5104 Defa Okundu

Geçen yazımda “gıda ve beslenme ile ilgili bilgi kirliliği” konusunu ele almış ve ‘bilim adamı’ sıfatıyla bizzat meselenin müsebbibi olanları da ele alacağımı yazmıştım. Bu yazıda geçen yazının devamı olarak bu konuyu ele almak istiyorum.

Biz, bize bir harf öğretene kırk yıl köle olmamız gerektiğini öğreten bir toplumda büyüdük. Bizim için hoca, öğretmen, bilim ve ilim adamları muteberdir, kıymet verilir, sözü dinlenir, söylediği yapılır. Gönlümüzde de hanemizde de en baş köşededir yeri. Onun için bu yazıyı yazmış olmaktan büyük bir üzüntü duyduğunu söylemek isterim. Ancak bu yazı yazılmak zorunda; hem toplumun gıda ve beslenme konusunda karşı karşıya kaldığı bilgi kirliliği ile mücadele, hem de bu konuda gerçek bilim adamlarının haklı feryatlarına sahip çıkmak için.

Bir yandan toplumu mağdur eden bu sözde bilim adamları, yarattıkları bilgi kirliliği ile bir yandan da gıda ve beslenme alanında çalışan gerçek bilim adamlarını mağdur ediyorlar. Çünkü gerçek bilim insanlarının yıllarca hizmet ettikleri gıda ve beslenme ile ilgili alanı kirletiyorlar. Bu alandaki gerçek bilim insanları her fırsat bulduklarında bu bezirganları, rantçıları dile getirmeye çalışıyorlar.

Ancak bilgi kirliliğinin en büyük müsebbibi olan biz gazeteciler, gerçek bilim adamları yerine bu rantçılara daha çok rağbet ediyoruz. Bu konuyu da ayrı bir yazıda ele alırız.

Bir önceki yazıda da anlatmıştık, gıda ve beslenme alanında bilgi kirliliğinin temel nedeni büyük bir rant alanı olması ve rantçıların iştahını kabartması. Maalesef bu rantçılar kervanına isminin önünde doktor, doçent veya profesör yazan herkes fütursuzca katılabiliyor.

Kalp damar uzmanı mı ararsın göğüs hastalıkları uzmanı mı?... Sosyolog antropologlar bile var rant kervanında... Gıda, beslenme dediniz mi sağdan soldan derme çatma bilgilerle, çoğunda da Google’dan bulunmuş söylemleri sallayıp duruyor halka bu bezirganlar maalesef... Biraz dikkatli bakarsanız sanki ortada kendi çalışmaları varmış gibi dolananları da rahatlıkla görürsünüz.

Vatandaşın gözüne girmeleri pek zor olmuyor… Yaz bir kitap, yapış bir PR Ajansına, bas dur basın bültenlerini, e malum ortada bir kitap var. Medyadaki birçok iyi niyetli olduğundan kuşku duymadığım gazeteci için hazır haberler akıyor, üstelik “mucize gıdalar, harika diyetler” falan. Bu noktada gazeteci arkadaşların hiçbir suçu yok diyemeyiz elbette, ama arkada bir yayınevi olunca onlar için “güvenilir kaynak” oluveriyor bu tip içerikler. Haliyle kitabın yazarı da sözüm ona “konu uzmanı” unvanına kavuşuyor kısa yoldan.

İşte bu aşamada rant akmaya başlıyor. Kitap satışları, konferanslar, festivaller, TV programları derken bu sözde uzman tayfası önce bunları kullanıp her türlü yalan dolan sözde mucize hapları-gıdaları reçeteleri satarak arkada ceplerini doldurmaya başlıyorlar. Üstelik de bu rant ekonomisi kontrolsüz denetimsiz bir şekilde internet üzerinde e-ticaret yoluyla dönüyor.

Hiçbir bilimsel veriye dayanmadan sağdan soldan toplama bilgilerle ceplerini doldurmak için topluma verdikleri bilgilerle gıda ve beslenme alanında en tehlikeli ve düzeltilmesi en zor bilgi kirliliğini işte bu rantçılar üretiyorlar.  

Üstelik gıda ve beslenme alanında hizmet veren bilim insanları bu rantçıları eleştirip teşhir ettiğinde hemen “onlar gerçekleri saklıyor, biz gerçekleri söylediğimiz, toplumu doğru bilgilendirdiğimiz için bize saldırıyorlar” yalanına sarılıyorlar. Toplumda korku ve şüphe üzerinde oluşturdukları bu algı ile yaratıkları gıda ve bilgi kirliliğini böylece rahatça pekiştiriyorlar. Tüm ikazlara rağmen bu rantçıların kitapları satmaya devam ediyor. Bu bezirganlar gazetelerde TV’lerde boy göstermeye ve kıymet görmeye devam ediyor. Toplumda “Ne olacak bu da bilim adamı, bunlar da gıda ve beslenme konusunda kendilerini geliştirebilir” algısı oluşmaya başlıyor.

Rant elde etmek için bilimi bir tarafa bırakıp her türlü filmi çeviren bu bezirganlara birileri de çıkıp şu soruyu sormalı; “Bir gıda mühendisi ya da beslenme uzmanı ekranlara çıkıp bağırsak tedavisi, kanser reçetesi falan önerse ne olur? Acaba bu rantçılar bu soruya ne cevap verir?”

Doğru olan herkesin kendi alanında bilimsel hizmet vererek topluma faydalı olması değil mi? Bu sözde bilim adamları yıllarını gıda ve beslenme alanında bilimsel çalışmalara vermiş bilim insanlarından neyi fazla bilirler? Gıda ve beslenme altında bu kadar yüksek marifetleri vardı da neden bu alanda bilimsel eğitim almadılar?  

Bu kadar yüksek zekaya sahipseler neden kendi alanlarında dişe dokunur uluslararası bir bilimsel çalışmaları yok? Neden kendi alanlarında kitap yazmıyorlar? Kendi eğitimini aldıkları alanlar bilimsel alanlar değil mi? 

Peki çözüm ne?...

Elbette çözüm birey olarak hepimizin “bilim adamı”yla “filim adamı”nı birbirinden ayırması…

Bu rant ekonomisini birileri inşa ediyor ve o ekonomiye akan para vatandaşın cebinden çıkıyor.

Yorumlar