Genel
21 Mayıs 2020 14:37 Son Güncelleme: 21 Mayıs 2020 14:38

Hac gelenekleri 'Hac Hatırası' ile ortaya çıkacak

Hacca gidenlerin yaşadıkları ilginç anıları ve karşılaştıklarını bir araya getirmeyi hedefleyen koleksiyoner Fatih Ketancı, uzun yıllardır topladığı envanterleri Twitter'daki "Hac Hatırası" hesabıyla paylaşıyor.

Haberi Dinle

Kendisini Hac hikayelerine adayan koleksiyoner ve yapımcı Fatih Ketancı, uzun süredir topladığı obje ve evrakı Twitter'daki "Hac Hatırası" hesabından sosyal medya kullanıcılarıyla paylaşıyor.

Ketancı, Ankara İskitler'de bulunan bit pazarında dini hayat ve kültüre dair eşyalar ararken 1978 tarihli iki tane "Hac Günlüğü" bulmasıyla başlayan yolculukta, Türkiye'ye ait Hac geleneklerini ortaya çıkarmayı hedefliyor.

Avusturya'da 1981'de doğan ve lise eğitimini Bursa Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde, üniversite eğitimini ise Avusturya'nın başkenti Viyana'da alan Ketancı, özellikle Cumhuriyet dönemi Hac yolculuklarını takip ediyor.

Ketancı, şu ana kadar yaklaşık 200 kartpostal, 100 orijinal fotoğraf ve 600 obje biriktirdiği "Hac Hatırası" hikayesini, karşılaştığı ilginç anıları ve gelecek planlarını AA muhabirine anlattı.

Çocukluğundan beri bir şeyler toplamaya meraklı olduğunu belirten Ketancı, Hac'la ilgili hikayesinin 2014'teki 10 günlük Hac vazifesi esnasında başladığını söyledi.

Ketancı, daha sonra kutsal topraklara tekrar gitmeyi çok arzu ettiğini fakat nasip olmadığını dile getirerek, "Uzun süredir hafta sonlarını bit pazarlarında gezerek değerlendiriyordum. 3 yıl kadar önce bit pazarlarında Mekke, Medine fotoğraflarıyla karşılaşmaya başladım. Orada karşılaştığım satıcıların bir kısmı çok ihtimam gösteriyordu bu fotoğraflara. Kutsal, kıymetli saydıkları için bunları mümkün mertebe bel üstünde tutmaya gayret ediyorlardı. Hacca tekrar gitmek nasip olmadı ya 'Bunlar kıymetli hatıralar, ben bunları toplamaya başlayayım.' dedim." ifadelerini kullandı.

Elinde benzeri materyaller bulunan kişiler paylaşabilir diye Hac hatıralarını sunmaya başladığına değinen Ketancı, konu üzerine okumalar da yaptığını dile getirdi.

"İnsanlar Hac hatıralarını paylaştıkça çok güzel hikayeler çıkmaya başladı"

Ketancı, özellikle Hac yasaklarının kalktığı döneme dair az sayıda malumat bulunduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

"Son bir senedir arkadaşlarımla otururken veya yaşça büyüklerin olduğu bir mecliste bulunduğumda bu meseleyi de gündem etmeye başladım. İnsanlar kendi evlerindeki Stereoskopik dürbün, fotoğraf, misk kutusu gibi birtakım şeyleri bana hediye etmeye başladı. 'Sen madem bu işle ilgileniyorsun, sende durması daha güzel olur.' diyerek getiriyorlardı. 'Hac Hatırası' sayfası vesilesiyle de şöyle güzel bir şey oldu. Kendi paylaştığım hikayelerin yanında ara sıra da takipçilerden kendi büyüklerinin hikayelerini paylaşmalarını rica ettim. Özellikle bu salgın günlerinde bunu birkaç defa talep ettim. 'Madem evlerdeyiz, bu günleri biraz daha değerlendirip aile büyüklerinizle konuşsanız da onların Hac hatıralarını bizimle paylaşsanız.' dedim. Bu vesileyle insanlar hem kendi hikayelerini hem de aile büyüklerinin hikayelerini paylaşmaya başladılar. Böylelikle çok güzel hikayelerle karşılaştık."

