4736 Defa Okundu

Ayasofya Camii başlıklı ve 08/06/2020 tarihli yazımda Ayasofya Camiinin ibadete açılmasının tarihsel, hukuki, siyasi, uluslararası konjonktür ve dini açılardan kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu belirtmiş ve bunun da tam zamanı olduğunu ifade etmiştim. Çünkü soykırımcı uluslararası sistem artık daha fazla yürütülebilir olmaktan çıktı, dolar ve Amerikan ekonomisinin çok ciddi açmazları var, emperyalist hegemon Batı sisteminin sosyolojik, siyasi, demokrasi, insan hakları, adalet, vicdan, sağlık ve ve sosyal güvenlik ve demografik açılardan çöktüğünü korona virüs salgını süreci net olarak gösterdi. 

Danıştay 10. Dairesi Ayasofya Camiinin ibadete açılması talebi konusundaki kararını 10 Temmuz 2020 tarihinde açıkladı; din, vicdan ve ibadet özgürlüğü ile vakıf mallarının mülkiyet ve tasarruf hakkı bağlamında; 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal ederek Camiinin tekrar ibadete açılması gerektiğine karar verdi. Danıştay kararının açıklandığı tarihte, söz konusu karara istinaden, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Camii, Diyanet İşleri Başkanlığına devredilerek ibadete resmi olarak açıldı. Hazırlıkların tamamlanması sonucunda ise Lozan Anlaşmasının 97. yıldönümünde, 24 Temmuz 2020 tarihinde İslam Dini ve Müslümanların kutsal günü ve bayramı olan Cuma günü, Cuma namazıyla, fiilen açılacak.

Ayasofya Camiinin yeniden ibadete açılması ne anlama geliyor?

Caminin yeniden ibadete açılması İslam Medeniyeti ve Türk Milletinin adaleti, uygarlığı ve gücü temsil eden çelikten iradesinin dünyaya vurulan mührünün yeniden ilanıdır,

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tam bağımsızlığının ve Türk Milletininin tunçtan sarsılmaz iradesinin yeniden bayraklaştırılmasıdır,

Fatih'in emanetine sahip çıkılması, aslına rücu ettirilmesi, yapılan yanlışın düzeltilmesidir,

Fatih'in gazabına, azabına, kemik sızısına son verilmesi, mezarında rahat uyumasının sağlanmasıdır,

Üstad Necip Fazıl ve büyük şair Nazım Hikmetin umudu ve hayalleridir, 

İslam dünyasının lideri Müslüman Türk Milletinin bin yıldır ön Asya ve Anadolu'da olduğu gibi, üç kıtada ve bütün dünyada ebediyete kadar barış, demokrasi, adalet ve medeniyet değerlerinin koruyucusu olma ve hayata geçirme ülküsüdür,

Filistin ve Kudüs'ün, Mekke ve Medine'nin özgürlüğünün müjdeleyicisidir,

Dünyada tüm mazlumların, ezilen tüm halkların özgürlük umudu; zalimlerin, emperyalistlerin, kapitalistlerin, komünistlerin, soykırımcıların kahrıdır,

İslam ve Türkiye düşmanlarına, emperyalizme, kapitalizme, soykırımcılara, barbar ve vahşi Batının sırtlanlaşmış saldırılarına ve boyunduruğuna bir başkaldırıdır, meydan okumadır,

Fetih ve özgürleştirmenin, medenileştirmenin sembolüdür…

Camiinin yeniden ibadete açılması kararına dışarda karşı çıkanlar kimler? Amerika, Avrupa, İsrail, Yunanistan, Papa  vb. Bu aşamada bir gerçeği belirtmeden geçemeyeceğim. Yunanistan, Ayasofya'nın ibadete açılması kararından sonra Türkiye'nin uygar dünyadan dışlanacağını dile getirmiş. Aç tavuk kendini darı ambarında sanırmış. Hangi uygar dünya, tuvaletten sonra suyla temizlik alışkanlığı olmayan uygar dünya mı, korona virüs salgını sürecinde birbirlerinin sağlık malzemelerine eşkıya gibi çöken uygar dünya mı, salgında korona hastalarını ve yaşlılarını hastane odalarında, huzurevlerinde ve kendi evlerinde aşağılıkça ve vicdansızca ölüme terkeden uygar dünya mı,  yetmiş milyon kızılderiliyi kafa derilerini yüzerek katleden, son iki yüz yıldır dünyanın her yerinde yüz milyonlarca insanı soykırıma uğratan, dünyanın her yerinde bütün kaynak ve zenginlikleri çalan, dünyanın güneyini hunharca açlığa, ölüme ve sefalete götüren vahşi, barbar, acımasız, hırsız… uygar dünya mı???

