ALDATMA KÜLTÜRÜNE KARŞI TİCARÎ DÜRÜSTLÜK YASASI 

Ego üretimi aldatma kültürü evrensel. Huzurlu ve mutlu yaşamaya en büyük engel. Milletler mücadelesinde de atılan emperyalist çengel. Bizde de Şark kurnazlığıyla karışınca etkisi daha da sarsıcı oldu, oluyor maalesef!

Ego üretimi aldatma kültürü evrensel. Huzurlu ve mutlu yaşamaya en büyük engel. Milletler mücadelesinde de atılan emperyalist çengel. Bizde de Şark kurnazlığıyla karışınca etkisi daha da sarsıcı oldu, oluyor maalesef! Atatürk’ün “Millî kültürümüzü çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız!” millî ülküsü çınlayıp duruyor her dem kulaklarımda. Niye mi? Paçamızı kurtaramadık çünkü bir türlü aldatma kültürü çilesinden. Hani âtinin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacak, dünyada hakikî huzurun temini yolunda üstümüze düşeni yapacaktık ya, böyle demişti cumhuriyetin 10.yılında Atatürk, başardık mı bunu?

Japonya, Kore, Çin bilim ve teknoloji gücü kurdu. Sony, Lg, Samsung gibi markaları var. Çağdaş medeniyet ve sosyal yaşamda huzurları bizden iyi. Bizse daha yeni yeni savunma sanayinde iha-sihalar yapabildik de aldatma kültürü çilesi terör mücadelemiz  başarılı yürüyor şimdi. 17 yıldır da bayındırlık hizmetlerimiz kayda değdi ama hâlâ yerli otomobil yapacağız. Aldatıldık hep. Millî ülkümüzü yani adalet ve kalkınma davamızı unuttuk; düşman, hainlerle girdi içimize, düştük birbirimize, çatışmalarla oyalandık.

Rahmetli dayımı hatırladım. Sormuştum ona: Herkes emekli yolluğunu daha çok almak için yerleşim adresini uzak yazıyor, sen niye köyünü yazdın? Çattı kaşlarını ve dedi ki hırsızlıktan farkı ne bunun? Bu cevabı anlattığım çok kişi gülümsedi, yadırgamayla: Bu devirde böyle bir dürüstlük ha…akıllara seza! Bir kere de dayımla ev alışverişine tanık olmuştuk. Evin tapu rayicini düşük gösteririz sözüne tepki göstermişti: Allah ıslah etsin sizi! Çıkmıştı kapıdan hemen. Kapıyı çekince içeridekiler kahkaha atmışlar, dayın memleketi kurtaracak demişlerdi bana. Düşünekaldım: Dayımın dürüstlüğü, nasıl kurtulur bu aldatma kültürü alayından?

Nur içinde yatsın dayım gibi mütedeyyinler devede kulak! Aldatma kültürü her değerde. Dini de kullandı hep. 15 Temmuzu yaşatanlar kimlerdi? İdeolojik saplantılarla çatışma yaratanları görmedik mi? Bugünkü iletişim çağında aldatma kültürünün maske yapacağı o kadar değer var ki! Toparlanmamız lazım. Önce de ekonomide. Devlet gücüyle birbirinden çalamaz olmalı insanlar, üretime yönelmeli. Manas Destanı da şöyle vurgular bunun önemini: “Ha devlet, hele devlet…üretmeyen yer rüşvet!”

Tv.lerde, sosyal medyada, internet sitelerinde aldatıcı reklamlardan geçilmiyor. Dert ne? Aldatmayla hak etmeden kazanmak!    En acısı sağlıkla ilgili aldatma da çok fazla. Fitoterapi uzmanı veya üniversite hocası imzalı ürünler pompalanıyor dertlere çare diye. Ekranlarda hep belli kişiler çarpıcı açıklamalarla halk üzerinde psikolojik baskı kuruyor.

Hele biri var ki demeyelim adını da reklam olmasın yine! Profesör sağlık bakanı onu kamuoyu önünde yermişti ama ünü daha da arttı, ülkede tanımayanı kalmadı. Kitaplarını ekranlardan göstere göstere başka meslektaşlarını yanlışladı, kendini de dünya tıp litaretürünün kurdu, üstün bilim insanı göstererek allak bullak etti kafaları. İddialarından biri, tedavi sürecini 20 yıldır iyi bildiğim bir sağlık sorunuyla ilgiliydi. Mesaj yazdım: Randevu ver, iddianın inandırıcı kanıtlarını ve doğru uygulamayı göster; sonuç alırsan emeğinin karşılığını ikiyle çarpıp ödeyeceğim. Cevap vermedi.

