1040 Defa Okundu

Ayasofya’nın camilikten çıkarılıp müze haline getirilmesi Müslümanların ayağına takılmış bir pranga idi. Elhamdülillah, bu pranga kırıldı ve yeniden cami oldu. Keza her tarafı  kilise ve sinagog dolu olan taksim Camii de açıldı.

Bu arada askeri okullarımızda ve bazı kışlalarda da camiler inşa ediliyor. En son olarak Heybeliada Bahriye Mektebi Camisinin de Osmanlı zamanındaki yapısına uygun olarak inşa edildiği haberini de öğrendik. Bu konuda emeği geçen her kişiye ve hükümetimize şükranlarımızı arz ediyorum. 

Bin yıldan beri İslam’ın bayraktarlığını yapmış olan Türk milleti bu cami haberlerinden sonra yeniden diriliş dönemine girmiştir. İslam medeniyetinin güzelliklerini, zarafetini ve Türk milletinin kahramanlığını dosta ve düşmana göstermiş olan bu millet, Osmanlı Devletinin küllerinden yeniden doğmaktadır.

Camilerin İslam uygarlığının gelişmesindeki rolünü anlamamız ve bunu genç nesillere anlatmamız gerekiyor. Zira bunu idrak etmede zorlanan çok sayıda insan vardır.

Camiler İslam toplumunun kalbi olup ortak lisanın meydana gelmesinde mühim bir rol üstenmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’in ve Hazreti Peygamber’in (asm) mesajlarını en güçlü seviyede cemaatle namazdan ve Cuma hutbelerinden alabiliriz. Yüz yıllardan beri camilerde meydana gelen güçlü manevi atmosfer bütün yaşamımıza aksetmiştir.

Cemaatle namazın ve Cuma namazında okunan hutbenin önemini bir sonraki eğer bunu yazıma havale edip camileri kapatarak başımıza gelen musibetleri örnekleri ile anlatmaya çalışayım.  

İşte başımıza gelen bir çok felakette bu camilerin açılamaması ve Ayasofya’nın müze haline gelmesinin rolü vardır. Çünkü Fatih Sultan Mehmet Han’ın bedduasına ve lanetlemesine maruz kalmış bir toplum haline getirilmiştik. Artık manevi surlar parçalandı ve İslam’ın parlak ve nurlu sancağı yeniden dünyanın her yerinde dalgalanmaya başlayacaktır.

Tangır tungur sesleri ile Ezan-ı Muhammedi (asm) yerine getirilen ve şarkı sözlerine benzeyen sözler bir daha cami minarelerinden okunmuyor. Zira hayatına mal olmuş olsa da Adnan Menderes ve arkadaşları ezanı orijinal şekline dönüştürmüş ve “Allahu ekber” sadaları bütün dünyadan işitilmiştir.

24 Temmuz 2020 Tarihinde Ayasofya’dan okunan ezanların aynı 15 Temmuz 2016 tarihinde İslam düşmanlarına vurulmuş bir tokat gibi fakat daha güçlü bir şekilde yankılanmasına şahit olduk. Ezan-ı Muhammedi cami minarelerinden okunduğu zaman 15 Temmuz’da darbeci askerleri büyük bir korku salmış milletimizde ise müthiş bir manevi uyanış başlamıştır.

Bunu fark eden hükümet yetkilileri ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan elinden geldikçe camilerin yeniden ihya edilmesine ve kapatılmış olan camilerimizin açılmasına çalışmaktadır. Allah emeği geçen herkesten razı olsun.

Günümüz gençleri tam olarak anlayamasa da bizim yaşlarımızda olan her insan Ayasofya’nın ne derece önemli olduğunu bilir. Çünkü Batıya karşı esir olduğumuzun sembolüydü Ayasofya.

Eğer yeniden cami olarak açamasaydık bu esaretin devam ettiğini ve dedelerimizin mirasına sahip çıkamadığımızı göstermeye devam edecektik. Fakat öylesine güzel bir siyaset izlendi ki yıllarca Ayasofya’yı müze ve puthane yapan partiler dahi bu kararı desteklemek zorunda kaldılar.

Bu nedenle Erdoğan’ı ayrıca kutlamak gerekiyor. Çünkü böylesine önemli kararlar alınırken gelecek tepkiler de iyi hesaplanmalıdır. Çünkü geri adım atmadan verilen kararı uygulamak çok önemlidir. En ufak bir hata, çekingenlik ülkemizin kaderini derinden etkileyecek kadar bedeli büyük olabilmektedir.

Nitekim Ayasofya Camii açıldıktan sonra en büyük tepki içeriden gelmiştir. Münafıklar İslam düşmanlarını harekete geçirmek için ellerinden geleni yapmışlar fakat hiçbir olumlu cevap alamamışlardır.

Öyle ki çok büyük umut besledikleri Rusya Devlet Başkanı putin bile Ayasofyanın açılmasından memnuniyet duyduğunu ifade etmek zorunda kalmıştır. Hatırlatayım şöyle demişti Putin: “Ne güzel eskiden para verip bilet alarak Ayasofya’ya girebiliyordu Rus turistler. Artık para vermeden giriş yapabilecekler”.

Fakat içerideki İslam düşmanlarının hazımsızlığı hala devam etmektedir. Öyle ki Kur’an ayetini okuyup “camileri kapatmanın ne derece büyük bir günah” olduğunu ifade eden cami imamını linç etmeye çalışan sözde hukukçu maymunlara da şahit olduk. Hınçlarından kudurmuş olan bu güruh; sonu ülkeyi yıkmak dahi olsa toplu gösteri ve yağmaya kadar her türlü fitneyi çıkarmak için çaba sarf etmektedir. 

