284 Defa Okundu

Almanya’daki Aşırı Sağ Akımlar - Terör Faaliyetleri - 2 - Resim : 1

İkinci Dünya Savaşı sonrası, Avrupa’daki ekonomik kalkınmayı devam ettirebilmek için çağrılan yabancı işçiler, son yıllarda bu ülkelerdeki belli çevreler tarafından hem sosyo-ekonomik hem de kültürel sorun olarak görülmeye başlanmıştır. Sosyo-ekonomik sorunların sebebi olarak önceleri bütün yabancılar kabul edilirken, zamanla bütün yabancıların yerini sadece “Türkler” ve “Müslümanlar” almıştır. Bu evirilmenin müsebbibi olarak gösterebileceğimiz gelişmeler sırasıyla İran İslam Devrimi, “İslami terör grupları” ve tabii ki “ikiz kuleler saldırıları” ile son dönemlerde iyice vahşileşen terör saldırılarıdır. El Kaide ve DAEŞ gibi terör örgütlerinin gerçekleştirdikleri katliamlar, İslam ve Müslümanlarla özdeşleştirilmesi, Batı’daki İslamofobinin artmasına ve ırkçı siyası partilerin rağbet görmesine sebep olmuştur. Önceleri Fransa ve Avusturya gibi ülkelerde başarılı olan aşırı sağ ve ırkçı partiler sonraları, Avrupa’nın diğer ülkeleri ve Almanya’da da ilgi görmeye başlamışlardır. Almanya’da, II. Dünya Savaşı sonrası birçok ırkçı parti kuruldu, fakat bu partilerin, AfD hariç, hiçbiri Federal Meclis’te temsil edilme başarısını gösteremediler.
27 Haziran 2000’de Düsseldorf’daki bombalı saldırıda, çok sayıda göçmen yaralanmıştır ve bu suç henüz çözülememiştir. Buna ilaven, Düsseldorf’daki saldırı birdenbire aşırı sağcılığı siyasi tartışmanın merkezine taşımıştır. Son yıllarda devam eden aşırı sağcı ve yabancı düşmanlığının artmasına rağmen, konu yavaş yavaş kamuoyunun dikkatinden çıkmaktadır. Düsseldorf’daki saldırıdan birkaç hafta önce Mozambikli Alberto Adriano’nun Dessau’da katledilmesi bile bir karışıklığa neden olmamıştır. Düsseldorf’daki bu olaydan sonra bu dava da genel tartışmanın bir parçası haline gelmiştir. Bunun üzerine her kesiminden politikacılar “aşırı sağcılık” konusuna yönelmiştir. Şansölye yeni federal eyaletlere yaptığı yaz gezisi sırasında konuya dikkat çekmiş ve medyada “sağdan gelen tehlikeye” karşı daha sert bir baskı yapılması istendiği için karışıklıklar başlamıştır. Kısa bir süre sonra tartışma, Almanya Ulusal Demokratik Partisi’ne (NPD) karşı bir yasağın istenip, istenmediği ve isteniyorsa uygulanıp uygulanmayacağı sorusuna takılmıştır. Bu tartışmanın ilk son noktası, 2001 yılının başlarında Federal Hükümet, Federal Meclis ve Federal Konsey tarafından Federal Anayasa Mahkemesine sunulan başvurulardır.

