652 Defa Okundu

EKONOMİYİ ilgilendiren bir konu değildir sadece beklentiyi yönetmek…

Kişinin imkânına göre yani alım mı, satış mı yapacağına göre döviz ve altın fiyatların düşmesi veya yükselmesiyle sınırlı bir mesele değil bu.

Emlak fiyatlarıyla da çerçeveleyemeyiz.

Çok daha geniş, kapsamlı ve hayatî bir konuyla hepimiz karşı karşıyayız.

SÖMÜRÜCÜLER önce beklentiyi yükseltirler.

“Hayallere fora” dedirtirler.

“İstemek hakkınız” ilkesini öne sürerek el yükseltebildiğimiz kadar yükseltmemizi isterler.

Bizi asla elde edemeyeceğimiz hayallerin, beklentilerin zebunu hâline getirdikten sonra mutlak köleleştirmeyi gerçekleştirirler.

ARTİST olmak hayaliyle köyünden şehre kaçıp geldikten sonra istismar edilen, perişan olan nicelerinin hayat hikâyelerini duymadık mı?

Yurtdışına insanları çıkarıp zengin edeceği beklentisi körüklenerek ellerinde avuçlarında olanları satıp savdırılan nicelerinin sokak köşelerinde acıklı hallerine tanık olmadık mı?

Bunları anlatan nice film seyretmedik mi?

Beklentisini gerçekçi seviyede tutamayan ve bunu yönetemeyen onca insan sefil olmadı mı?

Evet, bunları hepimiz biliyoruz ama bununla da sınırlı değil mesele…

DÜNYEVÎ beklentileri önceleyenler evvela zihnimizi bozdular.

Algılarımızı körelttiler.

Peşinde koştuğumuz şeylerin “İhtiyaç mı, istek mi?” olduğunu seçemez basiretsizliğine sürüklediler.

Konfor üzerinden kurguladıkları asla elde edemeyeceğimiz seviyeleri bin bir türlü algı oyunları ve çeldirici filmler ve reklamlarla beynimize gizli açık mesajlar göndererek çapa attılar.

Ve sonunda bizleri mutsuz bireyler şeklinde depresyona sürüklediler.

Ne yazık ki, konu bununla da kapanmıyor, dahası da var.

EŞİMİZDEN yüksek beklentilerimiz olması gerektiğini pompaladılar.

Gerçeğini değil hayâline âşık olmamızı sağladılar. Romantizmi saygı ve sevginin önüne koydular.

Çocuklarımızdan, anne babamızdan, dostlarımızdan, arkadaşlarımızdan ve çevremizden yerine getirilmesi mümkün olmayan isteklerde bulunmaya alıştırdılar.

Kendimizden bile yeteneklerimizi dikkate almayan ayakları yere basmayan beklentileri makulmüş gibi sundular. Bizi kendimizle kavgaya tutuşturdular.

İnsanî ilişkinin ana damarı olan dozunda beklentiyi “İhlas” ekseninden kaydırdıklarından “Tatminsizlik” hissinin ateşli çukuruna acımasızca yuvarladılar.

Sonrası ise huzursuz aileler, bereketsiz evler ve mutsuz çocuklar…

Ama burada sonlanmıyor problem…

BEKLENTİ pompalayıcıları bunu mânevî hayatımız için yapmaktan da geri durmadılar.

Bizleri sevap tüccarı kılığına soktular.

Hangi âyeti ne kadar okuduğumuzda ne kazanacağımız konusunda kitaplar yazdılar.

Vaazlar verdiler.

Telkinlerde bulundular.

Zikirmatikler ürettiler.

Hangilerini okuduğumuzda zengin olacağımız, hangilerini hangi sayıda her gün zikrettiğimizde ağrılarımızın dineceğini zihnimize tohum eker gibi ektiler.

Bunun sonucu olarak Yüce Rabbimizin insanlığa kurtuluş reçetesi olarak gönderdiği Kur’an-ı Kerimi Sevgili Peygamberimizin örnek rehberliğinde nasıl anlayıp ne şekilde uygulayacağımız konusunda zihnimizi yanıltarak vahiy üzerinden matematiksel kazanç hesapları yapan “Zombi mü’minler” hâline getirdiler.

Yetti mi? Hayır, yetmedi, burada da durmadılar.

MÜSLÜMAN oldum demenin yeterli olmayacağını imanın kalbe inmesi lazım geldiğini vahiy bize haykırdığı halde aklımızı kullanmamamız gerektiğine ikna edenler “Bize gelen kurtulur” diyerek beklentimizi huncarca kullanıp istismar ettiler.

Köleleştirdiler.

Artık beklentiyi yönetemez bir zihinsel felç durumu yaşadığımızdan Allah’ın kitabının ne dediğine, bunu Fahr-i Kâinat Efendimizin uygulamaya nasıl taşıdığına bakamaz olduk.

Artık aklımız fikrimiz cennetteki yerimizin kaç dünya genişliğinde olacağı ve kişi başına kaç huri düşeceği gibi vahiyle alakâsı olmayan gündemlerin takipçisi hâline geldik.

KENDİMİZE liderlik etmeye, kendimizin efendisi olmaya mecburuz.

Yoksa gerçekçi beklentilere sahip olamayacağımız gibi bunları yönetecek bir akıl aydınlığına, bir kalp ferasetine de mâlik olamayacağız.

Bakım yükümüz artacak.

Yaşanan kayıplarımız azalmak yerine daha çok fazlalaşacak.

“Stratejik iman hedeflerinden” uzak düşeceğiz.

Ezcümle tüm yaşadıklarımızı büyümenin doğum sancıları olarak değerlendirip ders çıkararak silkinmekten başka çaremiz yoktur.

Ya Selâm!

Yorumlar