25 °c

Yahudi Mezalimi (43) Yahudilerin Fatih Sultan Mehmet’i zehirlemeleri

İstanbul’un Fethi’nden sonra Osmanlı Devleti’nin kısı bir süre içinde bütün dünyaya hakim olacağından korkan Yahudiler, saraya sokmuş oldukları Yahudi dönmesi doktor Yakup Paşa’ya Sultan Fatih’i zehirletti

Yahudi Mezalimi (43) Yahudilerin Fatih Sultan Mehmet’i zehirlemeleri

 İstanbul’un Fethi’nden sonra Osmanlı Devleti’nin kısı bir süre içinde bütün dünyaya hakim olacağından korkan Yahudiler, saraya sokmuş oldukları Yahudi dönmesi doktor Yakup Paşa’ya Sultan Fatih’i zehirletti

Selçukluların dağılmasıyla Anadolu da bir çok Müslüman beylikler meydana geldi. Müslüman olan bu beylikler, birbirlerinden kopuk bir halde yaşıyorlardı. Güçlerini birleştiremidkleri için, hiçbiri, atıl bir vaziyetteydiler. Osman Gazi'nin (1) kurmuş olduğu Osmanlı beyliği kısa bir zaman içerisinnde beylikten devlete yükseldi. Daha sonra imparatorluk oldu. Osmanlı Padişahları dinine bağlı ve kalpleri hicad ve hizmet aşkıyla atan kişilerdi. Hepsinin hayalında  İstanbul'u fethetmek vardı. İstanbul'u fethetmek Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerine nasip oldu.1431 (H. 833) tarihinde Edirne’de İkinci Murad Han’ın doğdu. Kendisine çocuğu doğduğu müjdesi verildiği zaman, İkinci Murad Han, o anda, "Muhammed" (s.a.v.) sûresini bitirip "El-Feth" sûresini okumak için besmele çekmekte olduğundan dolayı yavrusuna "Muhammed" adını verdi. Kendisine "Mehmed" denilen bu yavrucak, Hacı Bayrâm'ı Velî Hazretlerinin hayır duasını aldı. Küçük yaşta ilim tahsil etti. Akşemseddin Hazretleri, Fatih’i maddeten ve ma’nen yetiştirdi. 1451 tarihinde babasının vefatı üzerine ikinci kez tahta geçti. Evliyâ ve ulemâ’nın teşviki ile heyecana gelen Fatih Sultan Mehmed Han “Ya ben bu şehri alırım, ya şehir beni!” diyerek büyük bir azim ve kararlılıkla İstanbul'un üzerine yürüdü ve fethederek Efendimizin medhine mazhâr oldu. İstanbul'u ilim ve kültür şehri yaptı.


Birçok vakıflar kurdu. Hayır ve hasenât yaptı. İstanbul'un fethi ile dünya değişti. Yepyeni bir çağ doğdu. Müslümanlar, Avrupa'ya doğru hareket etmeye başladılar. Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri, aynı hız ve tempo'ya devam ederse kısa bir süre içerisinde Osmanlı Devleti, bütün Avrupa ve hatta dünyaya hakim bir devlet olacaktı. Yahudîler, boş durmadılar. Bunun önüne geçmenin yollarını aradılar. Osmanlı devletini bu kadar ilerleten kuvvet o devletin başında olan Sultan Fatih olduğuna göre, onu bir an önce yok etmenin yollarını aradılar. Saraya sokmuş oldukları, Doktor Yakub'un aracılığı ile o yüce padişahı zehirlediler. 1481 tarihinde Venediklerin isteği ve teşviki ile Yahudî dönmesi olan doktor Yakup Paşa tarafından zehirlenerek şehid edildi.

 

YAHUDİLEREN II. ABDÜLHAMİD’E DÜŞMANLIKLARI

Yahudîler, birliğin ve berâberliğin düşmanıdırlar. Osmanlı devleti, asırlarca bir çok değişik, milletleri, huzur ve sâadet içerisinde yönetmiş bir devlettir.Osmanlı Padişahlarından, Müslümanların  halifesi ve dev­rin en büyük devlet adamlarından Sultan İkinci Abdülhamîd Han hazret­leri, (2)  Hızır Aleyhisselâm'ı görme şerefine nâil olup onun işâ­reti ile hareket ettikleri gibi zaman zaman Efen­dimiz (s.a.v.) Haz­retlerini de rüyâlarında görmüşlerdir. Sultan Abdülhamid Han Hazretleri, dünyanın cadı kazanı gibi kaynadığı bir dönemde padişah olmuştu.