 Almanya’daki Aşırı Sağ Akımlar - Terör Faaliyetleri - 2 - Resim : 2

Nihayet 2011 yılına gelindiğinde, Ulusal Sosyalist Yeraltının (NSU) tesadüfen yaptığı keşfi ve dünya çapında dikkatleri üzerine çeken Norveçli Anders Behring Breivik’in saldırıları, bugüne kadar aşırı sağcı terörizmin ve aşırı militanlığın toplumsal öneminin farkında olmayan kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Bireysel sağcı teröristler, bireysel sansasyonel saldırılar (örn. 1980’deki Oktoberfest saldırısı) veya denemeler (örn. “Bückeburg Terörist Davası” 1979) vasıtasıyla, bir süre fark edilmelerine rağmen, bunun araştırma ve siyaset açısından uzun vadeli etkisi, şaşırtıcı derecede az olmuştur ve aşırı sağcı militanlığı ve radikalleşmeye ilgi artmıştır.
2011 yılının Kasım ayında, gün yüzüne çıkan ırkçı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) adlı terör hücresinin, 2000 ile 2006 yılları arasında işlediği ve 8 Türk, 1 Yunan ve 1 Alman polis memurunun hayatını kaybettiği cinayetlerle, aşırı sağcı terörün organize hale gelmiş olması, Almanya’yı sarsmış ve yeni tartışmaların başlamasına neden olmuştur. Terörizmin ırkçı bir örgüt tarafından kullanılması, resmi kurumlarca o güne kadar kabul edilmeyen ve üzerinde durulmayan bir durumdur. Yabancı düşmanlığı ile başlayan, ırkçı şiddete giden yolda, devlet kurumlarının ihmalleri ve yanlış tespitlerinin olduğu ve durumun vahameti daha da anlaşılmıştır.

 Almanya’daki Aşırı Sağ Akımlar - Terör Faaliyetleri - 2 - Resim : 3

 

“Nasyonal Sosyalist Yeraltı” (NSU) adlı ırkçı terör örgütü 2000 yılından başlayarak, 2006 yılına kadar sekiz Türk, Türk sandıkları bir Yunanlı ve bir de kadın polis memuru olmak üzere, on kişiyi birbirine benzer yöntemlerle katletmişlerdir. Ayrıca Köln kentinin Türk göçmenlerin yoğun işyerleri ve konutlarının bulunduğu Keup Caddesinde patlatılan ve yirmi dört kişinin yaralandığı bombalama hadisesini de bu üçlünün gerçekleştirdiği anlaşılmıştır. Bu olaylar, Almanya’da ilk kez bir ırkçı terör hareketinin de var olabileceğini kanıtladığı gibi, cinayetlerin işlendiği yıllarda güvenlik makamlarının büyük bir aymazlık içinde ırkçılara toz kondurmadıkları, daha da kötüsü suçlu olduklarından şüphelendikleri katledilen yakınlarına da aşağılayıcı ve çok haksız muameleler ettikleri ortaya çıkmıştır. Demokratik bir hukuk devletinde beklenmedik ve utanç verici bu durum, Almanya’da kamuoyunu ve siyaset kurumunu sarsmış, iç istihbarat örgütlerinin yöneticileri istifa etmişlerdir. Almanya’da konu hakkında halen devam eden büyük bir tartışma başlamıştır.
Irkçılık ve yabancı düşmanlığına dayalı şiddet olayları, başka bir deyişle “Aşırı Sağcı Şiddet”, aşırı sağ örgütler ile bunlara maddi-manevi destek sağlayan ve aynı görüşü paylaşan siyasi partilerin kışkırtmasıyla meydana geldiğinden, bu eğilimdeki siyasi parti ve örgütler Anayasayı Koruma Teşkilatı ve güvenlik güçleri tarafından yasal olarak sıkı bir şekilde denetlenmeli, kontrol altında tutulmalı ve gerektiğinde de kapatılmalıdırlar. Almanya’nın birçok eyaletinde güvenlik güçleri, aşırı sağcı şiddete karşı yeterli önlemleri almamakta, yer yer yapılanlara göz yummakta veya sessiz kalmaktadır. Alman Polis Teşkilatı içerisinde yabancı düşmanı ve/veya sempatizanı görevlilerin bulunduğu artık kolay kolay gizlenemeyen bir gerçektir. Nasyonel Sosyalist Yeraltı yapılanması (Nationalsozialistische Untergund (NSU)) isimli Neonazi terör örgütünün faili olduğu ve “Dönerci Cinayetleri” denilerek basite indirgenen “Irkçı Cinayetler”i işleyen katillerin, Alman İstihbaratınca korunup kollandığı, hatta cinayetlere teşebbüs ettirildiği konusundaki şüpheler hala araştırılmaktadır.

