932 Defa Okundu

Aile-Evlilik ilişkisi olağanüstü karmaşık, sürekli olarak değişen ve gelişen bir ilişki şeklidir. Aile-Evlilik ilişkisinde eşlerin ilişkilerini nasıl tanımladıkları ve algıladıkları o ilişkinin temel dinamiklerinden biridir. İlişkilerinde ikinci temel dinamik eşlerin birlikte yaşamak istediklerinden mi yoksa birlikte yaşamak zorunda olduklarından mı birlikte yaşadıkları meselesidir. Aile-Evlilik ilişkisi dinamik bir ilişkidir, sürekli değişir ve sürekli gelişir.

Bir evliliğin gönüllü ve zorunlu nitelikleri bir dengeye ulaştığı zaman bu Aile-Evlilik iyi gitmeye ve eşler ilişkilerinden doyum sağlamaya başlarlar. Eşler ne kadar birbirlerini istedikleri için evli kaldıklarını belirtseler de Aile-Evlilikte gelenek-görenek ve yasal gerçeklerden kaynaklanan bazı zorunlu özelliklerin bulunması kaçınılmazdır. Kısacası bir Aile-Evlilik ilişkisi tümü ile gönüllü veya tümü ile zorunlu bir ilişki haline gelmişse bu ilişkide sorunların çıkması kaçınılmazdır.

Güç savaşı ve çatışma her yakın ilişkide ve Aile-Evlilikte kaçınılmazdır. Bazı çiftler Güç savaşı ve çatışmalarını açık ve doğrudan ortaya koyarken diğerleri inkar etmeye veya bastırmaya çalışır ya da Güç savaşı ve çatışmalarını üstü kapalı olarak gösterirler. Peki çiftler en çok hangi konularda Güç savaşı ve çatışma yaşarlar?

Beklentiler, ihtiyaçlar, istekler, para, cinsellik, akrabalar..

Evliliğin zorunlu bir neden üzerine kurulmuş olması durumlarında Aile-Evlilik ilişkisi kolayca zorunlu bir ilişki haline gelebilir. Örneğin görücü usulü ile evlenmek. Ana-baba baskısı ile evlenmek vb Böyle bir yapılanma ile oluşan Aile-Evliliklerde erkek ya da kadın birbirlerini sevdikleri için mi yoksa ana-babalarını memnun etmek için mi evlendikleri konusunda kuşkuya kapılmışlardır. Zorunlu ilişkilerde çift arasında bir kısır döngü başladıktan sonra bu döngünün durdurulması oldukça zordur. Örneğin bir kadın kocasının başka bir seçeneği olmadığı için kendisi ile birlikte yaşadığını düşünmeye başlamışsa artık bu kadına kocasının sevecen olumlu davranışları bile batmaya başlayabilir ya da bu kadın kocasının davranışlarına kayıtsız kalabilir ya da kocasına karşı ters bir şekilde davranabilir.

Bu türden bir kısır döngünün içine giren eşler ne gerçekten birlikte olabilirler ne de birbirlerinden tümü ile vaz geçebilirler. Yani ne sürekli dövüşebilirler nede düzenli sevişebilirler. Bu çiftler Aile-Evlilik tedavisine başvurduklarında gerçekten ne istediklerinin saptanması oldukça zordur. Bunlar bir süre ayrılır sonra yine birleşir, yine ayrılır yine birleşirler. Böylece içinden kendi başlarına çıkamayacakları ilişki tuzağına tam olarak düşmüş olurlar.

Güç savaşı ve çatışma, genellikle olumsuz bir şey olarak görülse de insan davranışının doğal bir parçasıdır ve yapıcı olarak da yıkıcı olarak da kullanılabilir. İlişkileri daha iyileşmiş bir biçimde yeniden yapılandırma yeteneği yapıcı güç savaşı ve çatışmanın olumlu tarafıdır. Düşmanca iletişimleri içerebilen ve güç savaşı ve çatışmayı tırmandırarak ilişkinin bitmesine yol açan yıkıcı güç savaşı ve çatışma olumsuz kısımdır. Güç savaşı ve çatışma, farklı çiftlerde farklı derecelerde ortaya çıkar. İlişkileri sıkıntılı olmayan çiftler için yaklaşık haftada bir güç savaşı ve çatışmadan, sıkıntılı çiftler için günde bir ya da daha fazla güç savaşı ve çatışmaya kadar değişir. Tıpkı arkadaşlıklarda olduğu gibi, ilişki derinleştikçe partnerler arasındaki karşılıklı bağımlılık artar ve hem doyum hem de güç savaşı ve çatışma gizilgücü yükselir.

İlişkinin başlangıç evrelerindeki yoğun sevgi duyguları, bireylerin ilişkiye yüksek düzeyde duygusal yatırım yaptıklarına işaret etmektedir ki bu yatırım, daha sonra güç savaşı ve çatışma olasılığını arttırır.

