1312 Defa Okundu

Bacıyân-ı Rum teşkilatının kurucusu, Fatma Bacı’dır. Fatma Bacı hakkındaki bilgiler; Aşıkpaşazade’nin “Tarih-i Al-i Osman”ı, Hacı Bektaş-ı Veli’nin menkıbelerini içeren “Vilayetname”si -Bu eser Hacı Bektaş’ın vefatından 200 sene sonra hazırlanmıştır- ve Şeyh Evhaduddin Hamid el Kirmani’nin “Menakıbname” isimli kaynaklarında geçmektedir.

Fatma Bacı farklı rivayetlerde, Fatma ana, Kadıncık, Ana ve Hatun Ana olarak da anılmıştır. Manevi önderlerden Şeyh Evhaduddin–i Hamid El Kirmani’nin evladı, Ahilik’in kurucusu Ahi Evran Şeyh Nasıruddin Mahmut b. Ahmet el Hoyi’nin eşidir. (Sırım, 2015, s.120) Fatma Bacı’nın eşi Ahi Evran El Hoyi, Kırşehir emiri Nureddin Caca tarafından şehit edilmiştir. Eşinin şehit edilmesinden sonra Kirmani Menkıbesi’nde, Şeyh Eminuddin Yakub’un müntesiplerinden Bedreddin ile evlendiği, Hacı Bektaş-ı Veli Menkıbesi’nde ise Molla İdris ile evlendiği geçmektedir.

Fatma Bacı’nın yaşadığı dönem, siyasi çalkantıların yoğun olduğu bir dönemdir. O, Moğol istilası sırasında esir dürmüştür. IV. Rukneddin Kılıçaslan döneminin veziri Mulnuddin Süleyman bir heyetle beraber Hulagu Han’a gitmiş ve Moğol esiri Fatma Bacı’yı serbest bırakmaları için girişimde bulunmuştur. Girişimleri sonuç vermiş ve Fatma Bacı serbest bırakılmıştır. Kendisine nerede kalmak istediği sorulmuş ve o, “Babamın arkadaşlarının ikamet etmekte oldukları kulübede ikamet etmek isterim” demiştir. Hacı Bektaş-ı Veli, Fatma Bacı’yı ilminden istifade ettirmiş ve kendisinden sonra postnişini ona bırakmıştır. Fatma Bacı, Hacı Bektaş’ın büyük müritlerinden olan Abdal Musa’yı yetiştirmiştir. Anadolu’da abdalların piri Hacı Bektaş-ı Veli kabul edildiği gibi bacıların piri de Fatma Bacı olarak kabul görmüştür.

Bacıyân-ı Rum teşkilatı, Ahilik örneğinde olduğu gibi çalışmalarını sadece maddi unsurları önceleyerek yapmamış, ona ruh katmış ve bu ruhu eyleme dönüştürmüştür. Ekonomi, eğitim ve sosyal alanlarda maddi ve manevi yapıyı birbirine mündemiç kılarak Anadolu’yu Anadolu yapan yapının özünü ortaya koymuştur.

Bacıyân-ı Rûm, “Anadolu Kadınlar Teşkilatı” anlamını taşımaktadır. “Bacı” kelimesi, abla, kız kardeş anlamına gelmektedir. “Bacı” kelimesi, günümüzde Anadolu’nun birçok şehrinde yaygın olarak kullanılmaktadır. “Rum” kelimesi ise Anadolu anlamını ifade etmektedir. İlim, sanat ve ahlâka son derece önem veren Ahilikte, kadının sosyal ve ekonomik hayatta önemli bir yeri vardı. Kadınların teşkilatlanıp gelişmesi için Ahi Evran’ın eşi Fatma Bacı, dünyanın ilk kadın teşkilatı olan “Bacıyân-ı Rûm,” yani Anadolu Kadınlar Teşkilatı’nı kurmuştur. Bacıyân-ı Rûm teşkilatı, Anadolu kadınlarını gerektiğinde düşmanlara karşı vatan savunmasında eşlerinin yanında mücadele etmesini ve gerektiğinde kültür, sanat, edebiyat, sosyal ve ekonomik alanlarda kalkınıp gelişmesini sağlamak için teşkilatlandırmıştır. Anadolu Kadınlar Teşkilatı kadınlar arasındaki yardımseverliğin, konukseverliğin, doğruluk ve merhametliliğin gelişmesine katkı sağladığı gibi Türk dilinin, Türk kültürünün ve İslam anlayışının kadınlar arasında yayılmasını da hızlandırmıştır.