Medya hangi ehliyetle bunca uzman içinden birkaçını meşhur ediyor da hem hekimleri baskı altına alıyor hem hastların aklını karıştırıyor? İnsanlar artık tedavi olduğu hekimlere onların ağzıyla akıl verir oldu. Adalet midir bu yani? Açıklamaları doğruysa Sağlık Bakanlığının yapılandıracağı bir yüksek bilim kurulunda görev alsınlar. Doğru değil de para ve ün kazanma aldatmacasıysa Türk devleti buna seyirci kalmamalı asla? Tv.ler de iddialı tıbbî bilgi sunma aracı olmaktan çıkmalı.

Kimileri de ilaç yerine bitkisel eksratları deva öneriyor. Milletler arası tıp dünyasında yeri olan tıp hocası dostlarıma sordum: Var mı böyle bir tedavi? “Bu ancak büyük bir bütçeyle olur. Yüksek fiyatla sigorta ettirilmiş hastalar üzerinde uzun süren klinik çalışmaların somut olumlu sonuçlarının görülmesi lazım.” dediler. ABD’de uzun çalışmalarla üretilen zerdeçal eksratı buna örnekmiş. Şeker ilacıyla kullanıldığında olumlu sonuçlar alınmış. Epeyce kullandık ithal ederek. Sonra bir eczacı dostum Ege Üniversitesi referanslı yerli bir firma ürünü sundu. ABD eksratından farkı yok, hocalarla görüştüm dedi. İlgili firmayla temasa geçtim hemen. İlgilendiler, örnek de gönderdiler. Bir süre sonra ABD’ye ihracat yaptıklarını da söylediler. Etkilendim. Ülkemizin kalkınmasının yerli sanayinin gücüne bağlı olduğuna inancım alevlendi. Geçmişte Aselsan üretimi yerli cep telefonunun yabancı nokia firması rekabetiyle yok edilişi de içimde yaraydı. O süreci hatırlatarak yerli üreticimizi tebrik ve teşvik edici iki köşe yazısı da yazdım. Ancak araştırmacı yazarlığımı yakından izleyen bilim insanı dostlarımdan tepki geldi:

Sorduğun sorunun cevabını (altı çizili kısım) yeterince kavrasaydın ülkemizde bu eksratın doğru yapılamayacağını düşünebilir, böyle yazamazdın, hiç yakışmadı sana dediler.

Dondum, düşünekaldım bu tepkiyle. O günden sonra da aylardır araştırıyor, soruşturuyorum: Tarım Bakanlığından takviye edici gıda ruhsatlı o kadar ürün var ki! En çok da bazı ünlülerin resimleriyle ilgi çekilen prostat eksratı reklamından geçilmiyor. insanlar yanıltılıyor. Ben de yanıldım profesör imzaları görünce. Şimdi sormadan edemiyorum doğrusu: Eskiden sıtmalıya yazdığı nuska içine “Sıtma, bu adamı bir daha tutma!” yazıp üfleyen hocaların yerini bu imzalar mı aldı?

Bitkisel eksratlar, takviye edici gıda maskesiyle sağlık sömürüsü aracı yapılamamalı. Sürekli Aldatma Kültürüne Karşı Ticarî Dürüstlük Yasası’yla izlenmeli tüm ürünler. Siyasîler, bilim kurulları rehberliğinde bu yasayı Meclise getirmeli. Her alandaki alım satımlar kayıtlarla izlenebilmeli bu yasa gereği. İleri ülkeler, aldatma kültüründen yasa gücüyle korunmuyor mu? Yasa gücü olmasa Batı toplumları birbirini yer diyen çok gurbetçi tanıdım. Bizdeki bu başıboşluk niye? Sorgulayalım artık!

Güçlü yerli sanayi özlemimin de etkisiyle sağlık gibi önemli bir konuda profesör imzalarına güvenip yazdığım ama tepki aldığım bu iki yazımı tekzip ediyor, beni bu konuda ısrarla uyaran saygıdeğer hocalarımdan da kamuoyundan da özür diliyorum.

Yorumlar