Partnerler birbirleri hakkında daha olumsuz yüklemeler yapmak ve olumsuz davranışları daha içsel ve kararlı nedenlere yüklemek eğilimindedir. Ayrıca, partnerlerinin olumsuz davranışlarını ‘genel, kötü niyetli, bencilce güdülenmiş ve suçlanabilir’ olarak değerlendirmek eğilimindedir. Sıkıntılı çiftlerde kişiler partnerlerinin olumlu davranışlarını, geçici durumsal etmenlerden kaynaklandıkları düşüncesi ile dikkate almama eğilimindedir. Ancak sıkıntılı olmayan çiftlerde bu süreçler tersine işler; öyle ki bir partnerin olumlu davranışları sürekli, olumsuz davranışlarıysa geçici olarak görülür. Mutsuz çiftlerin en çarpıcı özellikleri, olumsuz etkileşimleri sona erdirememeleridir, özellikle de sözsüz iletişimlerde. Tersine mutlu çiftler böyle bir süreci yatıştırabilir ya da başlatmaktan bütünüyle kaçınabilirler. Yüksek ya da orta derecede uyumlu partnerler birbirleriyle iletişim kurduklarında, partnerlerin iletişime ilişkin değerlendirmeleri esnektir. Aile-Evlilik uyumu düzeyi düşük çiftlerin hem iletişimlerinin doğruluk derecesi diğer çiftlerlerden daha düşüktür hem de bu çiftler bu belirsizliğin daha az farkındadır.

118 evli çift üzerinde yapılan bir bilimsel araştırmada, eşlerin kendi davranışlarını partnerlerininkinden daha olumlu değerlendirmek eğiliminde olduklarını ve sıkıntılı çiftlerde daha ciddi güç savaşı ve çatışmalarla ilgili olarak partnerlerin çok öznel ve biraz da düşmanca davrandıklarını görülmüştür.

Çiftlerin en az birinde suçlama ihtiyacı ileri derecede yerleşik ise güç savaşı ve çatışmalar daha da artabilir. Bazı çiftler Aile-Evlilikte asla anlaşmazlıkların olmaması gerektiğini ve her hatanın kendileri için bir başarısızlık olduğunu düşünürler. Oysa ki önemli nokta Güç savaşı ve çatışma yaşayıp yaşamamak değil, Güç savaşı ve çatışma yaşandığında yapıcı olarak mı yıkıcı olarak mı bunun üstesinden gelindiğidir.

Diğer taraftan Aile-Evlilik sürecinde eşlerin üzerinde anlaşmak zorunda oldukları belirli kurallar vardır. Örneğin kim hangi işi yapacak ve ne ölçüde yapacak? Bütçeyi kim düzenleyecek? Görev dağılımı, çocuk bakımı ve çocuk eğitimi, akrabalarla ilişkiler vb. Eşler bu noktalarda bir uzlaşmaya varmak zorundadırlar. Bu noktada çiftler farkında olsunlar ya da olmasınlar en çok anlaşmazlığa düştükleri konu eşlerden hangisinin orijinal kök ailesinin yeni kurulan ailede örnek model olarak alınacağı meselesidir. Bu mesele çoğu zaman eşler arasında bilinçdışı işlese de her zaman çifttin başına bela olma potansiyelini içinde barındırır. Kimlerin yakın akraba ve dost olduğuna kim karar verecek? Sınırları kim nasıl koyacak? Ayrıca kim kimi idare edecek? Kuralları kim koyacak ve hangi kurallar konulacak?

Kurallar konusunda çiftleri ve Aile-Evlilik terapistlerini en çok uğraştıran şey hangi kuralların konulacağından ziyade kuralların kimin tarafından konulacağı meselesidir. Kısacası Aile-Evlilikte çiftler buna benzer birçok durumda bir anlaşmaya varmak zorundadırlar. Hal böyle olunca çiftlerin bazı konularda anlaşmazlığa düşmeleri, güç savaşı ve çatışma yaşamaları kaçınılmaz ve doğaldır.

Çift ilişkisinde belirli bir sorun çıktığında belirli kurallar oluşur. Bunlardan birincisi eşlerin açık bir şekilde tartışabildikleri kurallardır. Örneğin adam ayda birkaç kez erkek arkadaşları ile buluşup eve geç gelebilir. İkincisi ise eşlerin üzerinde açık bir şekilde konuşamadıkları kurallardır. Örneğin önemli konularda kocanın karısının görüşlerini alması vb. Üçüncü kural ise eşlerin kabul etmedikleri kurallardır. Bu üçüncü kural ancak dışarıdan bir gözlemci tarafından gözlenebilir. Örneğin, kocanın karısına sürekli olarak saldırmaya hakkı varmış gibi davranması…