 

Almanya’daki Aşırı Sağ Akımlar - Terör Faaliyetleri - 2 - Resim : 4

NSU terör örgütü ile detaylar ortaya çıktıkça, eyalet kriminal dairelerinin, istihbarat birimlerinin ve polisin, bunca detaya rağmen, nasıl olup da cinayetlerin ve eylemlerin arkasında aşırı sağ hareketlerin olma ihtimalini düşünemediği eleştirilmiştir. Hatta siyasi arenada, daha da ileri gidilerek, “Alman devletinin sağ gözünün kör” olduğu gibi ifadeler de kullanılmıştır.
Adından da anlaşıldığı gibi PEGIDA’nın asıl hedefinin, Batı’nın İslamlaşmasını engellemek olduğunu ifade etmiştik. Batı toplumlarının İslamlaşmasının engellenmesi ise Müslümanların Batıya göçlerinin engellenmesi ile gerçekleşebileceğini savunmaktaydılar. PEGIDA’yı kısaca; İslam, Göçmen ve Yabancı düşmanı bir örgüt olarak tanımlayabiliriz.
Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı BfV’ye göre, ülkede 2014 yılında 21.000 aşırı sağ eylemi gerçekleşmiş, bu saldırıların 7.200 neo-Nazi olan dazlaklar tarafından organize edilmiştir. Almanya’da aşırı sağ hareketlerin en son temsilcisi olan Batının İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar Hareketi (PEGIDA), 2014 yılında ülkede en çok konuşulan radikal aşırı sağ gruplar için şemsiye bir örgüt olarak kabul görmüştür. Bugün, Almanya’da birçok aşırı sağ grup, PEGIDA çatısı altında yabancı karşıtı söylem ve eylemlerine devam etmektedir.
Aşırı sağcıların işlediği suçlara bakıldığında, mültecilere, göçmenlere, yabancılara, siyasetçilere yönelik bombalı saldırılar, mala zarar verme, öldürme, tehdit ve nefreti yayma dahil, çok sayıda suç bulunmaktadır. Avrupa Birliği’nin önemli ülkelerinden Almanya’da, bazı aşırı sağ yanlısı örgütler ve gruplar işledikleri suçlardan dolayı yasaklanırken, birçoğu “antisemitizm, islam ve yabancı karşıtı” faaliyetlerine devam etmektedir. Aşırı sağcı yapılar, mültecilere, göçmenlere, yabancılara, siyasetçilere yönelik bombalı saldırılar, mala zarar verme ve öldürme dahil, birçok sayıda suç işlemektedirler.
Almanya, Batı Avrupa ülkeleri arasında, en fazla aşırı sağ şiddet olaylarının görüldüğü ülkedir. Almanya’nın Türk mahallelerinde kundaklama olayları da yaşanmıştır. 2002’de, 10,902 aşırı sağ saldırı varken, 2008’de 19,894 saldırı olmuştur. “Die Zeit”, Almanya’nın birleşmesinden bu yana 137 kişinin ırkçı saldırıda kurban olduğunu belirtmiştir ve 2000 sonrasında “dönerci cinayetleri” olarak adlandırılan çoğunluğu Türk esnafa yönelik cinayetler, bunun en önemli göstergeleridir. Hoyerswerda ve Rostock’ta mültecilerin kaldığı hostellere yapılan saldırılar, Solingen ve Mölln’deki ırkçı cinayetlerden sonra, Almanya’da bazı aşırı sağ örgütler yasaklanmıştır. Bunun üzerine aşırı sağ gruplar resmi statü kazanmak için başvurmaktan vazgeçmişler, bunun yerine 10-30 arasında kişiden oluşan daha esnek örgütlenmeleri tercih etmeye başlamışlardır. Almanya’da bu tip yaklaşık 150 bölgelerarası ve bölgesel aşırı sağ grup bulunmaktadır. Gevşek otonom yapılarından dolayı devlet kontrolünden kaçabilmektedirler, ancak yakın dönemde bu gruplardan küçük bir kısmı yasaklanmıştır. 

