668 Defa Okundu

Meydan süpürmek, sofra çekmek, şerbet içmek erkânları; tercümanlar: Bektaşilikteki ikrar erkânından önce meydan süpürülmesi, sofra çekmek ve tören sonrası şerbet içmek usulüde Ahilikle Bektaşilik erkânında dikkat çekici benzerliklerdir. Şerbet konusunda tek fark, Ahilerde şerbetten anlaşılan “tuzlu su” iken Bektaşilerde bal şerbetidir. Bektaşiliğin ise başta tercümanlar olmak üzere Fütüvvet erkânından birçok unsuru bünyesine katmıştır.Bektaşîlerle fütüvvet ehli arasındaki yakınlığı, daha doğrusu Bektaşîlerin fütüvvet ehli şiarını aynen benimsediklerini gösterir.” demektedir (Gölpınarlı 1950: 67) Ancak bundan da sonra “tîğbend bağlama, meydan süpürülmesi, eşik ve kabul tercümanları, talibi mürşide salavat ile teslim etmek, tövbe, on iki imama salavat, telkîn ve şerbet sunma erkânının Bektaşiliğe fütüvvet erkânından geçtiğini, Kalenderlikten geçen traş erkânıyla halifeye sofra, tuğ, çerağ ve âlem verilmesi ve hırkayla tennurenin de Bektaşilikten fütüvvet erkânına geçen şeyler olduğu söylense de fütüvvet öteden beri her tarikatta temel düstur alındığını kabul edebiliriz. “Esasen Alevîlikteki musahip ve pîr tutmak, halifelik ve mürebbîlik de Ahılıktan alınmadır.” Bektaşîlerle Alevîler, ahilerle o kadar karışmışlardır ki inanış ve bilhassa erkân bakımından aralarını ayırt etmek çok güçtür.” “Esasen XV-XVI yüzyıllarda Alevîlik ve her hâlde bundan önce de teşekkül devresini tamamlayamamış olan Bektaşilik, fütüvvet erkânının birçok noktalarını almak ve bilhassa tercümanlarını tamamıyla benimsemek sûretiyle usul ve erkânını kurmaya başlamış ve sonradan Alevî ve Bektaşîler tarafından birçok fütüvvet-nameler yazılmıştır.” Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran dostluğuna dayanan bir yakınlık ve etkileşme içinde süregeldiği ve bu iki müessese arasında bir çatışma veya huzursuzluğun hiçbir vakit görülmediğidir. “Kurumsal zaman bakımından daha önce olan fütüvvet / ahi teşkilâtının sadece âdâb ve erkân bakımından değil, çeşitli gelenek ve inanç motifleri bakımından da Bektaşî ve Alevî kültürünü etkilediği anlaşılmaktadır. Ahi şedd (bel) bağlama törenleri kısmen değişikliğe uğrayarak Bektaşî ve Alevî zümreleri tarafından benimsenmekle kalmamış, şedd ile ilgili geleneksel temellendirmeler de bu zümrelere tarafından büyük ölçüde kabul edilmiş, silsileler bu gelenekle birlikte yâd edilmiş, törenleri süsleyen tercüman ve gülbankler aynı şekilde terennüm edilmiştir.” Kıyafetler ve aksesuarlara gelince

Teslim Taşı: On iki girintilidir. Boyuna asılır. Dört örgü, dört kapıyı temsil eder. Pir evinde ve dergâhlarda görmek mümkündür. Balım taşı hareli nice güzel renkleri vardır. Balgami ve Necef taşından yapılır. Üzerinde “Nad-ı- Ali” duası vardır. Bektaşi törenlerinde teslim taşı tekbirinde Hz. Musa asasını taşa vurup on iki kaynak hâlinde su çıkardığı ayet okunur. (Bakara suresi, Ayet 69). Teslim taşının derisi, İsmail için kurban derisine işarettir. Kaytanı ise Hallac-ı Mansur’un ipine işarettir. Üst habbe İmam Hasan; alt habbe İmam Hüseyin’e işarettir. On iki terkeler, On iki imam efendimize; taşın dış yüzü Hatice-tül Kübra’ya; taşın iç yüzü Fatıma-tüz Zehra’ya; kaytanın alt tarafı ise dört halk dört kapıdır. Bektaşilikte Teslim taşının on iki çıkıntılı olması Yüce Tanrı’ya teslim olmayı, onun her takdirine razılık ve On iki imamın feyizli, nurlu yolunda birer coşkun pınar gibi bereketli ruh yüceliği ve uğur için takılır.

Palheng Taşı: Farsçada dizgin bir suçluyu bağlamakta kullanılan kement, tazılara da takılır.Dervişlerin gönüllerini hakka  bağlamaya yarar. Yani taşın anlamına da gelir. Palheng, teslim taşında olduğu gibi on iki çıkıntılıdır. 12-15 cm çapında değerli taşlardandır. Yumurtamsı veya yarım küre Necef taşı, yemen taşıdır. Palheng taşı; Abdallar, Haydariler ve Bektaşilerde vardır. Bektaşilerde sadece irşat aşamasına yükselmiş olanlar kullanır, kemer üstünde bele bağlanır. Taş biraz solunda tutulur. Bu taş, Hz Muhammed’in aç yattığında midesi üzerine taş bastırarak açlığını geçirmesinin sembolüdür. “Hz Muhammed, Hz Ali ve soyu yüce olan On İki İmam senin nefsin üzere kontroldedir.” Ona göre davran, anlamını verir. Bab-ı Palheng, pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Velî nurundandır. Palhengi kuşanmadan murat, eline beline eteğine pâk olmaktır. Palhengin pâki: Hünkâr Hacı Bektaş Velî mücerredi pâk olup çektiğinden çeken kardeşler eline, beline, eteğine pak olanlar çeksinler diye emretmiştir.
Palhengin Küfri, Belinde olan nutfeyi rızasız yere dökmeye ve Palhengin imanı, Erenlerin her nutkuna ayin ve erkânına ikrar ve iman eylemektir. Palhengi kuşandığın mahalde “La havle velâ kuvvete illa billahil aliyyül azim” ve iki uçlarını dövünce “Ya Sabur” okunur. Çözünce “Ya Settar” okunur. Palheng belinde iken haram lokma yersen erenler dergâhında merdud olursun, mücerred-i pâklikten çıkarsın. Palhengin âyinesi âşığın cemalidir ve üstünde ”Kul hüve Allah-ü ehad Allah-üs samed” ve altında “Ya Hayyu ve Ya Kayyum ya Zül Celal-i vel ikram” ve deliğinde “lem yelid velem yûled velem yekün lehü küfüven ehad” ve burçlarında “subhaneke inniy küntü min ez zalimin” yazılıdır.

 

Yorumlar