Aile-Evlilikte güç savaşı ve çatışmalar ‘cinsel tecavüz’ şeklinde de görülebilmektedir. Yapılan araştırmalar, şiddet eğilimli kocaların diğerlerine oranla daha fazla cinsel ilişkide bulunduğunu ve bu cinsel ilişkilerin bazılarının zorla olduğunu göstermiştir. Kadının yakın ilişkide genel korkusunun en güçlü yordayıcılarından biri, cinsel ilişkiye zorlanmaktır. Kadınlar eğer tecavüzlere dikkat çekerlerse dövülmekten, çocuklarının cinsel şiddetten haberdar olmasından ya da kocalarının cinsel gereksinimlerine hizmet etme eşsel görevini bırakacak olmaktan çekinirler. Bu nedenle de cinsel şiddeti saklarlar.

Kadınlar, şiddeti genellikle 'fiziksel' olarak değerlendirmektedir; ancak ekonomik, psikolojik ve cinsel şiddetin de etkin olduğu çok açıktır. Kültürümüzün erkeğe verdiği güç ve baskınlıkla birlikte bir de çalışıyor olması durumu erkeği ev içinde daha söz hakkı sahibi yaptığı düşünülmektedir. Erkeğin evin ihtiyaçlarını karşılayamaması, kadının erkeğin yaptığı olumsuz davranışlara karşı rıza göstermesine yol açmaktadır. Bu anlamda şiddetin önemli bir sebebi gelir yetersizliği olmaktadır. Yapılan araştırmalarda ekonomik anlamda belli sosyal seviye altında olan kadınların daha çok fiziksel-cinsel-ekonomik ve psikolojik şiddet mağduru oldukları saptanmıştır.

Erkeğin ailesinin, özellikle annesinin, şiddet eylemlerinde aile içi ilişkilere müdahalede katkısı olduğu görülmektedir. Kayınvalide olarak kadın, gelin üzerinde otorite kurmak istemekte, bunu da erkek evladı üzerinden gerçekleştirmektedir. Normal şartlar altında kadın- erkek arasında problem olmazken, kayınvalide etkisi ve katkısıyla şiddet eylemleri de ortaya çıkmaktadır. Bir anlamda kayınvalide, oğlunu paylaşmak istememektedir. Bu güç otoritesini kendi aile yapısından gördüğü otoriteyi kuşaklararası aktarılan bu kültürel ilişkiyi devam ettirmek istemektedir. Hem kadınları kontrol altına almak açısından hem de mevcut durumu korumak açısından namus adına kadınlara şiddet uygulandığı görülmektedir.

Bir Aile-Evlilik ilişkisinde eşler arasındaki güç savaşı ve çatışmalar hemen hemen sonsuz sayıda nedenden kaynaklanabilir. Bu yazıda tüm bu nedenleri gözden geçirmekten ziyade tüm kültürlerde gözlenebilen temel güç savaşı ve çatışma nedenleri üzerinde durulmuştur. Eğer Siz kendi ilişkinizdeki sorunları tespit etmek istiyorsanız, mutlaka bir aile-evlilik check up testi yaptırmalısınız.

Evrensel bir kural olarak hangi kültürde olursa olsun iki insan evlenince bu kişilerin uymaları gereken bazı kurallar vardır. Eşler bu kuralları karşılıklı olarak harmanlayarak yoğurma ve bu kuralların kimin tarafından saptanması gerektiği sorunu ile uğraşmak zorundadırlar.

Şüphesiz, farklı kültürlerde yetişmiş insanların bir araya gelerek evlenmeleri, güç savaşı ve çatışmaların doğmasına ne denli elverişli bir ortam yaratıyorsa aynı şekilde bir kültürün hızla değişmesi de güç savaşı ve çatışmaların doğmasına o denli elverişli bir ortam hazırlar. Örneğin günümüzde kadının çalışma yaşamına girmesi kadının geleneksel rolünü değiştirmiş ve bir erkekle bakışık bir ilişkiye girmeyi tercih eden kadının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Eğer aile-evlilik sorunları yaşıyorsanız, çözümler için mutlaka profesyonel yardım almanız gerekiyor.

Unutmayın. Aile-Evlilikte sorunlar olabilir, önemli olan profesyonel güç savaşı ve çatışma, iletişim ve uyum yöntemleri hatta eğitimleri alarak çözümüne, uzlaşma ve anlaşma yollarına acilen bakmanız gerekiyor. Sorun ve çözüm ikilemi yıllardır yaşantımızda hep vardır. Hayat devam ettikçe hep var olacaktır. Onlar var oldukça insanlar yeni buluşlara yelken açacak. Sorunlara çözüm buldukça, daha mutlu bir yaşam sağlayacaktır. Sorunlarınızın çözümsüz kalmaması dileğiyle…

Saygılarımla....

 

Yorumlar