Anadolu; kendisine has güçlü bir yapı ortaya koyarak köklü bir medeniyeti inşa etmiştir. Anadolu medeniyetinin inşasında kadının yeri, hiç şüphesiz imtiyaza şayandır. İslam toplumunda kadın, İslamiyet’in kabul edilmesiyle beraber yaşadığı toplum tarafından değer kazanmaya başlamıştır. Bu durumun bir istisnası Türklerdir. Türk kadınları, tarih boyunca toplumun her katmanında etkin bir rol oynamıştır. Aile yönetiminden devlet yönetimine kadar her mevkide aktif vazife almıştır. Orta Asya’ya uzanan Türk kadının tarihi Anadolu’ya köklerini yansıtmış, geçmişten gelen aktif rolünü, Anadolu’da “Bacıyân-ı Rum” adında dünyanın ilk kadın teşkilatını kurarak kurumsallaştırmıştır.

Bacıyân-ı Rum, Anadolu’nun maddi ve manevi tekâmülünde büyük gayret sahibi olan Ahilik teşkilatına bağlı bir kadın örgütlenmesidir. Ahilik teşkilatının kurucusu Ahi Evran’ın Hanımı Fatma Bacı öncülüğünde kurulmuştur.  Anadolu Selçuklu döneminde “Fakireğan” yani hanım dervişler olarak anılmıştır.

Bacıyân-ı Rum ile ilgili bilgiler, tarih kaynaklarımızda pek az bulunmaktadır. İzlerine ilk olarak Aşık Paşazade’nin kaynaklarında rastlamaktayız. Aşıkpaşazade kaynaklarında; “Ve hem de bu Rûm’da dört taife vardır. Kim misafirler içinde anılır; biri Gaziyân-ı Rûm ve biri Abdalân-ı Rûm ve biri Bâcıyân-ı Rûm ve biri Ahiyân-ı Rûm” şeklinde anılır.

Bacıyân-ı Rum için Selçuklu Devleti hükümdarı I. Gıyaseddin Keyhüsrev devleti kalkındırmak maksadıyla Kayseri Sanayi Sitesini inşa ettirmiş ve burada kadınlara ayrı bir bölüm yaptırmıştır. Kadınlar, çalışmalarını kendilerine tahsis edilen bu alanda yürütmüştür. Kayseri Sanayi Sitesinde nakışçılık, keçecilik, çadırcılık gibi çeşitli alanlarda faaliyet gösterilmiştir. Ahiyanların ağırlıklı olarak dericilik işiyle iştigal olmaları, kadınların bu alanda, debbağ sanatında ilerlemelerini sağlamıştır. Kayseri’nin tarihi kaynaklarında, debbağlar mahallesi ile beraber yan yana Külahdüzlar (örgücüler) mahallesine rastlanmaktadır. Bu bilgiler bize, kadınların o dönemde deri ve örgü işlerini yürüttüklerini işaret etmektedir.

İbn Battuta eserinde, “Birçok Türk ilinde Türkmen kadınların iş hayatındaki başarılarını gördüğünü ve kadınların iş hayatı içindeki yaşamlarını sürdürdüklerini” belirtmiştir. Osmanlı’nın kuruluş yıllarında piyadelerin giymiş oldukları ilk üniformalar ve daha sonraki dönemlere ait yeniçerilerin ak börkleri de Bacıyân-ı Rum kadınları tarafından dikilmiştir.

