668 Defa Okundu

Sözlerime, peygamber efendimizin bir sözü ile başlamak isterim. Bir saat tefekkür (düşünce üretimi), 70 yıl ibadet gibidir. Hz. Muhammed; Eğitim, çağlar boyunca toplumların gelişmesinin en temel aracı olmuştur. Türkiye’de ise eğitimin önemi giderek artmaktadır. Toplumların kalkınması bilim ve sanattaki ilerlemesine, bu ilerleme de eğitime bağlıdır. Aydın sözcüğü karanlığın karşıtıdır. “Akla dayanarak gerçekliği tanıma çabası” anlamına gelir. Akla güvenme ve özgür düşünme, aydın olmanın iki niteliğidir. Aydın olmak güç bir iştir, çünkü bilinciyle aydınlanmış, saygın kişiliğe sahip özverili, doğrulardan kaçmayan çevresine bilgi saçan bir kişidir. Aydın kişiler, yaşadığı toplumun sorunlarını, acılarını beyninde ve yüreğinde duyan ve bunları dile getiren, çözüm arayan, gösteren insanlardır.

Aydın kişiler, sağ duyunun egemen olduğu ve haksızlıkların bulunmadığı, insanların genelde mutlu olduğu, iş bulabildiği, doyduğu dünyayı arar. Aydınlar, toplumun değişimini etkiledikleri oranda da toplumun etkisi altındadır.

Her şeye rağmen aydınlar, topluma ışık saçan, bilinç taşıyan bireyler olarak, her zaman el üstünde tutulmayı hak eden kişilerdir. Aydın olmak zor, aydın kalmak çok daha zordur. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Giordano Bruno, Roma meydanında yakılmıştır. Hallacı mansurun derisi yüzülmüştür. Pir Sultan Abdal asılmıştır. Soğuk savaş yıllarında ABD’de Resemberg çifti elektrikli sandalye ile öldürülmüştür. Uğur Mumcu aracına konan bomba ile parçalanmıştır. İşte bu nedenle bizim gibi toplumlarda, aydın kişi sayısı pek fazla değildir. Ancak bu sayının artması da gene aydınların elindedir. Her aydın, kendi geçmişini düşünecek olursa büyük bir ihtimal ile ya ailesinin ya da arkadaşlarının teşviki sonucu bu mesleğe atılmışlardır.

Çeşitli olanaksızlıklar, toplum baskısı, utanma duygusu gibi duygular ve baskılar nedeniyle birçok insan bu konudaki yeteneklerini gün yüzüne çıkaramamaktadır.

Bunun en canlı örneği TV 8 kanalında yayınlanmakta olan ses yarışmasıdır. Çok iyi bir sese sahip olmasına rağmen, çeşitli olanaksızlıklarla bunu dışarı vuramayan gençler, bu yarışma nedeniyle harikalar yaratmaktadırlar. Aynı durumda olup, yazma yeteneği ve birikimi olan gençler, bu birikimlerini başkaları ile paylaşamamaktadırlar.

İşte bu durumda tüm aydınlara bir görev düşmektedir. Bu yeteneğe sahip olan insanlara kol kanaat gererek, onların bu yeteneklerini gün yüzüne çıkarmak için, katıldıkları TV programlarında, gazetelerindeki köşelerinde, katıldıkları açık oturumlarda, yetenekli gençlere bu yönde teşvik edici beyanda bulunmaları, gençlere bu yolu seçtikleri takdirde, hem maddi açıdan doyuma ulaşacakları, onlara anlatıldığı takdirde bu konuşmaların gençleri, bu mesleğe karşı teşvik edici etkisi olacağı tartışmasızdır.

Başta aile olmak üzere, çevrenin desteği ile yetenekler; moral ve manevi değerler ile gelişmektedir. Destek arttıkça, bireylerin toplumda bir yeri olması kaçınılmazdır.

Yorumlar