3848 Defa Okundu

Orta Asya’da bir Türk topluluğu ve günümüzde de Rusya’ya bağlı özerk bir Cumhuriyet olan Başkurdistan’dan ve onların Ruslara karşı milli mücadelelerinden bahsedeceğiz. Türkiye’de çoğu kişinin hakkında fazla bir bilgi sahibi olmadığı ve isminin Kürdistan’ı çağrıştırmasından dolayı temkinli yaklaştıkları hatta Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi Kitabında Kürdistan’ı çağrıştırmaması için isminin tahrif edilerek Başkortostan diye yazıldığı Türk topluluğunu ve mücadelelerini kısaca anlatacağız.

23 Mart 1919’da RSFSC’ye dahil olarak kurulan Başkurt Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin (MSSC) başkenti Ufa olup, toplam nüfusu 3.943.113’dü. (1989). Yüzölçümü 143.600 km2dir. Başkurt Cumhuriyet’i Güney Ural’dan batıya doğru Belaya (İşimbay) ve Kama nehirlerine kadar uzanır. Ülkenin batı kısmının yarısı vadilerle bölünmüş yaylalardan ibaret olup, bu bölüm verimli “kara toprakla” örtülüdür ve burada başlıca buğday yetiştirilir. Bozkırlarda ise hayvancılık yapılır. Doğuya Ural’a doğru olan kısımlar ise sık ormanlıklarla kaplıdır.

Kıpçak kökenli bir Türk Devleti olan Başkurdistan,  Kazan Hanlığı sınırlarında yaşamış olup 1552 yılında Kazan Hanlığı’nın yıkılmasından sonra Tatarlarla birlikte Ruslara karşı ayaklanmışlardır.  Ruslara karşı en büyük ayaklanma 1774 yılında gerçekleşmiş, fakat Ruslara karşı başarılı olamayarak Müslüman Tatarlar ve Başkurtlar büyük kayıplar sonucu (1774) Rus egemenliğine girmişlerdir.  İşin ilginç yanı, Rus tarihçileri Tatar ve Başkurtları kendi istekleri ile Rusya’ya katıldığı bilgisini uydurmuşlardır. 1774 yılındaki ayaklanmada Rus halkı da Çarlığa karşı isyan etmiş, Başkurtlar ve Rus halkı Çarlığa karşı birlikte mücadele etmişlerdir. Bu dönemde isyancıların liderlerinden olan Salavat Yulay oğlu (Yulayev)’ın mücadelesi ve hatırası halkın zihninde ayrı bir yer edinmiş ve ulusal bir kahramana dönüşmüştür. Salavat, hem şair ve hem de okumuş bir aydındı. İsyan bastırılınca Savat esir edilip Baltık Denizi sahiline sürülmüş ve orada 26 yıl kaldıktan sonra vefat etmiştir. Fakat hatıraları ve şiirleri halk arasında yayılmış, şarkı ve türküler söylenmiştir. Rus yönetimi Salavat’ın ölüsünden de korkmuş, Savat isminin çocuklara verilmesini yasaklamış (bu yasak 1917’de kaldırılmıştır) ve Yayık nehrinin adı da akıllarda bu ayaklanmayı çağrıştırmaması için Ural nehri olarak değiştirildi.

Başkurtlar dindar olup Başkentleri Ufa, Rusya’nın Avrupa bölümündeki Türklerin dini merkezi olmuştu.  Burası, zamanında büyük dini merkezlerin ve okulların olduğu yerdi.  II. Katerina tarafından 1789’da kurulan müftülük 1943 yılında tekrar organize edilmiştir. Kısa süre öncesine kadar Ufa “Sovyetler Birliği Avrupa bölümü ve Sibirya Müslümanlarının Ruhani İdare”sinin merkezi idi.

Başkutlar ile Tatarlar aynı kökten gelmelerine ve birlikte Ruslara karşı mücadele etmelerine rağmen Rusların böl-yönet taktiği sonucu aralarında Başkurt ve Tatar ihtilafı çıkmış ve bu ihtilaf iki toplumu birbirinden ayırmıştır. Böylece İdil-Ural’da Başkurtluk diye bir sorun ortaya çıkmıştır ki bundan bin yıl önce Başkurt, Tatar ve benzeri isimlerin olduğu bile şüphelidir. Asırlardır birlikte yaşamış, kaynaşmış ve Ruslara karşı mücadele etmiş bu iki topluluk Rusların başarılı çalışmaları sonucu birbirinden ayrılmıştır.