İçerde ise bu karara karşı çıkanlar PKK, PKK çocuğu, DHKP-C, FETÖ, manda ve himayeciler, düşmanın yerli işbirlikçileri, üç beş bukalemun, eski Türkiye'nin eski artıkları, ve de beyni fosillesmiş üç beş dinozor! Bunların eleştirileri ya da karşı çıkışları dört başlık altında toplanabilir: Birincisi Atatürk'e ihanet ve onun aldığı müze kararına saygısızlık.

İkincisi müze gelirinden ve maddi kazançtan mahrum kalmak, üçüncüsü camiye ihtiyaç olmadığı, dördüncüsü ise yıkılmış Osmanlı hukukunun ve yok olmuş Padişah iradesinin Cumhuriyet hukukuna galebe çalındığıdır.

Öncelikle bu eleştiri ve yaklaşımlar sapla samanı birbirine karıştıran, deli saçması, akıl-mantık-bilime uymayan, analitik örgüden yoksun, insan olmanın erdemini yakalayamamış tezlerdir.

Birincisi tarih bir bütündür, parçalamaz, hesaplaşma arenası değildir, tarihi şahsiyetler yarıştırılamaz. Hiç bir tarihi şahsiyet ne Allah'tır ve ne Peygamberdir. Doğruları ile birlikte yanlışları da vardır. Yanlışların tarihi süreç içinde değiştirilmesi de son derece doğal,rasyonel ve kaçınılmazdır.

İkincisi müze gelirinden yoksunluk meselesi çok komik ve küçük-basit bir detaydır. İdari karar ve önlemlerle ek gelir oluşturulması her zaman olanaklıdır. Üçüncüsü camiye ihtiyacın olup olmaması meselesi sığ, derinliksiz, etrafsız bir yaklaşımın göstergesidir. Buradaki bağlam ihtiyaç meselesi değil; maziden atiye çağları aşan derinlikli ve köklü bir bağımsızlık ve kimlik sembolüdür. Dördüncüsü Osmanlı hukuku ile Padişah iradesinin Cumhuriyet hukukuna üstün kılınması meselesinde ise tarihi dönemeçler ve zamanlar ile tarihi şahsiyetlerin çatıştırılmasına, karşı karşıya getirilmesine yönelik şeytani bir fitne-fesat çıkartma amacı güdüldüğü görülmektedir. Ancak bütün bu cılız sesler yok olmaya mahkum, karanlıkta aydınlığa hasret vızıltılar olarak kalacaklardır. 

Tarihi yanlışın düzeltilmesi şeklinde anlamlandırılabilecek, Camiinin yeniden ibadete açılması kararını, İslam Dünyası büyük oranda, Türk Milleti ise % 90'lar civarında tunçtan ve keskin bir irade ile desteklemektedir.

Ayasofya Camiinin müzeye çevrilmesi yönündeki 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını tarihi ve cesur bir irade ile iptal eden Danıştay 10. Dairesi üyelerine (Hakimlerine), Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Ayasofya Camiini Diyanet İşleri Başkanlığına bağlayarak ibadete açan Reis'e binlerce kez teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum. Menderes gibi adlarını tarihe altın harflerle yazdırdılar. Çünkü bu karar, 1950'de Türkçe ezanın aslına çevrilmesi, 2017'de kışlada yemek duasında Tanrı kelimesinin Allah olarak düzeltilmesi ve resmi cenaze (Şehit) törenlerinde Chopin'in kilise çanının seslerini sembolize eden cenaze marşı yerine Itri'nin Tekbir'inin çalınma uygulamasının getirilmesi gibi Milletin gönlünde derin yaralar açan tarihi hataların düzeltilmesinin devamlarından bir tanesidir.  

Kutlu olsun!

Ne mutlu Müslümanım diyene!

Ne mutlu Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşıyım diyene!

Ne mutlu Türküm diyene!

Yaşasın Müslüman Türk Milleti!

Kahrolsun İslam ve Türkiye düşmanları!

Kahrolsun kapitalizm, emperyalizm, komünizm, siyonizm!

Saygı ve selamlarımla... 

 

 

Yorumlar