DÜNYA
06 Nis 2021 09:07 Son Güncelleme: 06 Nis 2021 09:09

İnsanlar tarafından kullanılan 105 bin yıllık ilk taş örnekleri Kalahari Çölü’nde bulundu

Arkeologlar, Güney Afrika’daki Kalahari Çölü’nde insanlık tarafından kullanılan en eski taşları buldu. Keşifte, yaklaşık 105 bin yıllık olduğu düşünülen taşların yanı sıra, yanmış yumurta kabukları ve çeşitli eşyalar da ortaya çıkarıldı.

Haberi Dinle

Modern insanların sembolik düşünce ve karmaşık davranışlar sergileyebildiğini gösteren aşı boyası pigmentleri, boya ve süs eşyalarının kullanımı gibi en eski kanıtlar Afrika'daki yaklaşık 70 bin 125 bin yıl öncesine dayanan kıyı bölgelerinden geliyor. Bu tür nesneler, araştırmacılara, ortak bir kimlik önerdikleri için bize insan zihnine ilişkin içgörü sağlıyor. 

MEDENİYET KIYI BÖLGELERDE BAŞLAMAMIŞ OLABİLİR

Bununla birlikte arkeologlar, daha önce insanları benzersiz kılan birçok yeniliğin ve becerinin, iç kesimlere yayılmadan önce kıyıda yaşayan gruplarda geliştiğini varsaymışlardı. Kabuklu balıklar gibi öngörülebilir besin kaynakları ve daha ılıman bir iklimin, bu bölgelerdeki daha erken insanların gelişmesini sağladığı düşünüldü. Ayrıca beyin büyümesi için önemli olan omega-3 yağ asitlerini içeren deniz ürünleri açısından zengin bir diyetin beynin ve insan davranışının evriminde de rol oynamış olabileceği değerlendirildi. 

Ancak, Kalahari Çölü'nün 600 kilometre içerisinde yapılan yeni keşif, bu görüşle çelişiyor ve bu bölgede yaşayan erken modern insanların kıyıda yaşayan komşularının gerisinde kalmadığını gösteriyor.

Güney Afrika'daki Ga-Mohana Hill North Rockshelter'da bulunan ve yaklaşık 105 bin  yıl öncesine tarihlenen yaklaşık 22 kalsit kristali ve devekuşu kabuğu parçalarının kasıtlı olarak toplandığı ve bölgeye getirildiği düşünülüyor. Kristaller açık bir amaca hizmet etmiyor, ancak araştırmacılar devekuşu kabuklarının su şişesi olarak kullanılmış olabileceğini öne sürdü. 

"SİT ALANINA İNSANLAR TARAFINDAN GETİRİLDİ"

Avustralya İnsan Araştırma Merkezi'nde paleoarkeolog olan Jayne Wilkins, "Gerçekten iyi biçimlendirilmiş, beyaz ve görsel olarak çarpıcı ve sevimli taşlar.  Dünyanın dört bir yanındaki kristaller, farklı zaman dilimlerinde ve farklı yerlerde manevi ve ritüel nedenlerle gerçekten önemlidir" dedi.

Evolation and Natura dergisinde yayımlanan çalışamanın başyazarı olan Wilkins,
"Doğal süreçlerin taşları bölgeye getirip getirmediğini anlayabilmek için çok uğraştık.  Ancak bir açıklama yok, bunları sit alanına  insanlar getirmiş olmalı" ifadelerini kullandı.

Diğer taraftan Wilkins, bu bulguların ışığında, ilk insanlar ve kıyı ortamlarının ortaya çıkışını birbirine bağlayan fikirlerin "yeniden düşünülmesi gerektiğini"  belirterek, İnsanların kökenlerinin hikayesinin daha karmaşık olduğunu, Afrika'daki farklı yerleri ve ortamları ve birbirleriyle etkileşime giren ve farklı erken insan gruplarını içerdiğini ifade etti:

"Bundan önce Kalahari, karmaşık insan davranışlarının kökenini anlamak için önemli bir bölge olarak görülmüyordu, ancak bizim çalışmamız öyle olduğunu gösteriyor. Sonuçta bu, Güney Afrika sahili gibi tek bir başlangıç ​​merkezine odaklanan modellerin geçerli olmadığı anlamına geliyor” dedi.

100 BİN YIL ÖNCE KALAHARİ ÇÖLÜ ÇOK FARKLI BİR İKLİME SAHİPTİ

Kanada'daki  Alberta Üniversitesi'nde antropoloji bölümünde profesör olan ve araştırmaya dahil olmayan Pamela Willoughby ise bu değerlendirmeye katıldı.

Çalışmanın yanında yayınlanan bir yorumda, "Buldukları nesneler, erken insan popülasyonları arasında kültürel yeniliklerin ortaya çıkması hakkındaki mevcut düşünceyi revize etmenin zamanının geldiğini gösteriyor" dedi.

Willoughby, ayrıca 100 bin yıl önceki Kalahari ikliminin, şu anki kurak yerden çok daha farklı olduğunu söyledi. Suyun daha fazla bulunmasının,daha fazla nüfus yoğunluğuna yol açabileceğini aktardı.

Öte yandan Willoughby, insanın kökenlerinin karmaşık hikayesini çözmedeki sorunun bir kısmının, yalnızca birkaç Afrika bölgesinin ayrıntılı olarak çalışılmış olması olduğunu söyledi:

“Daha az bilinen alanlarda araştırma ve kazıların başlatılması, atalarımızın hem biyolojik hem de kültürel açıdan daha net anlaşılmasını sağlayacaktır.”

Yorumlar