 Almanya’daki Aşırı Sağ Akımlar - Terör Faaliyetleri - 2 - Resim : 5

Adından da anlaşıldığı gibi PEGIDA’nın asıl hedefinin, Batı’nın İslamlaşmasını engellemek olduğunu ifade etmiştik. Batı toplumlarının İslamlaşmasının engellenmesi ise Müslümanların Batıya göçlerinin engellenmesi ile gerçekleşebileceğini savunmaktaydılar. PEGIDA’yı kısaca; İslam, Göçmen ve Yabancı düşmanı bir örgüt olarak tanımlayabiliriz.
Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı BfV’ye göre, ülkede 2014 yılında 21.000 aşırı sağ eylemi gerçekleşmiş, bu saldırıların 7.200 neo-Nazi olan dazlaklar tarafından organize edilmiştir. Almanya’da aşırı sağ hareketlerin en son temsilcisi olan Batının İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar Hareketi (PEGIDA), 2014 yılında ülkede en çok konuşulan radikal aşırı sağ gruplar için şemsiye bir örgüt olarak kabul görmüştür. Bugün, Almanya’da birçok aşırı sağ grup, PEGIDA çatısı altında yabancı karşıtı söylem ve eylemlerine devam etmektedir.
Aşırı sağcıların işlediği suçlara bakıldığında, mültecilere, göçmenlere, yabancılara, siyasetçilere yönelik bombalı saldırılar, mala zarar verme, öldürme, tehdit ve nefreti yayma dahil, çok sayıda suç bulunmaktadır. Avrupa Birliği’nin önemli ülkelerinden Almanya’da, bazı aşırı sağ yanlısı örgütler ve gruplar işledikleri suçlardan dolayı yasaklanırken, birçoğu “antisemitizm, islam ve yabancı karşıtı” faaliyetlerine devam etmektedir. Aşırı sağcı yapılar, mültecilere, göçmenlere, yabancılara, siyasetçilere yönelik bombalı saldırılar, mala zarar verme ve öldürme dahil, birçok sayıda suç işlemektedirler.
Almanya, Batı Avrupa ülkeleri arasında, en fazla aşırı sağ şiddet olaylarının görüldüğü ülkedir. Almanya’nın Türk mahallelerinde kundaklama olayları da yaşanmıştır. 2002’de, 10,902 aşırı sağ saldırı varken, 2008’de 19,894 saldırı olmuştur. “Die Zeit”, Almanya’nın birleşmesinden bu yana 137 kişinin ırkçı saldırıda kurban olduğunu belirtmiştir ve 2000 sonrasında “dönerci cinayetleri” olarak adlandırılan çoğunluğu Türk esnafa yönelik cinayetler, bunun en önemli göstergeleridir. Hoyerswerda ve Rostock’ta mültecilerin kaldığı hostellere yapılan saldırılar, Solingen ve Mölln’deki ırkçı cinayetlerden sonra, Almanya’da bazı aşırı sağ örgütler yasaklanmıştır. Bunun üzerine aşırı sağ gruplar resmi statü kazanmak için başvurmaktan vazgeçmişler, bunun yerine 10-30 arasında kişiden oluşan daha esnek örgütlenmeleri tercih etmeye başlamışlardır. Almanya’da bu tip yaklaşık 150 bölgelerarası ve bölgesel aşırı sağ grup bulunmaktadır. Gevşek otonom yapılarından dolayı devlet kontrolünden kaçabilmektedirler, ancak yakın dönemde bu gruplardan küçük bir kısmı yasaklanmıştır. Bunun üzerine aşırı sağ gruplar resmi statü kazanmak için başvurmaktan vazgeçmişler, bunun yerine 10-30 arasında kişiden oluşan daha esnek örgütlenmeleri tercih etmeye başlamışlardır. Almanya’da bu tip yaklaşık 150 bölgelerarası ve bölgesel aşırı sağ grup bulunmaktadır. Gevşek otonom yapılarından dolayı devlet kontrolünden kaçabilmektedirler, ancak yakın dönemde bu gruplardan küçük bir kısmı yasaklanmıştır.
Sonuç itibari ile Almanya’daki aşırı sağ akımların, terör faaliyetlerinin, terör örgütlerinin amaç ve hedefleri, hedeflerine ulaşmak için kullandıkları yöntemler, eylemler, kurbanları ve benzeri yönlerden incelenmesinin amaçlandığı bu köşe yazımda; ulaşılan sonuçlar şu şekildedir: Son yıllarda Avrupa’da radikal ya da aşırı sağın yükselişi gözlenmekte ve bu da çoğunlukla demokrasiye bir tehdit olarak algılanmaktadır. Bu yükseliş Almanya için de geçerlidir.
