1116 Defa Okundu

Tv. tartışma programları ibretlik. Ekranlarda hep aynı kişiler ve hepsi de nasıl oluyorsa her alanın uzmanı. Epeyce gazeteci de var aralarında. Anlamış değilim. Ücretli mi, kadrolu mu çekişiyorlar; zaman zaman da çatışıyorlar. Tartışma falan değil yapılan.  Neye göre seçildiklerini de halk merak ediyor. Her alanda temayüz ettikleri ayrıntılı ölçekli sınavlarla mı belirlendi, Birleşmiş Milletlerin veya Nobel gibi dünya çapında ödül kuruluşlarının Türk Tv.lerine tavsiye kararı mı var? Çok şaşkınım ve de Yakup Kadri’nin halkın cahil kalma nedeni münevverler suçlaması çınlıyor kulaklarımda. Hepsi at gözlüğü takınmış da öyle çıkmış ekranlara. Program yapımcıları bu özellikleri yüzünden mi seçiyor onları diye çok soran var. Fikir çarpışmasından aklın yolu bir çıkar ama o yola ulaşabilen tek program izleyen varsa beri gelsin, özür dileyeceğim. Bîtaraf aydın olmak, körtaraflığın ağır baskısı altında inim inim! Halkın medyaya güveni niye % 30, açıkça ortada. Çok yazık!

Ayasofya ibadete açılsın mı açılmasın mı? Körtaraf çekişmeleri ibretle izliyorum. Tarihten feyz alınmamış hiç. Laf dolandırılıp duruluyor hep. Fatih İstanbul’la gönülleri de fethetmemiş miydi? Hangi mabedin hangi kutsal izlerini sildi? İcra makamındaki torunları İslamın buyruklarını iktidar hırsıyla saptırıp çiğnedikleri, bilime de çağın şartlarına da uyamadıkları için pay paçak edilme uçurumuna düşmemiş miydik? Sonra da Allah’ın lütfu bir tesadüfle Çanakkale’de Kemal’e erip onunla kurtuluş savaşı vermedik mi? Ayasofya Fatih buyruğuyla kutsallara dokunmadan ibadete açıkken o sağlığında müzeye çevrilmedi mi? Tartışmayı bu noktayı çok yönlü değerlendirmeyle yapmak gerekirken Atatürk’ün bundan haberi yoktu diyebilecek kadar saçmalamak şaşılası. Devletin başı, alınan ve uygulanan karardan bîhaber öyle mi?       

Çok yadırgadığım bir husus daha var: 43 yıldır edebiyat rehberliğinde tarihî araştırmalar yaparım. Ağırıma gitti doğrusu. Tarihçi Prof. Dr.Yusuf Halaçoğlu, Falih Rıfkı Atay’ın açıklamaları ileri sürülünce onu romancı diye küçümsedi. Hiç yakışmadı hiç! Olacak şey mi bu?  Tarihçi, romancının devrinde olan bitenleri konu ettğini nasıl bilmez? Tarihin en önemli tanığıdır edebî eserler. Onları hiçe sayan tarihçiler de hep kendi kafa formatlarına göre takındıkları at gözlükleriyle bakarlar olan bitene.

Milletinin kurtuluşuna ve yepyeni bir devlet kuruluşuna liderlik eden M.Kemal, dedesi Fatih’in icraatını 1934 Bakanlar Kurulu kararıyla niye değiştirmişti? Bunu doğru anlamak için devrin şartlarını ve onun zihniyetini iyi değerlendirmek gerekir. Kurtuluş Savaşı’ndan çıkıp Merhum Celal Bayar’ın deyimiyle padişah ve halife yapmak isteyenlere iltifat etmeden cumhuriyeti kuran lider, 10.Yıl Nutku’nda “Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medenî kabiliyeti bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır diyordu. Bilim ve sanat rehberliğini millî ülkü edinmiş milletim dünyada hakikî huzurun temini yolunda üzerine düşeni yapacaktır diyordu. İşte 7 düvele karşı galip devlet adamı, dünya barışına hizmet etmek istediği mesajıyla çağdaş demokrasiye yönelmiş cumhuriyet kurucusu olduğuna dikkat çekmişti. Önünde Lozan gibi, kurulması gereken dayanışmalar gibi masa manevraları gerektiren sorunları nasıl aşacaktı? Çok yönlü düşündük mü?

