364 Defa Okundu

Tevrat’ta isimleri zikredilen pek çok peygamber gibi elinde bir asâ olduğu halde çobanlık yapmaya başlayan, bölgedeki yoksul halkın sorunlarıyla yakından ilgilenen, hastalıklarına karşı bir şifa kaynağı olarak kabul edilen Baba İlyas, bilhassa Moğol istilası önünden kaçarak Anadolu’ya gelen Türkmen aşiretleri arasında kısa sürede büyük bir taraftar kitlesi toplamayı başarmıştır.Kendisini bir mehdi, kurtarıcı, şifacı bir şaman gibi gören ve kayıtsız şartsız bağlılıklarını bildiren bu mürîdlerinin sayısı bir hayli artınca, Mehdiliğini ilan etmiş, bir süre sonra da gerek iktisadî, gerek sosyal gerekse siyasî açılardan Türkiye Selçuklu yönetiminden memnun olmayan bütün zümreleri etrafında toplayarak büyük bir isyan hareketine girişmiştir (Ocak, 2009: 56-114; Karamustafa, 1993: 180). İsyanın başladığı sırada Amasya’da bulunan Baba İlyas’ın baş halifesi Baba İshak tarafından Adıyaman bölgesinde başlatılan isyan kısa sürede büyümüş, hızla Anadolu’nun güneydoğusuna ve orta kısımlarına doğru ilerlemiştir. İbn Bîbî, ahalinin Baba Resûl ismiyle andığı Baba İlyas’ın mürîdlerinin çekirge ve karınca gibi her köşeden harekete geçtiklerini, arı kümesi gibi kaynayıp oğuldamaya başladıklarını, köyleri ateşe verip duman gibi çevreyi sardıklarını yazmaktadır (İbn Bibi, 1956: 500-502). İsyanın her geçen gün biraz daha büyümesi Selçuklu yönetimini tedirgin etmiş, isyanı bastırmak isteyen Selçuklu ordusu mağlup olmuş, Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev başkentini terketmek zorunda kalmış, nihayet paralı Frenk askerlerinin desteğiyle isyan bastırılabilmiş ve Baba İlyas katledilmiştir (Ocak: 2009: 85-139; Karamustafa, 1993: 180-181). Baba İlyas ve halifeleri tarafından çıkarılan böylesine büyük bir isyan, Vefâiyye mensuplarının Türkmen boy ve aşiretleri arasında kazandığı nüfuzu görmek bakımından oldukça önemlidir.Anadolunun İslamlaşmasında Osmanlının kurulmasında rol oynayan vefailer tasavvufta bir makama takılıp kalanların sonra mehdi olduklarını iddia edip halkı etrafında toplayıp isyana kalktıkları tarihin müslüman toplulukları içinde sıklıkla gözlemlediğimiz bir durum olarak karşımıza çıkar nitekim son dönmede fetö terör örgütünün başında bulunan meşum şahısta aynı yolu takip etmiştir. Babailer İsyanı sonrasında, isyana katılan Vefâiyye mensuplarının Türkiye Selçuklu idaresi tarafından sıkı bir takibata uğratıldıkları görülmektedir. Vefâî şeyh ve dervişleri bu baskıdan kurtulabilmek amacıyla merkezî otoritenin daha zayıf olduğu uç bölgelerine göç etmişlerdir. Dervişler, 1243 yılındaki Kösedağ yenilgisi sonrasında Türkiye Selçukluları ‘nın yıkılma sürecine girmesiyle birlikte bağımsızlıklarını ilan eden beyliklere ait toprakları yurt edinmişler, faaliyetlerini bu bölgelerde sürdürmeye başlamışlardır. Dede Garkın’ın halifelerinin hayli yoğun olduğu, zaviyelerinin bulunduğu Dulkadiroğulları Beyliği sahasında ve yine Vefâî zaviyelerinin yer aldığı Eratnaoğulları sahasında bu faaliyetlerin sürdüğünü tahmin etmek zor değildir. Babaîler isyanı sonrasında Vefâî dervişlerinin yerleştiği bölgelerden birisi de Osmanlı Beyliği toprakları olmuştur. Bu sahada tarikatın en önemli temsilcisi beyliğin kurucusu Osman Bey’in kayınpederi olan Şeyh Edebalı’dır. Kardeşi Ahi Şemseddin’den dolayı olsa gerek, son dönemlere kadar bir Ahi şeyhi olduğu ileri sürülen Şeyh Edebalı’nın Vefâîyye tarikatına mensubiyeti Menâkıb-ı Tâcü’l-Arifin Tercümesi’nde açık bir şekilde ifade edilmektedir (Terceme-i Menâkıb-ı Seyyid Ebu’l-Vefâ, nr. 2427, vr. 3a). Şeyh Edebali Osmanlı Devleti’nin kuruluşu aşamasında ilk Osmanlı beylerinin en büyük destekçilerinden birisi olmuş, hem Osman Gazi’nin hem de Orhan Gazi’nin yakın iltifatına mazhar olmuştur. Şeyh Edebalı’nın ilk Osmanlı beyleri ile kurduğu akrabalık ilişkisi ve beylerin bazı icraatları üzerinde söz sahibi olması, kendisi için Bilecik’te büyük bir zaviye yaptırılması Vefâiyye tarikatının Osmanlı Beyliği’nin kuruluşundaki etkisini görmek bakımından önemlidir (Şahin, 2007: 88-93). Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde Vefâiyye’ye mensubiyeti somut olarak bilinen bir diğer şahsiyet Orhan Gazi dönemi dervişlerinden Geyikli Baba’dır. Emrindeki dervişleriyle Bursa’nın fethine katıldığı bilinen Geyikli Baba, fetihteki katkısından dolayı Orhan Gazi’nin iltifatına mazhar olmuş, kendisi için bir zaviye yaptırılmıştır (Lâmiî, 1995: 841). Geyikli Baba’nın şahsında Vefâiyye’nin dönemin gazileri arasında da rağbet gördüğü anlaşılmaktadır. Zira Osman Gazi’nin silah arkadaşlarından Turgut Alp, şeyhin müridlerinden birisidir (Şahin, 2007: 96-98). Geyikli Baba ile Orhan Gazi arasındaki ilişkide belki de en önemli olay, sultanın ona iki yük şarap ve iki yük rakı göndermesi hadisesidir. Geyikli Baba kendisine gönderilen rakı ve şarabı “bizim dergâhımızdan giren rakı bal, şarap yağ olur diyerek bir kazana koydurup, içine ala zerde komak suretiyle kaynatmış ve sultana geri göndermiştir.

Yorumlar