Cadı kazanın altını tutuşturan Yahudîlerdi. O günlerde Yahudîlerin en büyük hedefi merkezi Kudüs-ü Şerif olmak üzere bir Yahudî devleti kurmaktı. Önce Halife’ye geldiler, Filistin toprakları içinde kendile­rine arazî satmasını, karşılığında devletin bütün borçlarını ödeyecekle­rini ve Osmanlı devletinin bütçesinin üç misli para ile birlikte Halife­nin şahsına da yüz bin İngiliz altını rüşvet teklif ettiler.  Sultan Abdülhamid Han Hazretleri: Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim, bu devletti kanlarını dö­kerek kazanmış­tır. Kan ile kazanılan toprak para ile satılmaz,” dedi. Yahudîler, Filistin'de toprak sahibi olmanın yolunun Halifeyi hal’ etmekte geçtiğine karar verdiler.  İkinci Abdülhamid Han Hazretlerini hal’ etmek için çâ­reler ara­dılar. Mason teşlikatı, Terakkî Cemiyeti ve bazı okumuş, mü­nev­ver kişileri kendi emel ve arzuları istikâmetinde kullandı­lar. Terör şebekeleri kurdular. Kurulu olan Rum ve Ermeni çetelerine para yardımında bulun­dular. Yahudî lobisi harıl harıl çalışmaya başladı. Oluk oluk para akıttılar.Gazeteleri satın aldılar. Kalemleri istedikleri doğrultuda kullandılar. Osmanlı aydınını ve yeni yetişen gençliği Abdülhamid Han Hazretlerinin aleyhine kışkırttılar. Sultana sû-i kast düzenleyen Ermeni Teröristine, Tevfik Fik­ret (3) gibi bazı şair ve yazarlar, medhiyyeler düzdüler. Yahudîlerin sinsî çalışmalarının neticesinde Abdülhamid Han Hazretlerine karşı bir kamuoyu oluştu. 31 Mart vak’asını meydana getirdiler. Selânik'ten kalkıp ge­len Hareket Ordusunu şehirden uzaklaştırmak ve zararsız bir hale getirmek için Halife’den izin isteyen vatanperver komu­tanlara ce­vap vermeden önce Ulu Hakan penceresinden isyan­cılara baktı.  Hızır Aleyhisselâm’ı gördü. En ön saflarda otur­muştu.

Mille­tin hâline ağlıyordu. Bir an Hızır Aleyhisselâm ile göz göze geldi­ler. Hızır Aleyhisselâm kendisine bakarak acı acı tebessüm etti. Ona el salıyordu. Ulu Hakan iki damla göz yaşı döktü. Göz kirpiklerinden ya­nakları üzerine dökülen yaşlar sakalını ıslattı. Daha önce Şeyhi büyük insan ve zamanın mürşid’-i kâmili Şeyh Salâhuddin ibni Melvânâ Sürâcüddin (k.s.) Hazretlerinin (4) sözlerini hatır­ladı. 

O zaman, bu hadiselerin önüne geçilemeyeceğini anladı. Derin­den bir ah çekti. Ve inledi koca Sultan:

- Hayır olmaz.

- Neden?

-“Bu hareket benim şahsıma karşı girişilmiştir. Bir şahsım için milletimin kanının dökülmesine asla müsaade edemem,” de­mişti. İsyanı bastırmak bahanesiyle İstanbul'a giren, İttihatçılar ve dağdan inmiş Balkan komitecileri bir çok insanı yargısız idam etti­ler. Nerede bir sarıklı molla ve hoca gördü­lerse öldürdüler. Kat­liâm yaptılar. Bütün bunların sorumlusu olarak Halifeyi gösterdi­ler, onu tahtından indirmeye karar ver­diler. Yahudîler, arz-ı mev’ud (vaat edilen topraklar) hayâline kavuşmak için, Abdulhamid Han Hazretlerini hal’ etmek için basın, aydın ve meb’üslere baskı yaptılar.  İttihatçılar, bir kı­sım mebuslarla Ayatafanos (Yeşilköy)’de gizli bir toplandı yaparak Halife’yi hal’ et­tiler. Halife bunu sadecce, “Zâlike takdîru’l-azîzi’l-alîm” diyerek bü­yük bir soğuk kanlılıkla kar­şıladı.” (5) Sultan Abdülhamid Han Hazretlerinin hal’ edilmesinden sonra “İttihatçı”lar, kısa bir süre içerisinde ülkeyi bunalıma soktu­lar.  Filistin'e Yahudîlerin yerleşmesine izin verdiler. Ül­keyi bi­rinci dünya savaşına soktular. Abdülhamid Han Hazretlerinden sonra ülkenin kötü du­ru­munu gören aydınlar “Feylâsof Rıza Tevfik”[6] Ulu Hakân Abdülhamid Ha Hazretlerinin ruhâniyetinden özür diledi.