Almanya’da her ne kadar ırkçı ve aşırı sağcı örgütlerin gelişimine karşı Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasasında, Ceza Kanununda ve Dernekler Kanunu’nda yasal ve siyasi önlemler alınıp bu faaliyetler yasaklanıp yaptırımlara tabi tutulsa da ırkçı ve aşırı sağcı örgütler ortaya çıkabilmekte ve şiddet eylemlerinde bulunabilmektedir. Bu terör örgütleri, ırk ve din ayrımı yaparak, varoluşunu ortaya koymaktadır. Görünen odur ki, kapalı ve/veya açıktan çeşitli şekillerde görmezden gelinen ve desteklenen sağcı terör örgütlerinin eylemleri etki ve şiddetini arttırarak devam edecektir. Örneğin, “ırkçı”, “anti-semitik” veya “aşırı sağcı” şiddet eylemleri ve cezai suçların, 1990’lardan bu yana artmış olduğunu, derin bir şekilde toplumun “merkezinde” yer almakta olduğunu ve açıkça görülen şiddet eylemlerinin sadece “buzdağının görünen kısmı” olduğunu, aşırı sağcı ve ırkçı dünya görüşlerinin, yapılarının ve şiddet biçimlerinin devlet kurumlarında ve toplumda derin bir şekilde kökleştiğini göstermektedir” şeklinde ifade edilebilinir.
Almanya’da aşırı sağcı şiddet eylemlerinin sayısı, 2016’dan bu yana azalmış olsa da tehdit potansiyeli yüksek olmaya devam etmektedir. Aşırı sağcı gruplar, demokratik siyasi yapıları “zayıf” veya “yozlaşmış” olarak gösterme eğilimindedir. Bu da inandırıcılıktan uzak olduğundan, ırksal üstünlüğü sürdürmenin temel mekanizmasını yok etmektedir. Dolayısıyla aşırı sağcı ideolojinin temel siyasi kavramlarının barışçıl bir şekilde ve uzun vadede çoğulcu demokratik bir toplumun yanında veya içinde var olamayacağı anlamına gelir.
Sağcı terörist faaliyetleri erken aşamada tespit etmek için tetikte kalmak ve polis ve istihbarat teşkilatlarını yasal, teknik ve operasyonel olarak konumlandırmak önemlidir. Özellikle internetin ana iletişim, ağ kurma, propaganda ve suç aracı olarak rolüne daha fazla dikkat edilmelidir. Bu nedenle aşırı sağcı, açıkça komplo-teorik veya anti-semitik internet ağları ve platformları, iç gizli servislerin gözetimine daha yakından dahil olurlarsa ve gerekirse yasaklanırlarsa bu yönde olumlu adım atılmış olunur. Öte yandan, aşırı sağcı yapıların bastırılması, özellikle açıkça şiddet uygulayan gruplarda mantıklıdır ve önemlidir. Caydırıcı bir etkiye sahip olmak için bu tür yapılanmalar üzerinde idari, cezai ve maddi baskı kurulmalıdır.
Aşırılık yanlısı tırmanma dinamiğine ancak tarafların, devlet kurumlarının ve sivil toplum aktörlerinin “aşırılıkçılık karşıtı” bir uzlaşmaya katılması halinde sürdürülebilir ve inandırıcı bir şekilde direnilebilir.
Gelişmelere bakıldığında bu şimdilik çok da mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla, Alman devletinin bu tür yapılara göz yummak yerine, bir yandan onları frenleyecek, düşüncelerini siyasi ortamda “şifaen” veya “yazılı” olarak dile getirmeleri sağlayacak politikalar izlerken, diğer yandan tarafların ve sivil toplum örgütlerinin bu tür akımlara karşı birlikte mücadele etmelerini sağlayacak ortamlar yaratması büyük önem arz etmektedir. Zira şiddetin süregelmesi, orta ve uzun vadede insanlığın olduğu kadar Alman devletinin de kaçınılmaz bir şekilde zarar göreceği anlamına gelmektedir.
Unutulmamalıdır ki, Almanya’nın bugünkü ekonomik gücünün oluşmasında büyük payı olan göçmenler, bu gücün devamı için de gereklidir. Onların toplumda eşit bireyler olarak yaşam haklarının sağlanması ve korunması, Alman devletinin asli görevleri içinde yer almalıdır.

Yorumlar