3736 Defa Okundu

Son günlerde medyada en çok konuşulan ve haberleri yapılan konu hepinizin bildiği gibi Barolar konusu. Tartışmalar ‘Çoklu Baro Yasa Tasarısı’nın hükümet tarafından meclise sunulması ile siyasi arena başta olmak üzere kamuoyunda iyice alevlendi.

Peki nedir bu Barolar meselesi? Neden bu kadar sert tartışmalara sebep oldu? Nedir paylaşılmayan? Avukatların mesleki sivil toplum örgütünün siyasette bu kadar konu olması ne anlama geliyor?

Bildiğimiz kadarı ile; Baro, Avukatlık Yasası’nda yazılı kurallar uyarınca meslek hizmetlerini görmek, mesleki erdemlilik ve dayanışmayı korumak, avukatlığın genel yararlara uygun olarak gelişmesini sağlamak amacıyla kurulan, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır.

Türkiye Barolar Birliği, bütün baroların katılımıyla oluşan, kamu kurumu niteliğinde, tüzel kişiliği haiz bir üst meslek kuruluşudur

Buradan anlaşılacağı üzere Avukatlık mesleği ile ilgili yeterliliği denetleyen, etik değerlere uygun çalışmalarını kontrol eden, özlük haklarını koruyan bir meslek kuruluşu. 

Hal böyleyken neden siyasi gündemin göbeğinde ve siyasilerin tartışma konusu. Neden Baroların var olan durumu hükümetçe yeterli bulunmayıp, yeni bir düzenleme ihtiyacı hissedildi. Neden muhalefet kıyamet koparıyor.

Bu yazıyı yazmadan önce 1989 yılında kendisi İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrenci, bende İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik öğrencisi iken yurt çıkmadığı için Atatürk Öğrenci Yurdu’nda yan yana ranzalarda yorgansız ve yastıksız kaçak kalırken tanıştığım bir avukat dostuma sordum. Kendisi sol görüşlü demokrat bir arkadaşım, sözüne güvendiğim biridir.

Dostuma işin aslı nedir. Nedir bu çoklu Baro işi sen ne düşünüyorsun. “Bu konuda yazı yazmayı düşünüyorum senin fikrini de almak isterim” dedim. Arkadaşım kendi sosyal medya hesabında paylaştığı bu konudaki fikirlerini birkaç dipnotla birlikte bana yazdı.

Avukat arkadaşımın Çoklu Baro ile ilgili yazdıkları şöyle:

“Demokratik bir ülkede Çoklu Baro sistemini daha demokratik bulurum. Bugün Britanya, Fransa, Almanya, Belçika ve ABD'nin 8 eyaletinde Çoklu Baro Sistemi uygulanmaktadır. Yargı sistemleri bağımsız ve kuvvetler ayrılığı ilkesi muntazam olan ülkeler bunlar.

Mevcut sistemde baroların çoğulcu, katılımcı, yargı bağımsızlığı için mücadele eden bir yapıdan uzak oldukları ve kuvvacı bir ruhla demokratik temsiliyetten uzak oldukları hepimizin malumu.

Hasılı çoklu baro sistemi demokratik bir sistemde iyidir.. Siyasi görüşlere göre barolar meydana gelir bu da bölünme getirir (bazı baroları kriminalize edip içeri atacaklar) paranoid eleştirileri anlamsızdır. Bölünme paranoyaları dayatmacı uygulamaların kılıfıdır bunu unutmayın. Baroların yasa ve yönetmelikleri meslek içi dallara ve uzmanlıklara göre oluşturulduğunda bu anlamsız kaygıların hiçbiri gerçekleşmez. Örneklemek gerekirse; ceza hukuku ile ilgili baro, ticaret davaları ile ilgili baro, aile hukuku ile ilgili baro gibi vs.”

Doğrusu Avukat Arkadaşım Çoklu Baro üzerine her şey o kadar net yazdı ki bana söyleyecek pek söz bırakmadı. Yazdığı her satıra katıldığımı belirtmeliyim. 

Buna ek olarak işin siyasi tarafı ile ilgili birkaç ekleme yapmak isterim. Barolar konusunda sivil toplum örgütlerinin siyaset arenasında yer alma biçimleri ile ele almak isterim. Çünkü siyaset arenasında bu kadar ateşli tartışmalara konu olmasının ana sebebi burada yatıyor.

Bilenlerin, yakından takip edenlerin malumudur. Barolarda siyasi gruplaşmalar zaten var ve gruplar her seçimde kendi aralarında çekişmeli seçimler yaparlar. Listeler oluşur ve listeler yarışır. Hal böyleyken zaten çoklu eğilimler varken çoklu baroların olması neden istenmiyor? Neden kıyamet kopuyor? 

Türkiye'de sadece barolar değil, sendikalar, dernekler, vakıflar kendi faaliyet konularını siyaset arenasında dile getirmek, üye haklarını savunmak, mesleki iyileştirmeler ve özlük haklarını savunmak yerine üye ve topluluklarının gücünü siyasette bizzat yer alma, bu gücü siyasetçiye karşı bir tehdit olarak kullanmayı, “bir ayrıcalık ve iltimas aracı” olarak görmeyi seçerler. Mutlaka hepsi için geçerli değildir istisnalar olsa da çoğunluk için bu durum geçerlidir.

İşin garip yanı Türkiye'de tek adamlılıktan şikayet eden bu sivil toplum örgütleri, tek adamlar, baronlar tarafından yönetilir. Perde arkalarında siyasi partilerle pazarlıkları bu baronlar yapar. İşin siyasi kaymağını da bu bu baronlar alır. Dolayısı ile bu sivil toplum baronları çok seslilik, çok çeşitlilik istemezler.

İşin bu tarafı ile bakarsak Baroların Baronları da çok seslilik istemiyor. Baroların siyaset arenasındaki gücünü ellerinde tutmak istiyorlar.

Peki muhalefet partileri bu baronların neden savunuyor? Acaba yıllarca bu baronlarla perde arkasında yaptıkları pazarlıkların boşa çıkmasını mı istemiyorlar?

 

Yorumlar