5160 Defa Okundu

Yaşanmış bir hikâyedir bu.

Anlatacağım bu hikâyenin yüzlerce belki binlercesi ülkemizde yaşandığından eminim.

İsimler hayalidir fakat meslekler vakıaya uygun.

Hususiyetle meslekleri olduğu gibi verdim fakat isimleri vermedim.

Zira meslekler üzerinden vereceğim bazı mesajlar var.

Hikâye şöyle:

Telefonum çaldı.

Ahizeyi kaldırdım.

Arayan kadim dost Mustafa idi.

Şöyle dedi:

“Komşumuzun bir sıkıntısı var. Seninle görüşmek ve tanışmak istiyor, müsait misin?” dedi.

“Elbette, görüşelim. Mesele nedir?” dedim.

Kadim dost Mustafa meseleyi şöyle özetledi:

 “Öğretmen Ayşe Hanım komşumuzdur.  Eşi doktor Bora. Dr. Bora artık Müslüman olmadığını  söylüyormuş.  Öğretmen Ayşe hanım perişan. Dr.  Bora Bey’le bir tanışsanız”.

“Elbette doktor bey ile tanışmak ve yardımcı olmak isterim ama önce öğretmen hanımı dinlemek isterim” dedim.

Ertesi günü öğretmen hanımın erkek kardeşi olduğunu öğrendiğim Naci Bey beni telefonla aradı meseleyi anlattı.  Ben kendisiyle birlikte öğretmen hanımı fakültedeki odamda beklediğimi söyledim.

Hemen ifade edeyim ki, bendeniz psikolog değilim. Beni arayan kadim dost sosyal sahada tetebbularım olduğundan dolayı beni aradı. Deist veya ateist olduğu düşünülen doktor bey ile benim görüşerek “ikna” etmem istendi.

Ben bu “ikna” meselesinde kanaatimi şöyle ifade ettim:

Bu meselelerde veya başka hususlarda “tartışmanın” faydası olmayacağı kanaatindeyim. Muhatabımızın doktor olması meseleyi daha nazik hale getiriyor.

Benim tercihim “tartışma” yerine “münazaradır”.

Yani fikir teatisidir.

Tahakküm maksadıyla yapılan bir “tartışma” ile müspet bir neticeye varılamaz.

Bizim ihtiyacımız bilgi alış verişiyle ve samimi bir iklimde meseleyi ortaya koymaya çalışmak olabilir.

Buna ilaveten zamana da ihtiyacımız olabilir.

Bu zeminde insanların hidayetine vesile olabilirsek kendimi bahtiyar addederim.  

Randevu günü Naci Bey yalnız geldi.

İlk tanışma faslında bizde adettendir, “ne iş yapıyorsunuz?” dedim.

“TSK’da görevliyim” deyince,

“Ooo askerler disiplinli olur” dedim.

Naci Bey hayıflandı:

“Nerdee, hocam o eskidenmiş” dedi.

“Bakınız” dedim. “Bu ‘eskidenmiş’ ifadesi her zaman ve her çağda söylenir ve  söylenmektedir”  dedikten sonra,  şunları ilave ettim:

 “Her nesil bir önceki nesilde var olan veya var olduğunu tahayyül ettiğimiz vefa ve  insaniyet gibi hissiyatın artık kaybolduğunu söyler. Bu dünya kurulduğu günden beri vardı. Kıyamete kadar da devam edecektir”.

Naci Bey konuyu açtı ve dedi ki:

“Ayşe Hanım benim kız kardeşim olur. Kendisi öğretmen. Eşi doktor. 25 yıllık evliler. Doktor beyde  birkaç aydır  tuhaf davranışlar görmeye başladık”.

“Ne gibi davranışlar?” diye sordum.

Mesela “Oruç sağlığa zararlı,. Şimdiye kadar boşu boşuna namaz kılmışım. Din, insanları uyutmak için uydurulmuştur”  gibi sözler söylüyor.

Naci Bey içini çekti ve nemli gözlerle: 

“Kız kardeşim bunalım içinde. Ne yapacağımızı şaşırdık. Şoktayız” dedi.

Naci Bey’e “bir de öğretmen hanımı dinlemek isterim” dedim ve şöyle devam ettim:

Meselenin iki boyutu var:

Birincisi ve en acil olanı dinî tarafıdır.  Öncelikle dini tarafını vuzuha kavuşturalım. 

