4460 Defa Okundu

Asalet ruhla ilgilidir.

Asil bir insan aç kalsa bile asla asaletine halel getirmez.

Osmanlı hanedanına mensup olanlar böyleydi.

1924’de vatandan sürgün edildikten sonra diyar-ı gurbette asaletin en mümtaz örneklerini verdiler.

Bunlardan biri Sultan Aziz’in torunlarından Şehzade Mahmut Şevket Efendi ve kızı  Nermin Sultan’dır. 1924’de apar-topar sürgüne tabi olduktan sonra önce İtalya’ya ardından Mısır’a gitmişti.

Nermin Sultan vatandan sürgün edildiğinde altı aylıktı.

Çok acı çektiler.

Yurt dışında bile takibata maruz kaldılar.

Aç kaldılar.

Açıkta kaldılar.

Fakat ana vatana daima hasrettiler.

Osmanlı hanedanının gerek anavatanda ve gerekse farklı memleketlerde gayrimenkulleri vardır.

Bu gayrimenkuller ülkemizde bir kısım hırsız kodamanlar tarafından gasp edilirken ülke dışında da pek farlı olmadı.

Yunanistan’da olan hanedana ait  gayrimenkulle ilgili olarak avukat olan bir İngiliz lordundan bahsetmek istiyorum.

Şehzade Mahmut Şevket Efendi ve kızı Nermin Sultan Fransa’nın güney batısında bulunan Bagnols’da ikamet ediyorlar.

Yarı aç yarı tok hayatlarını idame etmeye çalışıyorlar.

Öyle ki kiraladıkları eve günlük ihtiyaçlarını giderecek eşya bulamıyorlar.

Eşyaların bir kısmını eskiciden satın almak istiyorlar fakat bunlar bile çok pahalı.

Salib-i Ahmer’den (Kızıl haç) birkaç eşyayı ödünç olarak aldılar.

Şehzade Mahmut Şevket Efendi bu birkaç eşyayı alırken acı acı şöyle mırıldandı “Sultan II. Abdülhamid’in eliyle yaptığı masayı şu anda Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay kullanıyor. Ama biz onun akrabası olarak burada bir iskemleyi Salib-i Ahmer’den ödünç alıyoruz”.

Kimlerin utanması gerektiğini artık sizler tahayyül edin.

Şehzade Mahmut Şevket Efendi ve kızının durumu böyle.

Bir gün avukat olan ve aynı zamanda lord olan bir İngiliz, Şehzade Mahmut Efendi’nin Yunanistan’daki servetini duymuş.

Yunanistan’daki Osmanlı hanedanına mensup olan servetin bir çoğunu meşhur Yunanlı armatör Onasis gasp etmişti.

Şehzade Mahmut Şevket Efendi’nin bulunduğu Bagnols’a geldi.

Avukat Lord bu gayrimenkullerle ilgili davayı Lahey’ye götürerek kurtarabileceğini söyledi. Dava devam ederken para talep etmedi. Dava sonunda gayrimenkulleri elde edebilirse vekalet ücreti olarak belli  bir yüzde istedi.

Bu meseleyle ilgili Şehzade ile görüşürken Nermin Sultan’ı görüyor ve babası Şehzade Mahmut Şevket Efendi’den O’nunla evlenmek istediğini söylüyor.

Şehzade Mahmut Şevket Efendi’nin cevap vermesine mahal kalmadan mutfaktan çıkıp gelen Nermin sultan şunları söyledi:

“Babam varken bana bir şey söylemek düşmez ama bu teklifinizi duymaya dahi tahammül edemeyeceğimi bildirmek isterim. İnancım, bir gayri müslimin izdivaç teklifini sukünetle karşılamaya müsait değildir. Derhal evimizi terk ediniz ve miras işimizle alakadar olmaktan vazgeçiniz”.

İngiliz lordu bu öfkeli beyan üzerine  özür diledi  ve hiç olmazsa miras işine devam etmesine müsaade edilmesini istedi.

Hatta bununla iktifa etmeyerek dava sonuna kadar kendinin sahibi olduğu Londra’daki birkaç evden hangisinde isterlerse parasız olarak ikamet edebileceklerini teklif etti.

Bu teklif gerek Şehzade Mahmut Şevket Efendi ve gerekse Nermin Sultan reddettiler.

Halbuki o sırada yiyecek ekmekleri yoktu. 

İşte asalet budur.

İşte haysiyetli olmak budur.

Nermin Sultan, ana vatandan sürgüne gönderildiğinde altı aylıktı.

Diyar-ı gurbette öylesine fakrü zaruret içinde kaldı ki, akla hayale sığmaz.

Başka bir örnek:

Şehzade Mehmed Abid Efendi’dir.

Sultan II. Abdülhamid’in en küçük oğludur.

Dört yaşında İttihatçı darbeciler tarafından Selanik’e götürülen babası Sultan Abdülhamid ile birlikteydi.

1924’de hanedan süngüne gönderildiğinde 19 yaşındaydı.

Paris’te Hukuk  Fakültesi ve Şark Dilleri Farsça bölümünden mezun oldu.

1936’da Arnavutluk kıralı Ahmed Zogo’nun kız kardeşi Seniye Hanım ile evlendi. Fakat 1948’de boşandı. Seniye Hanım boşandığı eşi Şehzade Mehmed Abid Efendi adına Amerikan Bankasına 20 bin dolar yatırdı.

Şehzade Mehmed Abid Efendi bu paranın kuruşuna dokunmadı.

Seyyar jilet ve traş sabunu gibi şeyler satarak hayatını idame ettirdi.

1973’de Beyrut’ta sokak ortasında bir kalp krizi vefat ettiğinde cebinde sadece 25 kuruş vardı.

İşte buna asalet denir.

Son yıllarda yapılan bir ankete göre; ülkemizdeki gençlerin üçte biri  daha konforlu yaşamak için yurt dışına gitmek istiyor.

Gençliğimizin ruhunu para ile satın almak noktasına nasıl gelindi?

Asaletimizi niçin ve nasıl kaybettik?

“Nasıl” kaybettiğimizi şimdilik bir kenara koyalım ve “niçin” kaybettiğimizi sorgulayalım.

“Niçinin” cevabını bulup öncelikle kendime gelmeliyiz.

Ve hatırlayalım ki, Osmanlı devletinin Ehl-i sünnet anlayışının kalelerinden en güçlü olanıydı.

Osmanlı şehzadeleri de Ehl-i sünnet anlayışından besleniyorlardı.

O halde şu sorunun cevabını birlikte arayalım:

Selefilik olarak isimlendirilen ve kendini mezhepler üstü gören, tasavvufa düşman olan bu anlayış ülkemizde niçin son yıllarda zemin bulmaya başladı?

Yorumlar