880 Defa Okundu

Siz bu satırları okumadan yirmi saat kadar evvel Youtube’daki kanalıma bir içerik yükledim. Konusu; devlet terbiyesi ve disiplininden uzak tip ve trollerin devlete hâkim olmalarının neticeleri. Fedailer yani. Muhalefeti ortadan kaldıran, saraya istediğini yaptırtan, liyakatin raftan çöpe basketlenmesinde hiçbir beis görmeyen, kendilerinden olan herkesin ve kesimin her şeye ulaşma ve sahip olma hakkına dibine kadar inanan bir güruh

Yetmedi tabi bunlara. Kendilerine, kulaklarının hoş bulmayacağı cümleyi bırakın, kelime dahi telaffuz edenleri sokak ortasında öldürmekten geri durmadılar. O da yetmedi. Tarihe, Babıâli Baskını olarak geçen o nobran ve kaba darbeyi yaptılar. Abdülaziz sultanımız ve ailesine yapılan ahlaksızlıklar sanki çok mu nazik ve nazenindi diyecek olabilirsiniz? Değildi elbet.

Bir farkla… Hepsinde bir devlet dili ve devlet kontrolü vardı, benim anladığım kadarıyla. Ancak ittihatçı gençler ve fedailer kendilerini her şeyin üstünde gördükleri için, kendilerinde her şeyi isteme ve elde etme hakkını buldular. Devletin tepe kadrosunu toplantı esnasında basma ve koca koca paşaları alnından vurma hadsizliğinin izahı var mıdır başka türlü?

Babıâli baskını, Osmanlı’nın salası gibiydi aslında. Çünkü Osmanlı artık kötü yönetim, yanlış adım, dış baskı, ekonomik kriz basamaklarını çoktan aşmış ve bir grup hiçbir şeyi tanımaz gencin taleplerini yerine getirmek zorunda kalacak kadar acziyet noktasına gelmişti. Artık hocaların minarelerden ses verdiği salalar cumayı veya kutsal geceleri değil, bitiş çizgisini ve bu çizgiye yakınlık arttıkça büyüyecek kepazeliği haber veriyordu. Kimse anlamadı ne yazık ki.

Sözün burasında şunu da söylesek yanlış etmiş olmayız; Bu fedai gençler -arkalarındaki kirli eller, dış güçler falan bunlara hiç ortak olmadan önce- hain değillerdi. Çoğu Enver meşrepliydi. Veya Süleyman Askerî. Peki Enver’in serüveni liyakat açısından bakılınca meşru muydu? Elbette değildi. Önce paşalık uyduruldu kendilerine, sonra harbiye nazırlığı. Sonra başkomutan vekili. Sonra? Paramparça bir bilâd-ı Osmanî! Daha bir araya gelemedik.

Yakup Cemil veya Enver kötü insanlar değillerdi. Kahramandılar aynı zamanda. Ancak bilinmelidir ki insana sadece kahraman veya iyi olmak yetmez. Sistemler, ihlal edilerek ve çiğnenerek her gelenin yeni bir şeyler uydurduğu saçmalıklar yığınına dönerse af edersiniz cart diye çöker devlet! Fedailerin yaptıklarından bunu anlıyorum.

Bir de trol tarafı var bu meselenin. Kendi hâkim düzenlerine muhalif kim varsa yok ediyorlar. Bugünün, herhangi bir güce veya yapıya kendini bende kılmış kalemimsi veya müteşebbisimsi kişi(!)lerinin de yaptığından farklı değil sanki bu durum?

Kuruluş Osmancık dizisinde Cihan Ünal abimizin oynadığı bey oğlu bey Osman’ın dediği gibi: “yine ben derim ki”…: Sınırları ve sinirleri ilkeler, hakikat ve adaletle çizilmiş yapılar kurmak ve bunları devam ettirmek zorundayız. Aksi halde bir grup fedaiye ve onların keyfine, kaprisine terk etmek zorunda kalırız her şeyimizi.

Zor zamanlarda yaşıyoruz. Zor zamanları yaşıyoruz. Zor yaşıyoruz. Haliyle zorlanıyoruz. Ama aklımızdan çıkmamalı ki bu hastalık bitecek, hayat aynı heyecan ve hızıyla devam edecek. Biz kurucu ve koruyucu ilkelerimizi tekrar tekrar inşa etmezsek, doğrudan veya dolaylı olarak bu fedailere- trollere ve onların berbat ettiği coğrafyaya maruz kalma tehlikesini yaşamaya devam edeceğiz.

Peki ne yapalım? “Yine ben derim ki”…: O kadar duymayalım, o kadar tanımayalım, o kadar görmeyelim ve böylece etkisiz hale getirelim ki onları… Hangi kesimin fedaisi veya trolü olursa olsun, kendi cehalet ve kinlerinde kaybolup gitsinler.

Sonra mı? Biz bize yeteriz!

Yorumlar