324 Defa Okundu

Tarikatlarda olduğu gibi Bektaşilikte da kisveye önem verilmiştir. Bir derviş, pîre hizmet edip hizmetin şartlarını yerine getirmişse ve pîri ondan razı olmuşsa, seyrü sülûkunu yerine getirmiş olur ve kendisine gerekli olan şeriat ve tarikat ilimlerini öğrenerek amel etmiş sayılır. Bu durum, sahib-i tarîk'in, şeyhliğe ve posta layık olduğunu gösterir. Şeyh; bu kişiye sofra, çerağ, tuğ ve âlem gibi sembolik değeri olan emanetleri verir ve seccadeye geçirmek suretiyle onu icazetle ödüllendirir (Sarıkaya, 2002: 199).

Hırka: Tasavvufun ilk dönemlerinde sûfî kisvesi ‟hırka” kelimesi ile karşılanmakta idi. Hatta bu dönemde şeyhin dervişine giydirdiği tâc, ona verdiği herhangi bir örtü, mendil veya gömlek, “hırka” kapsamında değerlendirilmiştir (Uludağ, 1995: 373). Palheng Taşı: İmam Caferi Sadık Hazretlerine izafe edilen Fakr-name’de (y.32) Palheng hakkında, “Tennure ve Palheng yediler ve kırklardandır. O Palhengin kenarı yedi gerektir. Onun için ki Hak Ta-âla gökleri ve yerleri yedişer yarattı. İklim ve yıldızı yedi yarattı. “Halak-a seb-a semavat-in ve minel arz-i mislehünne” (65 Talak suresi Ayet 12) Hak ta-ala yedi kat göğü ve yerde de onun mislini yaratan Allah’tır. Âdemin yedi azasının her birine secde olundu Pes malum oldu ki yedi gizli gerektir.” ifadeleri yer alır. Fakr-namedeki Palhengin kenarının yedi köşeli olması gerektiği kayıtta bu da yedinci imam ile ilgili Kur’an’daki yedi kat gök, yedi kat yer, yedi seyyare ve yedi aza ile orantısı var. Yedi aza secde edilişte yere değen yedi uzuvdur.

Meydan Taşı: Bektaşi meydanında çerağ tahtı yani taht-ı Muhammedî önünde yerden iki veya üç parmak yüksek bir zemin üzerine temiz bir örtü örtülür ve bunun da üstüne büyükçe bir teslim taşı korlar. Çerağ tahtına yapılan niyazlar bunun üzerine yapılır. Buna meydan taşı denir. Bir de Hacim Sultan makamı olarak bilinen ve suçluya ceza makamını temsil eden meydan taşı vardır.
Haydariye: Eteği belden biraz aşağıda, kolsuz, önü açık bir çeşit yelektir, tennure üstüne ve hırka altına giyilir. Çoğunlukla dervişler giyer ve 12 dikiş sırası vardır. Yakası kıvrımsız, kolsuz ve düğmesizdir. Beyaz, hâki ve kahverengi devetüyü, açık koyu yeşil, bej kumaşlar tercih edilir.
 Habbe: Necef taşı, Yemen taşı gibi değerli taşlardandır. Fındık büyüklüğünde gümüş bir zincirle haydariyeye veya Destegül denilen göğüslerine sağlı sollu takılır. Kişinin kutsal makamları ve yerleri ziyaret sayısını gösterirken en fazla 14 tane takılır. 14 Masumu Pak ise 12 İmam Hazretlerinin çocuk yaşta şehit olan 14 evladıdır. Bektaşilerin –Ate batı-ı Aliyatyüce yapıtlar; Necef, Kerbelâ, Samıra, Horasan’ı dolaşan 12 İmam ve 14 Masum Pak ziyaret edenler ise haydariyenin bu habbelerden belli olur. Sinop’ta ( Seyyid Bilal-i) kayıt vardır. Kamberiyye: Hz Ali’ye çok hizmet eden Kamber’in adına orantılıdır. Kamber, Şah-ı Velayet’in seyisi idi. Hz Ali’nin Düldül adlı binek hayvanının göğsüne inip birleşen kayışlarının ucuna bağlı olan kösteğini sembolize eder. Sadakat ve bağlılığa işarettir. Sorsalar ki Kamberiyye kimden kaldı? Hz Ali’nin düldülünün kösteğidir. Beline kuşanmaktan murat; nefsini haramdan kösteklemektir. Kamberiyyenin küfrü: hâkim olamadığın bir bele bağlanmaktır (başka bir nüshada cenabet beline bağlanmaktır).

Teber: (gezgin dervişlerin vahşi hayvan saldırılarına karşı korunmak için taşıdıkları; uzun saplı, yuvarlak ağızlı balta) gibi Bektaşîler ’in kişisel eşya ve donatılarını karakterize eden hiçbir işaretin bulunmamasıdır
Mengûş:(dervişlerin sağ kulaklarına taktıkları at nalı biçiminde halka)

Âlem: Sözlükte tuğ, bayrak ve sancak anlamında veya kubbe, külâh ve çatıların tepesine takılan sembolleri ifade etmek için kullanılan âlem kelimesi, Arapça ilm (bilmek; bildirmek, işaret etmek) kökünden türemiş kuralsız bir isim olup belli eden, bildiren; iz, alâmet, işaret ve nişan demektir. Âlemin, kalabalık ve kargaşa anında liderin bulunduğu yere işaret etmesinin yanında yerine getirdiği diğer önemli bir görev, bir topluluğu birlik ve beraberlik içinde tutmasıdır. Bu sebeple âlem, bayrak ve sancak, manevi bir güç kaynağı olarak kabul edilmiştir. İslamiyet’in kabulünden önce Türklerin, çadır ve sancak direklerinin tepesine genellikle küre şeklinde âlemler taktıkları bilinmektedir. Osmanlı gönder âlemleri genel olarak ordu ve tekke sancaklarında hilâl, mızrak ucu, süngü ve ucu gittikçe sivrilen yaprak şekillerinde yapılmıştır (Erdem, 1989: 352).

 Seccade: Genellikle küçükbaş ve büyükbaş hayvan derisinden yapılan seccâde/post, “sücûd” kelimesinden türemiş olup “mabuda boyun eğmek, tevazu ve saygıyla onun için eğilmek” demektir. Eskiden evlerde ve bilhassa tekkelerde yaygın biçimde kullanılan “post”a tasavvufta gerçek anlamının yanı sıra şeyhlik makamını ifade eden bir mana da yüklenmiştir. Şeyhin oturduğu post, mensup olduğu tarikatın pirinin makamıdır ve şeyh posta oturmakla tarikat pirini temsil eder. Post-nişin (posta oturan) tekke şeyhi; posta geçmek “bir tekkeye şeyh olmak” anlamına gelir (Arpaguş, 2007: 333). Sembolizmin en belirgin bir şekilde görüldüğü Bektaşî tarikatında post, önemli bir mevkidedir.

Yorumlar