AKLÜPMANİ

Aklüpmani’nin ne olduğunu merak ettiniz değil mi? Bir yerin adı mı? Bir liman mı? Bir hayır kuruluşu mu, devlet kurumu mu? Yeni bir parti mi, sendika adı mı, yoksa dernek mi? Hayır, hayır kendinizi fazla yormayın tahmin edemezsiniz.

Aklüpmani’nin ne olduğunu merak ettiniz değil mi? Bir yerin adı mı? Bir liman mı? Bir hayır kuruluşu mu, devlet kurumu mu? Yeni bir parti mi, sendika adı mı, yoksa dernek mi? Hayır, hayır kendinizi fazla yormayın tahmin edemezsiniz.

Şimdi ben size Aklüpmani’nin ne olduğunu söylersem hem gizliliğine hem de gizemine hâlel getireceğim, bunu gayet iyi biliyorum. Söylemeye çekiniyorum, korkuyorum da üstelik. Söylemesem de olmaz. Çekinmekte, korkmakta haksız da değilim! Ne olduğunu söylersem eminim siz de bana hak vereceksiniz. Ne yapayım? Hani söylemezsem siz değerli okurlarıma ve dostlara haksızlık etmiş olacağım. Vallahi en iyisi her türlü çarpılmayı, çırpılmayı ve çırpınmayı göze alarak söyleyeyim. Söylemesem! Yok, yok Aklüpmani’nin ne olduğunu söyleyeceğim. Ne olursa olsun! Daha fazla dayanamayacağım. Efendim!  Aklüpmani yeni bir dinin adı. Evet, evet yanlış duymadınız “Aklüpmani” yeni bir din.

            Biliyorum şimdi şaşkınlığınıza ek olarak kafanızda bir sürü soru oluştu. İlk duyduğumda bana da öyle olmuştu. Biz, gayet iyi biliyoruz ki en son ve en mükemmel din İslamiyet’tir. İslamiyet’ten sonra yeni din gelmeyecektir. Peki, bu Aklüpmani de nereden çıktı? Nasıl olur böyle bir şey? Nasıl bir din bu? Tek tanrılı bir din mi yoksa çok tanrılı mı? Neye inanıyor, neye tapıyor? Peygamberi kim? Kitabı var mı? Öğretisi ne? İnananların özellikleri, inanmayanların kayıpları ne kadar? İbadet şekli nasıl? Bu dine mensup kişiler nasıl yaşıyorlar? Günah ve sevap kavramları diğer dinlerden farklı mı? Aklüpmani bir dünya dini mi? Yoksa lokal mi? Bu dinde Ahret hayatına inanılıyor mu? Görüyorsunuz ki soru çok efendim. Haklısınız, sizi şu an meşgul eden bütün bu ve benzeri sorular, Aklüpmani diye bir dinin olduğunu öğrendiğim ilk anda benim de bütün düşünce sistemim alt üst etmişti, yemeden içmeden kesmişti. Yine de işin içinden çıkamamıştım. Bu merakım beni araştırmaya, soruşturmaya ve öğrenmeye sevk etmişti. Sonunda… Evet, sonunda Aklüpmani dininin ileri gelen Lüpmenlerine ulaşmıştım. Lüpmen de kim oluyor demeyin. Hıristiyanlıkta papaz, Müslümanlıkta imam, Musevilikte Haham, Budizm de Rahip ne ise Aklüpmani dininde de Lüpmen o.

Efendim günlerce Lüpmenler’in artlarında dolaştım. Onlara sadık bir mürit olmak için can attığımı iyice her halimle hissettirmeye çalıştım. Onları bu yeni dinin mensubu olmak istediğime inandırmaya gayret ettim. Sonunda evet sonunda Aklüpmani dinini bizzat yaşayarak, görerek ve birinci ağızlardan dinleyerek öğrendim. Meraklanmayın efendim! Bütün bildiklerimi sizlere de anlatacağım. Öğrendiklerimle Aklüpmani dininin açılımını bildiğim, gördüğüm, yaşadığım kadarı ile gücümün yettiği, dilimin döndüğü oranda anlatacak sizlerin de merakınızı gidermeye çalışacağım.

Efendim, Aklüpmani dini; iktisadi yönü ağır basan siyasî, içtimaî, satanî, kervani ve fanfonî  bir dindir. Dışı süslü şekli ve rengi argümanlarla bezeli bu din, Karunî düşünceye odaklıdır. Toplamak ve yığmak üzerine kurulu bu din, Serlüpmenlerin içtihatları ile gelişime ve açılıma müsaittir. Yalan, dolan ve talan üzerine kurulu bu dinde, olaylar ve durumlar Mani’nin penceresinden bakılarak değerlendirilir. Faizin helâl, tefeciliğin mubah olduğu Aklüpmani dininde, rüşvetin iş yaptırma aracı olarak ayrı bir lüksü vardır. Aklüpmani dininde nitelikli zimmet teşekkürle, irtikâp takdirle ödüllendirilmektedir. Edep ve hayanın rafa kaldırıldığı Aklüpmani dininde hırsızlık ve dolandırıcılık maharet gerektiren işler sınıfına girdiği için terfi sebebi sayılmaktadır. Bu dinde Mani’ye kulluk esastır. Kalbi, zihni ve akli; bütün varlığı ile Mani’yi kutsayan, kıymetlendiren ve ilahlaştıran Aklüpmani dininin tek değer ölçüsü de manidir. Mani’ye ulaşmada insanı basamak olarak gören bu din mensupları, günümüz dünyasında fazilet olarak kabul edilen bütün milli ve manevi değerleri Mani’ye ulaşmaya engel görmekte; ancak, Mani’ye ulaşmak için bu değerlerin birer araç olarak kullanılmasının da şart olduğu konusunda hemfikirdirler.

            “Mani’ye ulaşmaya mani, her ne olursa hiçbir değeri yoktur.”,diyen Aklüpmani dininin mensuplarının gerçek yüzleri görünmezse de kendilerinin vazgeçilmezliğini milletin aç-çıplak kalmasına bağlamışlardır. O nedenle faiz, döviz, kriz; borsa, parsa, korsa-kısacası milleti soyup soğana çeviren ne varsa- mümkün olduğu nispette teşvik edilmelidir. Öncelikle ve özellikle milletin ortak malları başta olmak üzere elinde avucunda ne varsa almak ve onları aç-çıplak bırakmak görevini üstlenen müesseseler ödüllendirilmeli, kredilendirilerek güçlendirilmelidirler. Bu, Aklüpmani dinine inanan her insanın en başta gelen görevi adeta gusül abdestidir. Lümpenler, Mani’ye köle bir toplum oluşturmak için dilenci ruhuna sahip insan yetiştirmenin şart olduğunu ileri sürerler. Bu başarıldı mı artık iş yarı yarıya halledilmiş demektir. İkinci merhale nan’a muhtaç bu tip insanlardan müteşekkil bir toplum oluşturmaktır. Aç, çıplak ve dilenci insanın talep kavramı elbette ki farklı olacaktır. Böylesine mankurtlaştırılarak köleleştirilen bir toplumu Mani adına ve istenildiği ölçüde çekip çevirmek kolaylaşacaktır.

DEVAM EDECEK…

 

 

Yorumlar