3212 Defa Okundu

İnsanımızdaki manevi çöküş ana-baba ve evlatlar arasındaki çatışmaları körüklemekte telafisi çok zor olan birçok hak ihlallerine yol açmaktadır.

Dinimizde kul hakkı çok önemli olup kul hakları içinde de ana-baba hakkı çok çok daha önemlidir.

Bir evladın ana-babasının meşru isteklerini yerine getirmemesi Allah(c.c.) ve Resulüne karşı sorumluluklarını yerine getirmemesinden sonra gelir.

Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’e itaatten sonra ana-babaya itaat edilmesi bir evladın dikkat etmesi gereken çok hassas konulardan bir tanesidir.

Ana-babanın özellikle de ananın evladı üzerinde çok büyük emek ve fedakarlığı olup bir evladın bunu görmemesi o evlat için büyük vebal olduğu gibi çok büyük bir kayıptır.

Bir evlat ana-babasına karşı saygısızlığının neticesinde neler kaybettiklerinin bir farkına varsa asla ve asla küçük bile olsa saygısızlık içinde bulunamaz!

Günümüz evlatlarının bırakınız ana-babaya itaati büyük saygısızlık içindeler, diyebilirsiniz.

Elbette ki, söyledikleriniz doğru ve bu yazıyı da o kaygılarımdan dolayı yazıyorum.

Hatta saygısızlıktan çok daha ilerisi ana-babalarıyla çatışıyorlar. Sanki ana-babalar evlatların kölesi, emir eri.

Evlatların bu duruma gelmesinde ana-babaların sorumluluğu çok büyük olmakla birlikte başta eğitimciler olmak üzere diğer kişi ve kurumlarında çok büyük sorumluluğu vardır.

Bu yazımda ana-baba sorumluluğu üzerinde durmadan ana-babanın evlat üzerindeki hakları üzerinde durmaya çalışacağım.

Müslüman olarak bu hakları İslami ölçülere uygun olarak açıklamamız en doğru olandır. Konu ile ilgili birkaç Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerife yer vereceğim.

Ana-baba hakkı ile ilgili olarak Yüce Rabb’imiz:

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve maliki bulunduğunuz kimselere iyi davranın...” (en-Nisâ, 36)

“Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını vasiyet ettik! Çünkü anası, onu nice sıkıntılara katlanarak (karnında) taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için:) «Önce Bana, sonra da ana-babana şükret!» diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak Banadır.” (Lokmân, 14) buyurmaktadır.

Peygamber Efendimiz(s.a.v):

“Allah Teâlâ’nın rızası, anne ve babayı hoşnut ederek kazanılır. Allah Teâlâ’nın gazabı da anne ve babayı öfkelendirmek suretiyle celbedilir.” (Tirmizî)

“Ana-babasına iyilik edene ne mutlu! Allah Teâlâ onun ömrünü ziyadeleştirsin!” (Heysemî)

 “Hiçbir evlât, babasının hakkını ödeyemez. Şayet onu köle olarak bulur ve satın alıp âzâd ederse, babalık hakkını (ancak o zaman) ödemiş olur.” (Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî) buyurmaktadır.

Yukarıdaki Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerifler akıl sahiplerine ana-baba haklarını ödeyebilmenin zor hatta imkansız olduğunu göstermektedir.

Kısaca bu işin şakası yok ve şuurlu Müslüman evlat ana-baba hakkına girecek söz ve davranışlardan hassasiyetle kaçınmalıdır.

Düşünüyor tüylerim diken diken oluyor. Çocukları üzerinde o kadar büyük emek ve fedakarlığı olan ana-babalara çocukları bir gün sen az baktın ben fazla baktım diye kavga ediyor hatta hiç bakmıyorlar.

Müslüman bir ülkede insanlar huzurevlerinde kalabilmek için önceden para verip sıraya girebiliyorsa bir değil bin kere düşünülmelidir!

Gelecek yazılarımda Allah(c.c.) izin verirse devam edeceğim.       

 

 

Yorumlar