Bu kaynaşma sonucu aralarında ortak bir yazı ve kültür dili gelişmişti. Başkurt bölgesinde eğitim dili Tatarca, konuşma dili Başkurtça idi. Kazan ilindeki medreselerle, Başkurt ülkesindeki Orenburg, Kargalı, Ufa, Troyskiy, İsterlibaş vb. şehir ve kasabalardaki medreseler arasında eğitim ve öğretim usulleri bakımından hiçbir fark yoktu. İhtilalden önce, yukarıda da belirttiğimiz üzere, bütün Başkurtlar, Tatarca eğitim görmekte idiler. Sovyet hakimiyetinden sonra 1920’lerde artık bu bölgede Türkler için iki ayrı şivede eğitim başlatılmış oldu. İlk Başkurtça kitap 1926’da yayınlanmıştır.

1990’larda Sovyetlerin dağılmasından sonra Başkurtlar, bağımsız olma gücünü gösterememiş, 11 Ekim 1991 yılında Rusya Federasyonuna bağlı Başkurdistan Özerk Cumhuriyetini kurmuşlardır.

Yüzyıllardır çeşitli baskı ve asimilasyon politikalarına rağmen Başkurtlar milli birliklerini ve dini hayatlarını muhafaza etmeyi başarmışlardır.

Zeki Velidi Togan (1890-1970)

            Zeki Velidi Togan, 10 Aralık 1890 tarihinde Başkurdistan'ın İsterlitamak'a bağlı Küzen köyünde doğdu. Medrese tahsili sırasında Rusça derslerini de alarak bu dile tam hakim oldu. Öğretmen olan annesinden Farsça öğrendi. 1902 yılında orta tahsil için Ütek'e bulunan dayısı Habib Neccar'ın medresesine gitti. Buradaki öğrenimi sırasında Arapça dersleri alarak dil bilgisini geliştirdi. Eğitim hayatını tamamlayan Togan, Kazan’a gelerek Üniversitede hocalık ve ilmi araştırmalar yaptı.

Zeki Velidi Togan, Rus Millet Meclisi Duma'da Ufa Müslümanlarının temsilcisi olarak bulunmak üzere Petersburg'a gitti. Bilimsel çalışmalarına siyasî çalışmalarını da eklemiş oluyordu.

 Şubat 1917 İhtilali patlak vererek değişik siyasî ve milli güçler etkinliklerini artırdığı dönemde Ahmet Zeki Velidi liderliğindeki Başkurtlar, Tatar aydınlarının kültürel milli muhtariyet tezine karşı çıkarak, tek başlarına “Küçük Başkurdistan” kurma faaliyetlerine girişti. Bunu gerçekleştirmek için başta Bolşevikler aleyhindeki çarlık taraftarı güçlerin lideri General Kolçak’la işbirliği yaptılar. Kazak milli hareketi “Alaş Orda” da bu işbirliğine katılmıştı.  Bolşevik İhtilâli'nden 22 gün sonra 29 Kasım 1917 tarihinde Başkordistan ilinin özerkliği ilan edildi. Fakat 7 Haziran 1918 yılında burayı işgal eden Bolşevikler onu tutukladılar.  O da Türkistan kaçmak zorunda kaldı. Böylece “Küçük Başkurdıstan” hayali yıkılmış oldu. İç savaştan başarılı çıkan Bolşevikler de çok geçmeden “Tatar-Başkurt Sovyet Cumhuriyeti” yerine 1919’da Başkurdistan, 1920’de Tataristan Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerini ilan ettirdiler. Togan,Türkistan, Türkistan’a kaçarak Basmacı Hareketi'ne katıldı ve buradaki bağımsızlık hareketlerini destekledi. 1920-23 yıllarında Türkistan'da Ruslara karşı bir mücadeleye girişti ise de başarılı olamadı. Zeki Velidi Togan, Türkistan Millî Birliği'nin kurucusu ve ilk başkanı oldu. 1925 yılında Türkiye’ye gelerek İstanbul Üniversitesinde akademik çalışmalar yaptı.

Ahmet Zeki Velidi Togan, Paris, Londra ve Berlin'deki bir çok Orta-Asya tarihçisi onunla çalışmak istemesine rağmen, devrin Türkiye Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, Fuad Köprülü, Rıza Nur, Yusuf Akçura'nın istekleri sayesinde Türkiye'den davet aldı. Türkiye'deki uzun süren akademik çalışmaları bütün dünyada yankı buldu. 26 Temmuz 1970 tarihinde İstanbul'da vefat etti.

Yorumlar