"Hediyeler de hacı oldu"

Fatih Ketancı, 1981'de Çorum'dan eşiyle birlikte yola çıkan bir kitapçının hikayesini şöyle anlattı:

"Kara yoluyla Hacca giderken birtakım ziyaret noktaları var onlardan bir tanesi de Konya, Hacca Konya üzerinden gidiliyor. Bana mektubu ulaştıran kardeşimizin annesi de yani amcamızın kızı da Konya'da yaşıyor. Amcamız kızına vermek üzere Çorum'dan birtakım hediyeler hazırlamış. Fakat araç Konya'da durmayıp transit geçince hediyeleri kızına veremiyor. Arabistan'a vardığında, 'Kızım böyle bir şey oldu, araç durmadığı için ben bunları sizinle paylaşamadım. O yüzden hediyeler de bizimle birlikte geldi. Onlar da bizimle birlikte hacı oldular.' diye bir mektup yazıyor."

Bu hikayenin peşinden bir başka güzel hikayenin de çıktığını dile getiren Ketancı, "Yolculuk sırasında, namaz için mola verdikleri bir esnada amcamızın eşinin seccadesine küçük bir çakıl taşı geliyor. Teyze de, 'Bu benim kutsal yolculuğumun hatırası olsun' diyerek o taşı o seccadeye dikiyor. Seccadenin fotoğrafını görünce dedim ki, 'Anlatmak istediğim şey tam olarak bu.' Yani o taş Türk milletinin Hacca olan muhabbetinin belki de en büyük işareti, ben bunu bulup ortaya çıkarmak ve hikayesini anlatmak istiyordum, Allah da böyle bir şeyi nasip etti." diye konuştu.

Ketancı, Haccın çok kıymetli bir anlamı olduğuna değinerek, "Hac bir ibadet ama insanların Hacca olan muhabbeti, o topraklara olan özlemi, düşkünlüğü vs, her şey orada küçük bir taşla aslında anlatılıyor. Bir müze yaptığınızı düşünün. Türklerin o topraklarla olan ilişkisi nedir? Oralara olan muhabbeti nedir? diye bir soru sorsanız, sadece o seccadenin hikayesi bile bunu anlatmak için yetebilir." değerlendirmesinde bulundu.

"Hac Hatırası" sergiye dönüşecek

Ketancı, odaklandığı şeyin "halkın Haccı" olduğunu ve bu iş vesilesiyle insanların Hacca olan muhabbetinin artmasını umduğunu vurgulayarak, "Hac 20. yüzyıla kadar, daha çok, imkanı geniş belli başlı kimselerin yapabildiği bir ibadetti. Onlardansa daha sıradan fakat oranın aşkıyla yanıp tutuşan insanların hikayesini anlatmak, onu ortaya çıkartmak gibi bir niyetim var." dedi."

Ketancı, şu ana kadar 200 civarında kartpostal, 100 civarında orijinal fotoğraf ve 600'ün üzerinde de obje topladığını aktararak, şunları kaydetti:

"Birinci Dünya Savaşı esnasında, 1917'de Hac yollarının tehlikeye girmesi ve sonrasında ekonomik nedenlerle Hac imkanı ortadan kalkıyor ve 1947'ye kadar Hacca gitmek yasaklanıyor. Buradan, muhtemelen az sayıda insan çeşitli yollarla gidebiliyor ama kafileler halinde Hacca gitmek mümkün olmuyor. 1947'de ilk defa serbestlik geliyor ama 1948'de yasaklanıyor, 1949'da tekrar serbest bırakılıyor. O dönemde Hacca giden birini bulmak belki de artık mümkün değil ama 1950'lerde ilk defa Hacca gitmiş birileri hala var ve hayattalar. Bu insanlar anılarını, hikayelerini yazmamışlar. Aslında ben bu salgın günlerinden önce böyle bir sözlü tarih çalışmasına başlamıştım. Yani bu insanlara ulaşıp hikayelerini, yolculuklarını konuşmak, hikayelerini dinleyerek bu bilgilerden yola çıkıp özellikle o ilk on, yirmi yıla ilişkin bir kaynakça oluşturmak arzusundaydım. Bununla alakalı birtakım fotoğraflar, evraklar, objeler vs. topladım. Bunları ileride bir sergiye dönüştürmeyi çok istiyorum. Bununla ilgili ilk adımı da atmış bulunmaktayız."

