2.Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük savaş gemisi birikimine tanıklık eden Akdeniz’de, yüzlerce savaş gemisi bulunmaktadır. Soğuk Savaş sonrası yeni düzenin sancılarını çeken dünyada, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, askeri ve teknolojik değişimler de büyük hızla devam etmektedir. 21. yüzyılın başında Doğu Akdeniz’de çeyrek yüzyıl önce kimsenin öngöremeyeceği hidrokarbon rezevleri tespit edilmiştir. Toplam değeri üç trilyon doları bulan doğalgaz rezevrlerinin bugünkü tüketim miktarıyla Türkiye’nin yaklaşık 572, Avrupa’nın ise 30 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayabileceği belirtilmektedir.

Dr. Tümamiral Cihat Yaycı “Libya Türkiye’nin Denizden Komşusudur” adlı kitabında, “Bu büyüklükteki bir rezervin ekonomik değerinin yanı sıra politik etkisi bölgeyi yeni bir cazibe merkezi haline getirmiştir. Gerek bölge ülkelerinin son yıllarda artan çabaları gerekse bölge dışı güçlerin Doğu Akdeniz’e yönelik artan faaliyetleri bu durumu teyit eder niteliktedir” demektedir.

Halihazırda, küresel ve bölgesel aktörler dahil olmak üzere onlarca ülke Doğu Akdeniz’de faaliyet icra etmektedir. Akdeniz’de kıyısı olmayan ülkelerin, Doğu Akdeniz’de daha çok faaliyet göstermesi bölgedeki hassasiyeti çok açık bir şekilde göstermektedir. Bu hal, Doğu Akdeniz’deki güvenlik ortamını daha karmaşık bir hale sokmuştur. Türkiye de diğer Akdeniz’e komşu ülkeler gibi Doğu Akdeniz’de politik ve askeri alanda ihtiyatlı ve hazır bir durumda gelişmeleri izlemektedir. Türkiye gelecek nesilleri için Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini hukuki anlamda savunmaya devam etmektedir.

 

Bugün Suriye’de, Libya’da, Lübnan’da, Filistin’de devam eden savaş, kaos ve düzensizliğin ana nedenlerinden biri Akdeniz’deki fiili durumdur. Bunlarla birlikte devam eden düzensiz göç ve terörizm gibi kara kaynaklı sorunlar da, Doğu Akdeniz’deki deniz alanlarını on yıllardır güvensizleştirmekte ve istikrarsızlaştırmaktadır. Unutulmamalı ki, Mısır’ın ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı yapılan askeri darbe de Akdeniz ve Süveyş Kanalı’ndan dolayı yapılmıştır. Mursi’nin Mısır’ın kendi ayakları üzerinde kalabilecek potansiyeli Süveyş ve Akdeniz’den sağlayacağına yönelik projeleri İsrail’i ciddi manada rahatsız etmişti.

 

2 bin yılında dünyanın en büyük doğalgaz yataklarından birinin Doğu Akdeniz’de bulunması, Akdeniz’in jeopolitik ve jeoekonomik konumunu kat be kat artırmıştır. Yeni dünya sisteminin oluşumunda Akdeniz’in çok önemli rol oynayacağı bu gelişmelerle birlikte çok açık görünmektedir. Türkiye’nin ve Arap ülkelerinin Akdeniz’deki haklarından dolayı kazanacakları konumdan rahatsız olan İsrail başta olmak üzere Yunanistan ve diğer Batılı ülkeler, Müslüman ülkeleri Doğu Akdeniz’den uzak tutmak için her türlü hukuksuz faaliyetlerini sürdürmeye devam etmektedir.

 

Fransız yazar, siyasetçi ve ekonomist Jacques Attali “Denizin Tarihi” adlı kitabında gelecekte Akdeniz’de olabilecekleri şöyle not etmektedir: “Deniz terörü gelecekte yeni bir savaş biçimi olarak ortaya çıkabilir. Bu savaşın pek çok farklı biçime bürüneceği tahayyül edilebilir: Denizaltı ve dronelar kullanmak, kruvaziyer gemilerinin üstüne veya limanlara intihar gemileri veya rehinelerle dolu gemiler yollamak, Akdeniz’e patlayıcı ve göçmen yüklü gemiler göndermek, veyahut en önemli deniz kablolarından bazılarını kesmek gibi.”

 

Peki, Akdeniz istikbalde savaşın mı yoksa yeniden birlikteliğin mekanı mı olacak? “Akdeniz barışa alışkın insanların yaşadığı yerdir” diyen filozoflar, “Akdeniz’de hayat, kültürel alışveriş, yakınlık ve karşılıklı taviz üzerine kurulmuş bir hayat anlayış mevcuttur” demektedirler. O halde, Akdeniz’i yeni yapısıyla yeniden yorumlamak, Fransız sosyolog ve filozof Edgar Morin’in ifadesiyle “mediterraneiser la pensee”, yani “düşünceyi akdenizleştirmek” kavramı ile kendini 21. yüzyılda ortaya koyabilecek mi? Bunu elbetteki zaman gösterecek...

 

 

Yorumlar