Ankara’nın tarihi kaynaklarında Bacıyân-ı Rum’a ait bilgiler bulunmaktadır. Ankara’daki Bacı kazasının ismini Bacıyân-ı Rum’dan aldığına dair kaynaklara rastlanmaktadır. Siciller incelendiğinde Ankara’da evlerinde tezgâh kuran, tiftik eğirilerek iplik üreten kadınların olduğunu görmekteyiz. 16. Yüzyıl Osmanlı’sında Bursa’da 387 ipek üretim tezgahının 170’i kadınlar tarafından işletildiği görülmektedir.

Bacıyân-ı Rum kadınları Moğol istilasından sonra Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağılmışlarıdır. Gittikleri yerlerdeki kadınlara meslekleri olan el sanatlarını öğretmişler, üretim ağını genişletmişlerdir. Bir nevi krizi faydaya çevirmiş ve savaş zamanında ekonomiyi ayakta tutmayı başarmışlardır. Kadınlar; Ahilik’in kendine has geleneklerini, Bacıyân-ı Rum bünyesindeki Bacı Ocakları’nda hayata geçirmişlerdir. Ahi ocaklarında gerçekleşen tasavvuf sohbetleri yine aynı şekilde Bacı Ocakları’nda da yapılmıştır. Tasavvuf kültüründen elde edilen ahlak iş hayatına yansıtılmış ve ortaya çıkan iş hayatına ait değerler aynı şekilde Bacı ocaklarında işlenmiştir.

Bacıyân-ı Rum müntesipleri “işine, aşına, eşine dikkatli ol” prensibi geliştirmiştir. İşine dikkatli ol ile “ailenin-evinin işini ihmal etme,” aşına dikkatli ol ile “iyi yemek pişir-iktisatlı ol,” eşine dikkatli ol ile “her türlü şartlar altında eşine sahip ol” prensipleri öğretilmiştir. Bu öğretilerle sosyal dengeyi ahlâkî değerler üzerinden inşa etmeye gayret etmişlerdir.

Bacıyân-ı Rum üyeleri arasında usta-çırak ilişkisi tesis edilmiştir. Bu usta çırak ilişkisi sadece bir mesleki eğitimden ibaret değildir. Ticari faaliyetlerin nasıl yapılacağı, müşteriyle olan ilişkiler ve tasavvuf ahlakının ticari ahlaka nasıl dönüşeceği hususları usta-çırak ilişkisiyle birbirine aktarılan bir sistem olarak işletilmektedir. Bacıyân-ı Rum teşkilatı yetim kalmış genç kızların barınma ihtiyaçlarını karşılamış, meslek sahibi olma noktasında onlara yardımcı olmuş, dinî ve ahlâkî eğitim almalarını sağlamış ve evlenme çağına gelmiş kızları evlendirmiştir. Bakıma muhtaç yaşlı kadınların ise tüm ihtiyaçlarını gidermişlerdir.

Bacıyân-ı Rum kadınları gerek Selçuklu Devleti’nde Moğol istilasına karşı gerekse Osmanlı Devleti’nin kuruluşu esnasında hangi alanda eksiklik varsa orayı ikmâl ederek düşmanla mücadelede büyük çabalar ortaya koymuşlardır. Selçuklu Devleti döneminde Kayseri kalesini Moğollara karşı savunmada ve Osmanlı döneminde savaş meydanlarında eşlerinin yanında yer almışlardır.

Bacıyân-ı Rum teşkilatının kurulduğu dönem, Anadolu’ya göçlerin de yoğun olduğu dönemdir. Bacıyân-ı Rum kadınları kurmuş oldukları zaviyelerde, göç eden insanların yeme, içme ve konaklamalarını sağlamışlardır. Bacıyân-ı Rum kadınları Moğol istilası sonrası Anadolu’ya yayılarak iskân ve kolonize çalışmaları içeresinde de yer almışlar, çalışmalarını açmış oldukları zaviyeler marifetiyle yürütmüşlerdir.

Selam olsun Baciyân’a…

 Allah Baciyân teşkilatını yeniden diriltmeyi nasip etsin.

Bâki selamlar…

Yorumlar