25 °c

Ayrı iklimsin ne çâre

Dünya, bıçak değer değmez çat diye çatlamaya hazır karpuz gibi gergin…

Bir dokunuşu bekliyor…

Bu dokunuş Suriye…

Rusya… Suriye üzerinden Akdeniz’e indi ve bölgeye yerleşme derdinde…

İran… Suriye üzerinden bölgede bir koridor oluşturup hâkimiyet kurma derdinde…

Amerika… Bölgede kafası çok karışık… Bir yandan Suriye üzerinden İsrail’in arz-ı mevud idealini sağlamak için üstlendiği zorlu görevin sorumluluğunda eziliyor. Bir yandan Suriye’deki paylaşımda büyük ortak olmak istiyor. Ama uluslararası hukuka göre hak sahibi olmadığı Suriye’de, Scycos-Picot anlaşmasıyla garantör olan İngiltere ve Fransa’yı, kendi yanına çekerek bölgeye girmenin yollarını arıyor.

Bu süreçte de terör örgütlerini bölgede maniple ederek rakiplerini oyaladığı gibi bir yandan da kendine İsrail, Mısır, Suudi Arabistan gibi devletleri yandaş yapıyor…

Suriye’deki halkı kimsenin düşündüğü yok… Hatta Suriyeliyi, Suriye’de denge hesaplarıyla iktidarda kalmak isteyen rejim bile düşünmüyor…

Peki, bu barut fıçısının ortasındaki Türkiye?

Türkiye… Hem kendisine yapılan ekonomik baskının kıskacından kurtulmanın derdinde, hem Suriye’de çıkacak savaşı “barış” çağrısıyla durdurmak ama – durduramayacağını herkes biliyor- durduramazsa da en azından bombalamalar sonucu canını kurtarmak için Türkiye’ye yönelecek göçmenleri Suriye topraklarında tutabilmenin yollarını aramakta…

Yer altı kaynakları için yer üstünde verilen bu mücadelede Türkiye, konuya insani açıdan yaklaşmak istiyor. Muhtemel bir savaş ya da saldırı durumunda İdlip’ten gelebilecek göçmenleri Türkiye’ye gelmeden Afrin’deki güvenli bölgelere kaydırarak onlara Suriye topraklarında bir yaşama alanı oluşturmaya çalışıyor.

Velhasıl asırlar boyu hile ve desise ile dünyayı yağmalayan güçler şimdi bölgede av peşinde. Ama kimse stratejik bir hata yapıp da kenarda kalmamanın ince hesabında… Kontrolsüz olup da bu koca enkazın üzerine yıkılmaması için temkinli…

Ama bu çatışma kaçınılmaz… Çünkü av çok büyük ve gelecek için bölge çok stratejik… Şu ana kadar yapılan manevralar hep birer nabız yoklama olarak değerlendiriliyor…

Bölge 3. Dünya savaşına gebe… Bu savaş çıkmak üzere… Kan akmak üzere…

Ve olan yine Müslümana olmak üzere…

Zavallı boksör ringde rakibinin yumruklarıyla perişan oluyormuş. Gong çalıp ara verilince her defasında antrenörü moral veriyormuş:

“Çok iyi gidiyorsun. Rakibi darmadağın ediyorsun, devam..”

Ağzı burnu kan içindeki boksör dayanamamış:

“Rakibi perişan eden ben isem bu dayağı yiyen kim hocam?”

Evet bu dayağı biz Müslümanlar yiyoruz…

Niye?

İslam dünyası “iyi gidiyorsun”, “harikasın”, “başarılısın” diyen antrenörler elinde kendini güvende hissediyor…

Ama öte yandan ne acıdır ki akla, bilime, eşyanın tabiatına uygun, gelecek nesilleri gözeten düşünen bir anlayıştan uzak endüstriyel devlerin dayattığı GDO’lu mısır şuruplarıyla, hormonlu tavuklarla, akla ziyan gazlı içeceklerle ve ölü gıdalarla kendisini ve çocuklarını zehirlediğinin…

Dünyanın endüstriyel çöplüğüne ve dijital ithal pazarı olduğunun… Bir yandan da kendi kültür pınarından beslenmek yerine sloganların girdaplarında sözde dindar özde kindar bir nesle evirildiğinin farkında olmuyor…

Bir yandan köylülükten kurtularak medeni olunacağını önerenlere inanarak köyünü yani özünü terk ediyor, köylülükten uzaklaşmayı medeni olmak zannediyor.

Ve bu aşkla şevkle (!) belediyelerin imara açtığı alanlarda 40 konut sığacak yere 400 konut sığdırmayı şehircilik sanıyor…

Öte yandan dindar olduğunu savunuyor… Kendisi gibi düşünmeyene ise değil muhalefet doğrudan kin kusuyor… Yaşadığı dindarlığı ise ithal lüks otomobil veya ciplerinin arka camına yapıştırdığı padişah tuğrası, kirli sakal, elde tespih, parmakta akik yüzük ile anlamlandırıyor…

Biz mi?

Biz ise tarihinden, kültüründen geleneğinden, dilinden edebiyatından habersiz gençliğe yeni bir eğitim sistemi araştırıyoruz… Veliler, değerli Milli Eğitim Bakanımızın “ezberi ve taklidi bırakmalıyız” haberlerini dinlerken yanı başındaki çocuğu Aleyna’yı dinliyor:

“Ayrı iklimsin ne çare…/ Ben sana vurgun bi-çare…”

Bas bas bağırdığımız “öğrenmeye değil hatırlamaya ihtiyacımız var” sözünü ise antrenörler duymuyor:

“İyi gidiyorsun, iyi” diye söylüyorlar kulağımıza…

 

YORUM YAZIN

adınız ve soyadınız ile yorum yapabilirsiniz
YAZIYA İLK YORUMU SİZ YAPIN

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
istiklal.com.tr bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.