 
 
 FİLİSTİN’DE MÜSLÜMANLAR GÖÇE ZORLANDI

Sultan Abdulhamid Han sonrası Yahudilerin çağıydı. Sultan Abdulhamid Han Hazretlerinden sonra, yavaş yavaş Filistine yerleştiler. Önceleri Filistinde, örgütler kurduler. Çeteler kurdular. Müslümlardan kimilerinin yerini yüksek parayla satın aldılar. Dünyanın her yerinden Yahudiler, Kudüs çevresine akın ettiler. Oluk oluk paralar akıttılar. Dünya medyasında kendilerini hep masum gösterdiler. Yahudi lobisi harıl harıl çalıştı. Filistin ve çevresine yerleşen Yahudiler, orada silahlı çeteler kurdular. Geceleri, Müslüman köylülere saldırdılar. Köyleri yakıp kavurdular. Katliâm yaptılar. İnsanları camilere toplayıp; zulüm ve işkencelerle öldürdüler.  Hamile kadınların karınlarını silahlarla deştiler. Yahudiler, terör örgütleri kurdular. Yahudî terör örgütleri, Müslümanları yıldırıp, göçe zorladılar. Bazı Avrupa devletlerinin ve Amerikanın desteğiyle isrâil devleti kuruldu.  İsrâil devletinin kurulmasıyla Müslümanlara yine zulümler edildi. Yahudiler, kendilerini masum gösterip; haklarını savunan Müslümanlar, anarşist olarak dünya kamuoyuna sundular. Hâlâ Müslümanlara binbir türlü zulüm ve işkence yapılmaktadır

           

YAHUDİLERİN SONU
 

Hazret-i Musa’nın dinini bozan (Zekeriyyâ, Yahyâ, Şa’yâ Aleyhisselâm gibi birçok peygamberleri şehid edenler) Yahudîler, oldukları gibi Hazret-i İsa’nın getirmiş olduğu tevhid dinini bozan da Yahudîlerdir. İslâm dinini bozmaya çalışan ve İslâm dinine birçok bozuk fırka, mezhep, tarîkat ve örgüt kurarak, halkın arasına kin, fitne, fesat ve düşmanlık yaymaya çalıştılar ve hâlâ çalışmaktadırlar. Yahudîlerin hile, oyun ve melânetleri bir gün  sona erecektir. Kazıdıkları kör kuyuya kendileri düşeceklerdir. Efendimiz (s.a.v.) o müthiş günü şöyle tarif etmektedir:  Müslümanlar, Yahudîlerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Hattâ Yahudî bir taş ve ağacın arkasına gizlenir de taş ve ağaç (lar Allâh'ın takdiri ile dile gelir ve şöyle seslenirler:) ‘Ey Müslüman! Şu Yahudî benim arkamda (saklanmakta)dır. Gel de onu öldür; diyecek. Ancak Ğarkad (ağacı) müstesnâ! Zirâ o Yahudî ağacındandır.” (7) Zamanını Allâh bilir.  Yahudîler yer yüzünde fesat çıkardıkları zaman Cenab-ı Allâh onların başına Müslümanları musallat edecektir. Müslümanlar, Yahudîlerin bin bir türlü işkence ve zulüm ile şehid ettikleri peygamberlerin, âlimlerin, evliyâ’nın ve bütün mazlumların intikâmını Yahudîlerden elbette alacaklardır.

