4316 Defa Okundu

Her akademisyen gibi bendeniz de 7-8 kitap kaleme aldım ve yayınlandı.

Maksadım tefahür etmek değil elbette.

Mesleğimizin gereği olarak sahamızla alakalıydı. 

Arzu edenler internetten bakabilirler.

Benim anlatmak istediğim daha başka ve daha mühim bir husus var.

Anlatmak istediğim ve çok önemli olduğunu düşündüğüm bir hususu izah edebilmek için “7-8 kitabın yazarı” olduğumu ifade etmek durumunda kaldım.

Türk-İslam irfanında “övünmek” yoktur, bilirsiniz.

Kendimize güven olmalı fakat “gururlanmak” olarak tarif edilen “kendini beğenmek”, bizim irfanımızda yoktur.

Bizim memlekette “gurur” lafı mebzul şekilde kullanılmakta olsa da, bunu kullananların çoğunun farkında olduğunu zannetmiyorum.

Benim çok önemli gördüğüm ve anlatmak istediğim şuydu:

Besmele.

Çok kitap yazmış olabilirsiniz.

Kendinize göre çok “başarılı” olabilirsiniz.

İcatlar yapmış, “Türkçe olimpiyatlarda” şarkılar ve türküler söylemiş hatta söyletmiş de olabilirsiniz.

Savaşlar kazanmış, devletler kurmuş da olabilirsiniz.

3-5 lisan biliyor da olabilirsiniz.

Adınızın önünde bir “çuval” unvan da olabilir.

Ama Besmele’den habersiz iseniz kocaman bir sıfırsınız.

Yani “solunda” (1) olmayan bolca sıfır.

Mesela Japonya’ya atom bombasını atanların Besmeleli olmadıkları malum..

Birinci Dünya Savaşını başlatanların da öyle...

Besmele’yi bildiği halde “uzak” ise o zaman sadece sıfır değil eksilerden söz edilebilir.

Yani derekedesiniz. (Dereke, derecenin tersidir)

Dükkânının kapısına kocaman “Besmele” asıp müşterisini aldatan sahtekârlardan söz etmiyorum. 

Veya miting meydanlarında eline Kur’an-ı Kerim sallayarak rey devşirenlerden de bahsetmiyorum.

Namaz “şovu” yapanlar bizim kapsam sahamızın dışındadır.

Bir örnek verelim: 

Fatih Sultan Mehmed.

Besmeleli bir komutandır.

Besmeleli bir hükümdardır.

Fatih Sultan Mehmed Besmeleli olduğundan dolayı Ayasofya bugüne kadar yaşayabilmiştir.

Ayasofya’nın yaşayabilmesi camiye tebdil edilmesiyle mümkün olmuştur.

Sökün, Ayasofya’nın dört yanındaki minareleri çöker o nadide bina.

Minare, ezanın okunuyorsa minaredir. Yoksa sadece “dikey” duran bir “yükseltidir”.

Ayasofya Kilisesi, Fatih Sultan Mehmed tarafından camiye dönüştürülmeseydi Ayasofya’nın bugüne kadar yaşaması mümkün değildi.

Diyeceksiniz niye?

Efendim, bir binanın yaşayabilmesi için bakıma, onarıma ve ihtimama ihtiyacı vardır. Bunun için o binanın içinde, dışında ve çevresinde insanlar olmalı. 

Ayasofya camiye tebdil edildikten sonra her gün ibadet yapılmıştır içinde.

Ayasofya camii olduktan sonra içinde sadece her gün değil, günde beş vakit ibadet yapılmıştır.

Ayasofya Osmanlı irfanında “bir numaralı” camiidir.

Ayasofya sadece camii değildir aynı zamanda “kılıç hakkıdır” ve fethin sembolüdür. 

İstanbul, Haçlı seferleri sırasında (1204) yağmalanmış ve Ayasofya’nın nadide eserleri perişan edilmişti.

Ayasofya’nın Osmanlı himayesinde olması en büyük talihtir.

Osmanlı müsamahası (hoş görü değil) olmasaydı Ayasofya’nın yerinde yeller eserdi.

İşte Osmanlı’yı “Osmanlı”  yapan Besmeleli olmaktır.

Osmanlı’nın Besmeleli olması sayesinde Ayasofya bugün yaşamaktadır.

Balkanlarda, Balkan ahalisi bugün mevcudiyetini devam ettiriyorsa bunu Osmanlı’nın Besmeleli olması sayesindedir.

Besmele işte bu kadar mühimdir.

Siz bakmayın Yunanistan’ın zaman zaman “efelenmesine”.

Yunanistan’ın özünü teşkil eden Rum unsuru Osmanlı’nın müsamahasıyla mevcudiyetini muhafaza etmiştir.

Yunanlı tarihçi Dimitri Kitsikis’i dinleyin. Halen yaşamakta olan bir ilim adamıdır ve Osmanlı’nın Yunanistan’ı himaye etmesi gerektiğini söylemektedir.

Bizimkilerden bazılarının Yunanistan’dan  “ürkmelerine de” bakmayın. Bunlar köklerinden koparılmış “divanelerdir”.

Başlığımıza dönüyorum ve diyorum ki,

Besmele bu kadar mühimdir.

Bir kişiye besmele öğretmek, cihana değer.

Besmele öğretilen “kişi” çocuk ise dünyayı şekillendirirmiş olursunuz.

Hem öyle bir dünyayı “şekillendirmiş olursunuz ki, barış, huzur ve refah vadisi olur dünya.

Huzur vadisi olan dünya, ahiretin tarlası olur ve ebedi âlemine de yatırım yapmış olursunuz.

 Minnacık bir yavruya besmele öğretmek cihana değer.

Efendim, besmele dört kelimeden meydana gelir ve tamamı Türkçemize kazandırılmıştır. Zira ecdadımız irfanıyla şekillenen lisanımız, besmeleyi kucaklamış ve bağrına basmıştır.

Ayrıca Türkçeye “çevirmeye” falan gerek yoktur Besmele’yi 

Daima hayırla andığım ve ellerinden öptüğüm hocalarım “Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismiyle başlarım” şeklinde anlatmışlardı bize besmelenin anlamını.

Bakınız,  besmelede “Rahman”, “Rahim”, “Allah” ve “İsim” kelimeleri vardır ve bunların hepsi Türkçemizdedir.

Besmeleli olmak işte bu kadar mühimdir.

Bir minik yavrumuza Besmele öğretmek, kıtaları fethetmeğe değer.

Seçim kazanmaktan önemlidir.

Yol, köprü, hava alanı yapmaktan daha değerlidir.

Besmeleli nesillere hepimiz muhtacız.

Besmeleli nesillerden zarar gelmez.

Besmele şovu yapan “besmele istismarcılarından” söz etmiyorum.

Reklam yapmadan ve Allah rızası için yavrularımıza Besmele öğreten gönül erlerine selam olsun.

Ne mutlu Besmele çekebilmek ve çekilmesine vesile olmak..

 

Yorumlar