Soğuk bir şubat günü Ankara İskitler'de bulduğu Banka emeklisi Erdoğan Amcanın Hac albümlerinin sosyal medyada gördüğü ilgiden bahseden Ketancı, kendisi için de özel bir yeri olan Erdoğan Amcanın güzel huylu, çok latif birisi olduğunu, ayrıca albümleri kendi yapacak kadar yetenekli, becerikli bir insan olduğunu ifade etti.

"Hac albümü okuyanları Hac yolculuğuna çıkartıyor"

Ketancı, Erdoğan Amcanın farklı içeriklerde altı tane albüm yaptığına dikkati çekerek, şöyle konuştu:

"Dört tane albümde şehir kartpostalları, Türkiye'nin şehirlerinden, ilçelerinden kartpostallar var. İki tanesinde de 1978'de eşiyle birlikte yaptığı yolculuğun hikayesini anlatıyor. Bir tanesi başından sonuna Hac yolculuğu, diğeri de Suudi Arabistan'ın coğrafyası, botaniği üzerine bir albüm. Şöyle düşünün; albümde mesela bir tane kartpostal var, Suudi Arabistan çöllerindeki çiçeklerin olduğu bir kartpostal. O kartpostalın yanında Erdoğan Amca o çiçeklerin Latincelerini yazmış. Son derece sıra dışı bir durum."

Albümün ilk sayfasından son sayfasına gelindiğinde bir Hac yolculuğu yapmış gibi hissedildiğini anlatan Ketancı, "Erdoğan Amca o kadar kıymetli bir şey yapmış ki, sanki Allah o şeyin kaybolmasına müsaade etmemiş. Ben buradan kendime bir pay çıkartmıyorum ama şunu düşünüyorum; 'Eğer ben onu almamış olsaydım muhtemelen onu satın alan kişi kartpostalları kesip tek tek kartpostal olarak satacaktı.' Dolayısıyla defter ortadan kaybolacaktı." dedi.

Ketancı, Erdoğan Amcanın bu albümü Hacdan döndükten sonra oluşturduğunu ama o güzergahla alakasını hiç kaybetmediğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Erdoğan Amcanın yanında fotoğraf makinesi ve bir makara renkli film var. Irak üzerinden giderken sınırı geçtikten sonra orada bir köprünün fotoğrafını çekiyormuş. Askerler bunu görüyor ve fotoğraf makinasındaki filmi çıkartıp alıyor. Öyle olunca Erdoğan amcanın hevesi kaçıyor ve oradan sonra fotoğraf çekmeyi bırakıyor. Fotoğraf çekmiyor ama gittiği her yerle alakalı kartpostallar toplamasına vesile oluyor bu durum. Daha sonra mesela İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri'nin mezarını ziyarete gidiyorlar, kapalı. Fakat çok sonra bir gazetede onunla alakalı bir habere denk gelmiş, onun kupürünü albüme yerleştirmiş. Güzergahla ilgili böyle daha sonra karşılaştığı şeyleri oraya yerleştirmiş. Mekke'de mesela Mescid-i Haram'da çadır yapılması gibi bir şey planlanıyormuş, onunla alakalı bir bilgiye ulaştığında bilgisayar görselinin çıktısını almış, onu da dosyanın içerisine yerleştirmiş."

Kaynak : AA

Yorumlar