 KAYNAKLAR:

(1) Osman Gazi, Osmanlı devletinin kurucusu olan büyük devlet adamı. Dini bütün salih bir Müslümandı. İlme, ilim adamlarına ve  Allâh dostlarına büyük bir saygısı vardı. Bütün işlerinde onlarla istişare ederdi. Osman Gazi, Şeyh Edebâli Hazretlerinin evindi bulunduğu bir sırada duvarda asılan olan Kur'an-ı Kerim'in karşısında tam altı saat diz  çüküp edeple oturdu. Cenab-ı Allah'da ona ve evladına altıyüz yıl süren bir saltanat verdi. Osman Gazi, 1258 senesinde Söğüt'de doğdu. 1326 senesinde Söğüt'de vefat etti. Osman Gazi'nin oğlu Orhan Gazi'ye verdiği nasîhatın (ki bütün Osmanlı sultanlarının bir anayasa olarak kabul ettikleri ve uyguladıkları vasiyetmâsinin) özü şu şekildedir;

"Oğlum  Allâhü Teâlâ'nın emirlerine muhalif bir  iş eylemeyesin! Bilmediğini şeri'at ulemasından  sorup anlayasın. İyice bilmeyince  bir işe başlamayasın! Sana itaat edenleri hoş tutasın! Askerine inâmı, ihsânı  eksik etmeyesin ki, insan ihsânın kulcağızıdır. Zâlim olma! Âlemi adâletle şenlendir ve  Allâhü Teâlâ için cihadı terketmeyerek beni  şâd et. Her zaman İslama hizmet et! Zirâ Cenâb-ı Hak benim gibi zayıf  bir  kulunu  bu yüce din sâyesinde nice niâmı sübhâniyyesine mazhar  kıldı. Her işinde adâleti üstün tut!  Ulemâya (âlim ve bilginlere)  riâyet eyle ki, şerîat işleri nizam bulsun! Nerede bir ilim ehli  duyarsan, ona rağbet, ikbal ve hilm göster! Askerine ve malına gurur getirip, şerîat ehlinden uzaklaşma. Bizim mesleğimiz  Allâh  yoludur ve maksadımız  Allâh'ın dinini yaymaktır. Yoksa kuru gavga ve cihangirlik  davası değildir. Sana da bunlar yaraşır. Dâimâ herkese ihsanda  bulun! Memleket işlerini noksansız gör! Hepinizi   Allâhü Teâlâ'ya  emânet ediyorum.
(2) Sultan ikinci Abdülhamîd Han hazretleri, Osmanlı padişahlarının otuz dördüncüsü, İslam halifelerinin doksan dokuzuncusu... Devrin en büyük devlet adamı. 1842 de doğdu.  Zeki bir insandı. İyi bir eğitim gördü. Arabî’ ve Farisi'yi öğrendi. Tefsir, hadis ve fıkıh derslerini aldı. Tasavvuf derslerini aldı. Fıransızca öğrendi. Silah talimi, at biniciliği ve spor derslerini aldı. İyi bir hattat ve marangozdu. Marangoz atölyesi vardı. Madenler işletti. Çiftçilik yaptı. Gençliğinde kazandığı serveti zamanı geldiği zaman halifeliği döneminde İslam dinin yükselmesi ve Müslümanların arasına birlik ve dirliğin temini için harcadı. Sultan ikinci Abdülhamid Han hazretleri  Türk ve İslam tarihinin ender kaydettiği çok büyük bir şahsiyetti. Dünya siyâset târihinin en büyüklerindendi. Onun siyâsî dehâsı cihân şümûldü. Sultan İkinci Abdülhamîd Han hazretleri kerâmet sahibi bir evliyâ idi. Tahttan indirilince kendisine pek çok iftiralarda  bulundular. İttihat  terakki komitesi, masonlar, Ermenler, Yahudîler ve diğer vatan, millet ve din düşmanları onu karalama politikasını yürüttüler “Çok adam öldürttü” diye... Kendisi gazeteler ilan verdi: “Ben kimin nesini öldürtmüşsem, bana karşı dâva açsın, mahkeme huzurunda  benden hak istesin” diye. Hiç çıt çıkmadı. Ancak bir kadın “Kocamı  öldürttü”  diye mahkemeye mürâcaatta   bulundu. Mahkeme gün tâyin etti. Sultan İkinci Abdülhamîd Han hazretleri kadının kocasını hiç görmediği gibi tanımıyordu bile... İşin doğrusunun ortaya çıkması Cenab-ı Allâh’a dua etti. Tam mahkeme günü, kadının kocası gemiden indi. Meğer Trablusgarb’da  İtalyanlara esir düşmüş,  bilâhere serbest bırakılmış; kerâmet huzûr etti, o gün geldi. Böyle Ulu Hakan’ana  iftira atanlar çok mahçup oldular. Cennet-Mekân Sultan İkinci Abdülhamîd Han hazretleri 1918 tarihinde İstanbul’da vefat etti.
(3) Tevfik Fikret ; 1867 tarihinde İstanbul'da doğdu. 1915’te yine İstanbul'da vefat etti. Asıl adı Mehmed Tevfik'tir. Vatan, millet ve din gibi mukaddes mefhumlara karşı soğuk olduğundan Efendimizin mübârek isimlerinden gelen “Mehmed”i adının başından sildi. Devrin en büyük siyâsî ve devlet adamı olan Sultan Abdülhamid Han Hazretlerine tuzak kuran Ermeni teröristi için şu şiiri yazdı.

