul, makbul, mümkün ve elzem olan savaşa…