Artık Necip Fazıl’ın dediği gibi “öz yurdunda garipsin öz vatanında parya!” sözü ortadan kalkmak üzeredir. Öz vatanımızda camilerimizin yeniden ihya edildiğini görmek çok önemli bir gelişmedir. Bunun yankıları bütün İslam dünyasında görülecektir. Batıya karşı ezik duran Müslüman toplumlar şimdi daha dik ve onurlu bir şekilde Türk kardeşleri gibi mücadele etmeye başlayacaklardır.

İnsanlara tapınmayı emreden bir ideoloji ve kadrolar; sadece tarihi, eğitimi, siyaseti değil İslam’a ait bütün değerleri de yıkmak isterken artık durup düşünecekler. Halkımızın tepki göstereceğinden korkarak daha saygılı ve edepli olmaya çalışacaklardır. Hiç hesap vermeyen fakat hep hesap soran bir saldırgan üslupları artık bitecektir.

Bundan böyle “Hutbelerde dinsizliği öven şahıslar neden ismiyle anılmıyor?” ve “Camilerde neden adlarına Fatiha okunmuyor?” gibi son derece seviyesizce sözlerle Diyanet İşleri Başkanlığı’nı ve imam hatipleri suçlayamayacaklardır. İşte bu son yapılan kışkırtmalar ın etkisi son derece sönük kalmıştır.

Bu saldırgan ve dayatmacı ruh ile artık Hinduları çağrıştıran ritüelleri de yapamayacaklar. Bu çağdışı tapınma merasimleri bitecektir. Zaten Hindu kadınlar Kovid salgınından sonra tapınmış oldukları putları elleri ile kırıp bütün dünyaya çok önemli “putların devrildiği” mesajını vermişlerdir.

Bazı insanları ilahlaştırdıkları yetmiyormuş gibi bunların asla hata yapmaz, sorgulanamaz olduğunu da söyleyemeyecektir. Bu şekilde binlerce hatta milyonlarca beyni yıkanmış insan gerçeklerle yüz yüze gelecektir.

Sahte bir anti-emperyalist duruş namına; putçu ideoloji ve kadrolara yerli ve milli payeleri vererek yeni bir müttefik ilan edenler de geri adım atarak dine ve dindarlara saygı duymaya başlayacaklar. Bürokratik oligarşiye karşı bırakın karşı çıkmayı tam tersine ortak payda ve ittifak arayışına giren yapılar birer birer yıkılmaya başlayacaktır.

İslam’ın; namaz, oruç, zekât, hac gibi İslam’ın en temel şartlarına uyan insanlarla dalga geçenlerin yüzleri kızaracaktır. İmanın esaslarını inkâr eden bir hayat felsefesi ve pratiği içerisinde olan bu putperest anlayış sahipleri; şimdi kendilerini sorgulamaya başlayarak insanları aşağılamaktan vazgeçeceklerdir.

Ülkemizin kuruluş felsefesinden söz ederken seküler bir anlayışı ifade eden insanlar, bunun kocaman bir yalan olduğunu çünkü “Devletin dini İslam” olduğunu yazan bir anayasamız olduğunu ve Meclis’in açılışında; Kur’an hatimlerinden başka bir Türk geleneği olan Buhari kitaplarının okunduğunu bir daha asla unutamayacaklardır.

Evet, 1928 Yılında Anayasadan “Devletin dini İslam’dır” maddesi çıkarılmış ve 1936 yılında CHP’nin altı ilkesi anayasaya dâhil edilmiştir. Tarihten haberi olmayan kişileri; kurucu değerler adı altında bize bu ilkeleri benimsetmeye çalıştılar.

Tek parti yönetimini, demokrasi diye artık kimseye yutturamayacaklardır. Bundan sonra halkımıza deli gömleği giydirmeye çalışan bunaklar; başını öne eğip saygı duymaya başlayacaklardır.

Kimse Kur’an-ı Kerimimiz için (haşa) “gökten indiği sanılan bir kitap” ve Peygamberimiz (asm) hakkında “Arapoğlunun yavesi” diyemeyecek. Rakı bulunan sofralarda hafızlar için sarf edilen “beyni sulanmış” sözleri ile pozitivizm ve deizm arasında gidip gelen bütünüyle seküler ve son derece pragmatik siyasetçilerin artık bu şekilde konuşma imkanları kalmayacaktır.

Ankara Yenimahalle’de “hutbede bazı şahısların adı anılmadığı için” Cuma namazını sabote etmeye kalkışan provokatör bir grupla geçen yıllarda tanışmıştık. Ayrıca Trabzon Ortahisar’da cami duvarlarına asılan dev resimler de bunun tuzu biberi olmuştu. Fakat bu kışkırtmalar karşılığında hiçbir ceza almayan bu güruh artık eylemlerinde pervasız bir şekilde davranamayacaklardır.

Son söz olarak şunu söyleyebilirim. Tokat yiye yiye artık aklımız başımıza geldi. Bundan sonra artık tokat atarken karşılıksız kalacağını zannedenler şimdiden düşünmeye başlamalı ve edepli bir şekilde kalmak şartı ile bu vatanda yaşayabileceklerini düşünmek zorundadırlar, vesselam…

Yorumlar