268 Defa Okundu

Sultan II. Abdülhamid devletin kuruluş geleneği olan tekke ve tarikat kültürünü devam ettirmiştir. Bu anlamda Sultan tekkeleri, dergâhları saygıya layık mekânlar olarak görmüş; tarikatların liderlerine ve şeyhlerine büyük bir önem atfetmiştir. II. Abdülhamid’in bazı tarikatlara ve bu tarikatların şeyhlerine ayrı bir önem vermesinin sebebi, Müslümanlar lehine değişen demografik durumun sonucu olarak Sultan’ın uyguladığı İslam Birliği stratejisinin bir parçasıdır. İngiltere, Fransa gibi Batılı devletler Osmanlı sultanının ‘hilafet’ ünvanının gücünü yok etmeye çalışırken, Sultan II. Abdülhamid tarikatları bir anlamda Avrupa’ya karşı bir güç olarak kullanmıştır. Sultan II. Abdülhamid Kuzey Afrika’da nüfuz sahibi olan büyük tarikat şeyhlerini madalyalar, nişanlar ve maaşlarla ödüllendirmiştir. Sultan’ın bu dönemde tekkelere maddi destek verip Rufâîyye, Şazeliyye, Senûsîyye ve Ticânîyye tarikatlarına ve şeyhlerine alaka göstermesinin sebebi, geniş kitlelere hitap eden bu tarikatların gücünden yararlanmak istemesidir. Cemaatleri üzerinde nüfuzu olan bu tarikat şeyhlerinin Sultan II. Abdülhamid lehine propaganda yapması geniş bir kitlenin sultana destek vermesi anlamını taşıdığı için Sultan her zaman bu liderlerin desteğini önemsemiştir. Bu sebeple Sultan II. Abdülhamid Şeyh Muhammed Zâfîr, Şeyh Ebü’l-Hüda, Feraşet-i Şerife Vekili Seyyid Ahmed Esad Efendi, Şeyh Rahmetullah ya da Hüseyin el-Cisr gibi tarikat temsilcilerini İstanbul’a davet etmiş ve onlar vasıtasıyla mensup oldukları bölgeleri kontrol altında tutmak istemiştir. Sultan’ın her şeyden önemli olarak yapması gereken şey devletin bekasını sağlayabilmekti. Bu amaçla, Sultan II. Abdülhamid on dokuzuncu yüzyılda hızla değişen koşullarda devletin istikrarını korumak ve sürdürebilmek için İttihad-ı İslam siyaseti çerçevesinde bir toplumsal örgütlenme gerçekleştirmeye çalışmıştır. İttihad-ı İslam fikri imparatorluğun sınırları içerisindeki farklı Müslüman grupları tek bir merkezî hükümet etrafında birleştirmeyi amaçlamıştır. BATININ ANKASI olan Türkiye cumhuriyeti devletinin öncelikli hedeflerinden belki de en önemlisi Bütün dünyada ki Müslüman olan devletleri ve Türk devletlerini aynı Yavuz ve Selahaddini Eyyubi gibi bir çatı altında toplamayı becermeli ve müslümanları toparlamalıdır ki kurulan bütün birliklerin karşısında durabilsin.

  1. Abdülhamid 1789 Fransız İhtilali ile birlikte gelen milliyetçilik akımının etkili olduğu bir dönemde iktidara gelmişti. Bu dönem imparatorluğun sınırlarında yaşayan farklı milliyetten insanların teker teker bağımsızlık mücadelesi başlattıkları, Balkan topraklarının önemli bir kısmının kaybedildiği, İngiltere, Fransa gibi büyük Avrupa devletlerinin sömürge yarışının sürdüğü ve devletin askeri ve fiziki anlamda idaresinin zorlaştığı bir dönemdi. Sultan devletin içinde bulunduğu bu durumla mücadele edebilmek için Müslümanları birlik ve beraberlik içerisinde yaşatmaya çalıştı. Müslüman dünyasıyla olan sosyal, kültürel, dinî, ahlakî ilişkisini artıran hükümdar, olası bir tehdide karşı Müslüman dünyasının desteğini almaya çabaladı.

 Güçlü bir Müslüman toplum oluşturmak gayesiyle eğitim, ulaştırma(demiryolları),ekonomik kalkınma, sağlık gibi alanlarda geniş çaplı reformlar yapıldı. Osmanlı Devleti’nin nüfusunun çoğunluğunu Müslümanların oluşturmaya başlamasına paralel olarak Sultan zorunlu biçimde kurtuluşu İslamiyet’in birleştirici gücünde aramıştır. II. Abdülhamid Müslümanların söz konusu birlikteliğini sağlamak için sahip olduğu halife sıfatından yararlanmıştır. Sultan halifeliği hem imparatorluğunu dağılmaktan kurtarmakta hem de Müslümanların sömürge yarışıyla olan mücadelesinde önemli bir unsur haline getirmiştir. Sultan İslam dini ve halifelik makamı etrafında örgütlediği Müslüman dünyası sayesinde otuz yıllık süre boyunca devletin toprak bütünlüğünü koruyabilmiştir. Afrika’da ki çalışmaları da inşaallah yazacağız. Güzel Türkiyemizin yapacağı çok iş olduğunu söyleyebiliriz

Tekrar görüşmek üzere

Yorumlar