Meselenin “dinî tarafı” demek aynı zamanda “psikolojik yönü” demektir.

Gerçi günümüzde psikiyatristlerimizin çoğu Batılı kaynaklardan “beslendiğinden” her meselenin reçetesini Batıdan bulmaya çalıştıklarından vakaların çoğu “kördüğüm” haline geliyor. 

İstisnaları tenzih ediyorum.

Ben inandığımı yaşamaya çalışan biriyim. Fakat dinî meselelerde “güvendiğim” hocalarımıza bu meseleyi sormamız lazım.

Bir de güven/itimat meselesi var.

“Güvendiğim” ifadesini özelikle kullandım.

Zira ülkemizde öyle “hocalar” var ki, insanlara sıhhatli dini bilgiler vermek bir yana irtidat ettirirler/ettirmektedirler.

“İrtidat” yani doğru yolu terk edip sapıtmak.  Böylelerine “mürted” denir.

Çeşitli vesilelerle temas etmiştim.

Mesela bir tanesi vardı; Ayetle alay ediyor.  “Bu ayet olamaz.  Bu ayetin böyle olmasını havsalam almıyor” diyor.

Bu lafları söyleyen bir ilahiyatçı ve ders vermekte fakültede.

Böyle niceleri var.

Bundan 60-70 önce “her gün tecdid-i iman etmemiz gerekir” deniliyordu.

Şimdi neredeyse her saat başı tecdid-i iman ve nikâh etmemiz gerekiyor.

Öğretmen Ayşe Hanım’ı telefonla aradık.

“Güvendiğim” hocam ile birlikte öğretmen Ayşe Hanım’ı dinliyoruz:

“Hocam,

25 yıldır evliyiz.

Eşim son bir aya kadar elinden tesbih düşmezdi.

Namazlarını hiç geçirmezdi.

Geceleri teheccüt namazı bile kılardı.

Bir gün eline Turan Dursun’un bir kitabı geçti.

Ondan sonra değişmeye başladı.

Üç tane çocuğum var.

Çok perişanım, ne yapayım?”.

Vaka bu…

Turan Dursun’u hatırladım. 

Yıllar önce hezeyanlarla dolu bir kitabını okumuştum. 

İnternette Turan Dursun ile ilgili olarak şöyle bilgi verilmiş:

 “Eski imam ve müftü. Yapmış olduğu araştırmalarında İslâmiyet’i ve peygamberi Muhammed'i ağır bir şekilde eleştirmiştir. Ateist olmadan önce imam ve müftü olarak çalışmıştır”.

Ateist olmadan önce mi yoksa ateist olarak mı imam ve müftülük yaptı, orası bence meçhul.

Zira örneklerini verdim, ilahiyat fakültelerinde öyle “hocalar” var ki, ayet beğenmiyor.

Bu ilahiyatçıların bazıları sevgili peygamberimizin ihtimamla tavsiye ettiği misvağa “odun parçası” diyor.

Ehl-i sünnet anlayışına “Emevî uydurması” diyor.

Şüphesiz ilahiyat fakültelerimizde ilmiyle amil hocalarımızı ve İslam’ı yaşayan ve sevgili peygamberimizi örnek alarak anlatan imamlarımız ve müftülerimizi tenzih ediyorum.

Şu örnek vaka karşısında ne yapmak lazım?

Zor bir durum.

Deist veya ateist olduğu anlaşılan kişinin doktor olması bu zorluğu ikiye katlıyor.

Çözüm ne olmalı?

Meselenin dinî tarafına girmedim ve şunu tavsiye ettim:

“Lütfen güvenilir bir hocamız ile görüşünüz”.

Şu sorunun cevabını aramalıyız:

25 yıldan beri namazlarını geçirmeyen ve teheccüt namazını bile kılan bir kişinin deist veya ateist olmasının sebebi ne olabilir?

Şöyle bir izah getirilebilir:

Müslüman olmak zor değildir. Yani Kelime-i şahadet ile mümkündür. Fakat Müslüman olarak yaşamak zordur.

Günümüzde bu zorluk katlanarak artmakta.

Şayet kendimizi sahih kaynaklardan besleyerek güncellemezsek benzeri akıbetler bizlere de uğrayabilir.

Ne oldum deme,

Ne olacağım de!

Yani diri ol!

Sahih kaynaklardan beslendiğimiz zaman ancak diri olabiliriz, bunu unutma!

 

Yorumlar