 Şimdi ne durumdayız ve ne olmalı? Şartlar farklı mı? 2002’ye kadar çağdaş, demokrat, özgürlükçü, barışçı olacaksınız diye diye hep vesayet baskısı altına alınmamış mıydık? Atatürk’ten bu tarihe kadar özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir hangi lider diyebilmişti? Kargaşalar, iç çatışmalar derken darbelerle sarsılmıyor muydu milletin seçtikleri. Biz adam olmayız çukuruna düşmemiş miydik? Niye 18 yıldır dirayetle direne direne destanlar yazan milletin lideri Tayyip? Çok iyi değerlendirmeli!

Atatürk, gücünü gösterdikten sonra masa manevralarına hazırlık icraatlar yaptı. Şimdi de aynı durumdayız bence. Güçlü devlet, güçlü millet olduğumuz görüldü. Savunma sanayi atılımlarımız, pandemide sağlık hizmetlerimiz, dünyanın her yerine uzattığımız yardım eli; ABD’deki ırkçı şiddetle kıyaslanan sırtında insan taşıyan polisimizin temsil ettiği merhametimiz medyalarda. AB artık Türkiye’siz olmaz sesleri duyulur oldu. Dünyada itibarımız tam gaz artıyor. Tayyip adına yakışır bir özne oldu dünyada liderimiz? Bu noktaya gelmişken fetih yıldönümünde süre okuyarak Ayasofya tartışmaları başlatmak da benzer bir manevradır! Güç ve itibar varsa millî menfaatler yolunda yapılası manevralar da var. Şükür o manevraları yapabilecek bir lidere de sahibiz bugün. Gereken neyse yapar. Ancak biz ilerledikçe artacak çok yönlü sinsi saldıralar olmuştur, yine olur; bunu görmeli, dikkatli olmalı.

Muhalefete tavsiyem, eleştirilere dikkat etmesi. Her hafta bir açılış ve kalkınma haberi ekranlarda. Neyle, nasıl oluyor bunlar? Bir sorun vicdanınıza da olmasın edebiyatından da hep kusur görmekten de geçin artık. Fatih de Kemal de Tayyip de bizim. Millî kültürümüz, millet ruhunu temsil edebilen liderleri başbuğ sayar. Millet gönlündeki başbuğ ile konuşma dili son derece saygılı ve nazik olmalı. Tayyip, bu kültürü temsil etmeyi başardı. Bahçeli bile onu başbuğ görüyor artık. Demokrat ve hoşgörülü olma adı altında 2001 öncesi liderler gibi tiyatrolarda, karikatürlerde, şimdiki sosyal medyada küçük düşürülmeye de izin vermez.

Eleştiri mi? Yap kardeşim. Böyle olmadı,şöyle olsa daha iyi de. Ama dile, seviyeye dikkat et! Başa itaat şart diyor din ve millet! Liderinden de İslam ilkeleri istişareyi ihmal etmeden adalet, liyakate dayalı icraat bekliyor. Bunlara uymuyorsa uyarmak hak. Nitekim bu köşeden yapılan hiçbir uyarıya tepki gelmedi. Ekonomi eski Bakanı Babacan, mali disipline uyalım demiş. Kendi içimizde İMF yaratmayalım cevabı almış. Ters düşmüşler ayrılıp parti kurmuş. Bunu yanlış bulmam. Ekonomik alternatifler sunar, CHP’nin yıkıcı diline sapmaz, Merhum Özal gibi kalemin ucuyla konuşursa sorun yok. Ancak Davutoğlu inşaat istirmarları gördüm falan diyormuş. Millet de soruyor: Gördün de niye sustun?  İslamın itaat ilkesine niye uydun? Akıl, gönülden başa!

Uzun iktidarın doğal yıpratıcılığını onarabilmenin zor olduğunu da vurgulamak isterim. Sakın ola halkın güvenmediği medya propagandaları avutur falan sanılmamalı. Oy tuzağı geçim derdi biraz hafifletilebilmeli. Ayrıca o derdi de sürekli depreştirerek halkın vicdanını sızlatan liyakatsizce atama eleştirilerine de ikna edici mantıklı açıklamalar getirilebilmeli. Kentlerin insan yükü de Anadolu işsizliği giderilerek hafifletilebilmeli. Köy evleri kırsal dönüşümle depreme dayanıklı kılınacakmış. İnşallah bu da olur. Millet çok yönlü düşünüp değerlendirir hep. Oy tuzağı aldatmaca propagandaları da iyi tanır. At gözlüğü takınmasın kimse!

Yorumlar