Ey şanlı Avcı! Dâmını beyhûde kurmadın,

Attın. Fakat yazık ki, yazıklar ki, vurmadın!

Manevî değerlerden yoksun olan Tevfik Fikret'in oğlu Haluk babasının; “Rûy-i zemin vatanım, nev’i beşer milletim” fikrine uydu. ihtisası için gittiği Amerika’da 1943’te râhip yardımcısı ve daha sonrada 1950’de başrâhip oldu. İbret almak gerek.
(4) Şeyh Salâhuddin ibni Mevlânâ Sürâcüddin Hazretleri; Şeyh Cân-ı Cânân (k.s.) Hazretlerinin en büyük halifesidir. Devâmlı istiğrak hâlinde yaşayan bir evliyâ idi. Sabah namazlarını hep tayy-i mekan ile Kâ’be-i Muazzama’da kılardı. Bu büyük zât İstanbul'a geldiği zaman, Sultan Abdülhamîd Han Hazretlerinin misâfiri olurdu. Şeyh Salâhuddin ibni Mevlânâ Sürâcüddin Hazretleri, Halife’ye: “Ümmet-i Muhammed’in üzerine bir belâ’nın gelmekte olduğunu, insanların bu belâ, musîbet ve felâketleri hakkettiğini, bunun önüne dua ve silâh ile geçmenin mümkün olamayacağını ve bunun bir takdiri ilâhî olduğunu ve bunun kazâ-i mübrem olduğunu” beyan etmişlerdi. Hal’ ettikleri zaman. Halifenin bunu sadece, “Zâlike takdîru’l-azîzi’l-alîm” diyerek büyük bir soğuk kanlılıkla karşılamasını sağladı. Kardeş kanın dökülmesini engelledi. Kabri şerifleri Buhârâ’dadır.
(5) Hilmi Ömer Faruk, İlhanlı Hacı Cevher Efendi s. 55-60
(6) Feylâsof Rızâ Tevfik, 1868 yılında Edirne iline bağlı (bu gün Bulgaristan hududları içinde kalan) Cesîrmustafapaşa kazâsında doğdu. Musevî okulunda okudu. Kuvvetli bir zekâ ve  hafiza’ya sahibti. 1890 yılında Tıbbiye girdi. Sert mizacından dolayı okuldan atıldı. Hapse atıldı. Mahkumları isyan teşvik etti.  1899 yılında Tıbbiye’yi bitirip doktor oldu.  İttihad ve Terakkî Cemiyetine girdi. Edirne Me’büsü oldu. İttihatçıların kötülüklerini görünce aydınlandı. Hürriyet ve İtilâf fırkasına katıldı. 1922’de ülkeyi terk etmek mecburiyetinde kaldı. 1943’de çıkan af ile ülkeye döndü. 31 Aralık 1946’da vefat etti. Kabri, İstanbul Zincirlikuyu Asrî Mezarlığındadır. Rızâ Tevfik, Sultan Abdülhamid Hanın Ruhâniyetinden İstimdâd” adlı meşhûr şiirini yazdı.

(7) Sahih-i Müslim: 7523; Riyâzu’s-Sâlihîyn:1817

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUM YAZIN

adınız ve soyadınız ile yorum yapabilirsiniz
HABERE İLK YORUMU SİZ YAPIN

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
istiklal.com.tr bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.