4120 Defa Okundu

Hatırlar mısınız, yakın tarihte “bankaları soymak” isteyenler “irtica” yaftasını bir karartma olarak manşetlere taşırlardı.  

“İrtica” vardı- yoktu gürültüsü ve toz –dumanı içinde kamuoyu oyalanırken bankaların içi “boşaltılırdı”.

Böyle dönemler yaşadık, “28 Şubat süreci” denen günlerde.

Günümüzde “irtica” yaygarası yok fakat bir başka türlü  “karartma”  var gibi.

Önce bana intikal eden şu maili (mektubu) nakledeyim, daha sonra bu “karartma” meselesini tahlil edelim. 

Bana bir dosttan gelen mail  aynen şöyle:

“Abi, ben    ….. Üniversitesinde 3. sınıf öğrencisiyim.

Ve üniversiteye çok yakın bir konumda oturuyorum.

Bu bölgede özellikle son dönemde misyonerlik faaliyetleri bir hayli arttı.

Misyoner sayısı en az iki katına çıkmış durumda. Daha önce de bu insanlara zaman zaman şahit oluyordum.

Fakat hiç kimse yanıma yanaşıp bana herhangi bir teklifte bulunmamıştı.

Fakat dün akşam okul çıkışı berbere gittim.

Berberin önünde dikilirken bir bayan bir erkek yanıma yanaştı,  omuzlarında çantaları vardı.

Selam verdiler.

Bayan olan çantasının İçinden bir tane broşür çıkartıp bana uzattı.

Ardından benimle konuşmaya başladılar.

İsrail vatandaşı olduklarını fakat Ukrayna'da yaşadıklarını söylediler.

Beni Yahuda şahitleri grubuna davet ettiler.

Eğer onlara tabii olursam, bana hem okul bitene kadar hem de okul bittikten sonra maddi manevi çok büyük destek vereceklerini,

İstediğim yerde işe yerleştireceklerini,

Hayatım boyunca ellerinin üzerimde olacağını söylediler.

Bende onlara, böyle bir iyiliği hak etmek için, benim onlar için ne yapmam gerektiğini sorunca,

‘Şimdilik bize tabii olduğunuzu teyit edin yeter İlerleyen dönemde ne yapmanız gerektiğini size bildirirler’ dediler.

Kabul etmediğimi söyleyince, bana broşürü bıraktılar...

‘Eğer gelmek istersen, orda internet adresi yazıyor. Oradan müracaat edersin. Seni büyük ustalarla falan tanıştırırız. İstersen İncil ve Tevrat gönderiliriz, kitap desteğinde bulunuruz. Maddi olarak yardıma ihtiyacın olursa da bize ulaş" dediler ve yanımdan uzaklaştılar.

Eve dönünce, telefonla durumu İstanbul’da  üniversitede  okuyan kuzenimle paylaştım..

‘Bizim üniversitenin etrafı da içi de aynı durumda’ dedi.

Abiciğim,

Ben muhafazakâr bir ailenin çocuğuyum.

Bu yüzden bu insanların söylediği şeyler,  yaptıkları teklifler beni çok etkilemedi.

Çünkü beni nasıl bir tuzağa çekmek istediklerinin farkındayım fakat üniversitede okuyup bu tekliflerden etkilenebilecek çok fazla arkadaşım var".

Bana gelen mail bu.

Bu maili okuyunca iki hafta önce bir başka üniversitede pedagojik formasyon dersi alan bir öğrencim ziyaretime gelmiş ve bana şöyle demişti:

“Hocam, öğrencilerin bazıları şöyle diyor: ‘Bana para verene ben her şeyimi veririm’. 

“Bana para verene ben her şeyimi veririm” ifadesini genelleştirmek mümkün değildir, bunu biliyorum ama ülkemizde paranın pek çok değerimizi örselediğini bilmeyen var mı?

Para içini ne cinayetler işlendiğini bilmeyen var mı?

Asıl söylemek istediğim bunlar değildi.

İfade etmek istediğim şuydu:

Yakın tarihimizde “irtica” sürmanşetleriyle dikkatler başka yerlere çekildi ve bankaların içi boşaltıldı.

Günümüzde bir “serçenin” beş-on sene önce  şarkısında geçen bir hezeyanı  gündeme getirerek acaba gündem mi değiştirilmek isteniyor?

Bu tür “şarkılara” bakarsan neler çıkar neler?

Şimdi diyeceksiniz ki,  “ne yani bakmayalım mı bu hezeyanlara?”

Tabii bakalım, bakalım ama asıl bakılması gereken direnç noktalarımızdır.

İnancımız ve dilimiz  tahrip ediliyor.

Yüzde 99 olan Müslüman oranı düştü geldi yüzde 90’lara.

Deizm kol geziyor.

Vatandaşlarımızın inancını öğrenmek maksadıyla evladını gönderdiği okullardan mebzul miktarda deist veya deiste mütemayil mezunlar çıkıyor.

Sigara içen öğretmenlerimiz var ilköğretim okullarının bahçe kapısının önünde.

Üniversiteleri hiç sormayın sigara hususunda.

İtikat bakımından sarsılmış/tereddütler içinde yorulmuş genç dimağları “avlamak”  için “nöbet” bekleyen misyonerlerin ağına düşen gençlerimizin vebali kimin?

Acaba diyorum, “serçenin” Hz. Adem ve Hz. Havva hakkındaki o hezeyanının 5-10 sene sonra gündeme getirilmesi bir karartma mı?

Yani ekonomik bir kriz var ve bu kriz, “örtülmek mi” isteniyor?

Gerçi, ülkemizde ekonomik krizin ahlaki buhranı bastırması ayrı bir dramatik mevzudur.

Mürekkep “yalamış” insanlarımızın “paramiliter”  olmalarının müsebbibi kimdir veya nedir, meraka değmez mi?

Aydın olarak bilinenlerin bir kısmında milletimizin temel değerleriyle kavganın sebebi nedir?

Tv’lerde veya sosyal medyada ya da bazen devletimizin kanallarında Kur’an-ı Kerim ve sünnet  hakkında, zihinlerde  tereddütler oluşturmalarının arka planında ne var?

Devlet-millet bütünlüğünü temin eden/etmeye gayret sarf eden sivil toplum teşekküllerini sırf siyasi sebeplerle “merdiven altı” olarak karalayanlar misyonerlerin ekmeğine yağ sürmüş olmuyorlar mı?

Devletten tek kuruş almadan tertemiz nesiller yetiştiren/yetiştirmiş olan/yetiştirmekte olan kuruluşları  açık veya örtülü olarak itibarsızlaştırmak için; Maocu, mezhepsiz ve dinlerarası diyalogcularla “aynı çuvala” girenler  belki siyasi ihtiraslarını tatmin etmiş olabilirler.

Ama bu aziz milletin direnç noktalarını tahrip etmiş olmuyorlar mı?

Yorumlar