1272 Defa Okundu

“HAŞA”, ne haddimize diyerek cevap vermiştik.

Hem bu nasıl mümkün olabilirdi ki?

Kendini iman ehli gören, mü’min olarak addeden birisi tarafından yaratıcısı ve yaşatıcısı, rızık vericisi olan Rabbini ihmal etmek düşünülebilir bir husus mudur?

Değildir, elbet.

İşte bu anlayışla neredeyse hep bir ağızdan “Haşa” diyerek cevap vermiştik.

TELKİN bu şekilde geldiğinde koro hâlinde bir itiraz ortaya koyduk ama mesele anlatılıp durumumuz ortaya saçılınca bunun kuru bir gürültüden ibaret kaldığını gördük.

Maalesef.

Hayatımızı safha safha, ilmek ilmek gözden geçirdiğimizde tekrar itiraz etmeye mecâlimiz kalmamıştı.

Pelte gibi olmuştuk.

Zira ağzımız ile söylediklerimizle yaşadıklarımız birbirini onaylamıyordu.

Hatta şiddetli bir tarzda yalanlıyorlardı.

Bizler kendimizi ne yazık ki, “Uyuma moduna” aldığımızdan hangisi hayal, hangisi gerçek ayrıştıramıyoruz.

ALLAH’I ihmal ediyor muyuz?

Bu soru ciddi bir sorudur.

Hemen itiraz etmek soruyu savuşturmaya yetmez.

İkna edici bir cevap verilmiş sayılmaz ayrıca.

Konunun hassasiyeti gereği incelikli bir tahlil, dikkatli bir analiz, doyurucu bir gözlem icap eder.

İHMAL nedir?

Yükümlü olduğumuz şeyin göz ardı edilmesidir.

Gereken ilgiyi göstermemiş olmaktır.

Hak ettiği önemi vermemiş olmaktır.

Boşlamaktır.

Gayret yerine tembelliği tercih etmektir.

Alakasız durmaktır.

Üzerine alınmamaktır.

İşin lafını edip amel kısmını atlamaktır.

Üstüne düşenleri zamanında, vakti vaktine, hüvesi hüvesine ifa etmemektir.

Kendi hâline bırakmaktır.

Savsaklamaktır.

Dikkate almamaktır.

Ciddi yaklaşmamaktır.

Önünü, sonunu düşünmemek, sebep sonuç ilişkisi kurmamaktır.

SORUYU şöyle değiştirelim müsaadenizle; Kur’an-ı Kerim’i ihmal etmek ne anlama gelir?

Allah yokmuş gibi yaşamaya eşdeğer bir davranış değil mi?

Kur’an’ı ihmal etmek esasen Allah’ı ihmal etmek değil mi?

O’nun bizden neleri istediğini önemsememek mânâsına gelmez mi?

Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kitap üzerinden öğrenmemek “Öyle de olur, böylede” aymazlığı ile aynı sonuca varmak değil mi?

Kur’an’ı boşlamak Rabbimizin bize nasıl seslendiğini merak etmediğimizi göstermez mi?

Sorumlu olduklarımız hususunda kendimizi bağlamadığımızı belgesi değil mi?

Bir işyerine başladığımızda bile önce “Görev tanımı”nı gözden geçirip hak ve sorumluluklarımızı öğrenip mesaimizi buna göre planlamıyor muyuz?

Hatta bu konuda bir sözleşme yapmıyor muyuz?

Allah’a kitap üzerinden söz verdiğimizi yani misâkımızı hatırladığımızda dünya hayatımıza verdiğimiz kıymeti Hakkın buyruklarından ve ebedi hayatımızdan esirgediğimiz ortaya çıkmıyor mu?

Bu ihmallerin daniskası değil mi?

En cüretkârı sayılmaz mı?

Yaşamımızın en büyük ciddiyetsizliği mânâsını taşımıyor mu?

Kur’an’a alakasız kalmak, ilgisiz durmak, üzerine alınmamak, onu savsaklamaktan başka nedir?

Canımız yansa da kabul etmekten kaçınmayalım.

Kur’an’ı ihmal etmek Allah’ı ihmal etmek demektir.

ŞEKİL şartları da diyebileceğimiz gündelik vazifelerimizi yerine getiriyor olabiliriz.

Namazımız, niyazımız var, orucumuz, zekâtımız mevcut olabilir.

Hac farizamızı da yerine getirmiş olabiliriz.

Meseleyi bu bireysel mesuliyetler üzerinden değil de toplumsal duyarlılık üzerinde değerlendirelim.

Ne dersiniz?

Örneğin; ferdî vazifelerimizle yetinip sâlih amellerden uzak durduğumuz vakit Allah’ın bizim desteğimize, merhabamıza, bir selamımıza, bir şifa dokunuşumuza ihtiyaç duyan kullarını ihmal etmiş olmuyor muyuz?

Onlara güzelliklerin ulaşmasını geciktirmiş sayılmıyor muyuz?

İyilik çiçeklerinin bir an evvel açılıp başkalarının da gönüllerini yeşertmesini ertelemiş olmuyor muyuz?

Peki, yapabileceklerimiz hususunda Allah’ın kullarını ihmal etmiş olmamız O’nu ihmal etmiş olduğumuz mânâsı taşımıyor mu?

ALLAH’IN insanlığa son seslenişi, son misâkı olan Kur’an’ı yok sayarak yaşamak Allah’ı unutmak demek değil mi?

Allah’ın kulu olduğumuz bilincinden yoksunluk değil mi bu?

O’na karşı ubudiyet yani kulluk borcumuzu hesaba katmamak değil mi?

Oysa bu mü’minlik tavrı değildi.

İnanmışın öncelikleri farklıydı.

O ürperen bir kalbin sahibiydi.

Yoksulların yoksulluklarını kendinden önce düşünen ve buna çareler üretendi.

Allah’ı unutma fiili hususunda yüce kitabımıza bakabiliriz.

Haşir Sûresi 19 cu âyetten başlayabiliriz mesela.

Tevbe Sûresinin 67 ci âyeti ile araştırmamızı sürdürebilir ve bu mesele üzerinde enine boyuna düşünebiliriz.

KUR’AN bizim sevincimiz olmalıdır.

Mutluluğumuzu buradan bulmalıyız.

Esenliğimizin buradan kaynaklandığı bilincinden uzak düşmemeliyiz.

Kur’an bizim gönül aydınlığımızdır.

Kalbimizin şifasıdır.

Kur’an bizim en hassas dengemizdir.

İtidalimizdir.

İfrat ve tefrit sapmalarından kurtuluşumuz ve muvazeneye gelişimizdir.

İşte tüm bu sebeplerle gelin meseleyi bir daha düşünelim.

Gündelik bir konuymuş gibi geçiştirmeyelim.

Önemini gözden ırak tutmayalım.

Kur’an’ı ihmal etmenin aslında Allah’ı ihmal etmek olduğunu kabulden kaçmayalım.

Allah’ı unutanlara Allah’ın da kendilerini unutturabileceği gerçeğini yok saymayalım.

Sevgili peygamberimizin Nebi’lik görevi ile Cenab-ı Haktan getirdiği vahiy bilgisini ihmal etmeyelim.

Resul olarak bize yaptığı tebliğin sorumluluğumuz olduğunun artık farkına varalım.

Ve daha fazla Allah’ı ihmal etmeyelim.

O yokmuş gibi davranmayalım.

Kur’an’ın aydınlığına girmemek için daha fazla mazeret üretmeyelim.

Ya Selâm!

Yorumlar