GÜNDEM
24 Eyl 2021 17:20 Son Güncelleme: 24 Eyl 2021 17:22

Babacan: Paradan attığımız 6 sıfırı eklemeye kararlılar

DEVA Partisi lideri Ali Babacan, partisinin Bursa İnegöl İlçe Kongresi'nde konuştu. Babacan, bakanlık yaptığı dönemde üretime yönelik önerilerinin yerine gayrimenkul ve inşaata yönelim olduğunu iktidarın bu hatayı artık kabul ettiğini söyledi. Konuşmasında devlet kurumlarının bağımsız olmasına vurgu yapan Babacan'ın gündeminde Merkez Bankası'nın faiz kararı da vardı.

Haberi Dinle

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin Bursa İnegöl İlçe Kongresi'nde konuştu. Özgürlük ve demokrasinin sesini duyurmak için yola çıktıklarını söyleyen Babacan'ın gündeminde ekonomi yönetimi vardı.

"Sanayi ile inşaat sektörü arasındaki dengenin bozulması ekonomimizi darmadağın etti" diyen Babacan, bakanlık yaptığı süreçteki önerilerinin dikkate alınmadığına dikkat çekti.

2002'deki ekonomik krizini hatırlatan Babacan, "Ben ve arkadaşlarım seneler evvel Türk Lirası’ndan 6 sıfırı atmıştık. Anlaşılan Sayın Erdoğan ve her krizin ortağı olan Sayın Bahçeli bu gidişle paramıza yeni sıfırlar eklemeye başlayacak" diye konuştu.

Babacan'ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Benim katılabildiğim ilk kongreyi burada yapıyoruz. Kongremizin Bursa ve İnegöl için hayırlı olmasını diliyorum. Sanayiden tarıma birçok alanda bayrak bir şehirdeyiz.

Biz Bursa'ya özgürlüğün, demokrasinin sesini yükseltmeye geldik. Zenginliğin, mutluluğun sesini yükseltmek için geldik. Yargının bağımsızlığının, kuvvetler ayrılığının ve hukukun üstünlüğünün sesini yükseltmek için geldik.

Özgürlükçü bir Türkiye'nin umudunu yükseltmek için bugün buradayız. Biz bu yola toplumumuzun girdiği bu bunalım döneminden, bu şartlardan çıkartmak üzere baş koyduk.

Bu yola Türkiye'de kimseyi aç ve açıkta bırakmamak için çıktık. Çiftçi borcunu faizsiz olarak 2 yıl öteleyebilsin, mazota ödediği ÖTV'sini aynen alabilsin, gübre masrafının yarısını devlet karşılasın diye bu yola çıktık.

Esnafımız maliyetler karşısında ezilmesin, dükkanını kapatmasın, Türkiye'nin tüm çarşıları ve caddeleri canlansın diye yola çıktık.

Üretimi ve verimliliği artırmak, sanayimizin küresel rekabet gücünü en üst seviyeye çıkarmak için yola çıktık.

Emekli, maaşını daha ayın başında aldığında yok olmasın. Daha ayın başında ayın sonunun kahrını düşünmesin diye yola çıktık.

'İKTİDARIN İŞ BİLMEZLİĞİ ADALETSİZLİK ÜRETİYOR'

Öğretmen adaylarımız gelecek kaygısı yaşamasın diye yola çıktık. Yeri gelmişken öğretmen adaylarımızdan da kısaca bahsetmek istiyorum. Bugünkü iktidarın iş bilmezliği sadece ve sadece adaletsizlik üretiyor. Öğretmen atamalarının son halini takip ettiniz mi bilmiyorum. KPSS harmanlanmış, hepsi birbirine karıştırılmış. 2020'deki sınav sonuçlarıyla, 2021 sınav sonuçları aynı sepete atılmış. Adeta farklı alanlardaki, farklı gruplardaki yarışmacıların tek bir listeye dizilmesi gibi bir çalışma yapmışlar.

'GENÇLERİN UMUDU SİZİN OYUNCAĞINIZ DEĞİLİDİR'

Bu nedenle 2020'de kendi alanında birinci olan bir öğretmen yerine, ertesi sene kendisinden az daha yüksek puan alıp ama sıralamada 20. olan bir öğretmenin ataması yapılabiliyor şu anda. Buradan bu kararı verenlere, başta Cumhurbaşkanı ve ilgili bakanlığa seslenmek istiyorum. Gençlerin umudu sizin oyuncağınız değildir. Yeni icatlar çıkarıp, yıllardır belirli bir sınav geleneği varken bunu bozup farklı yöntemler uygulamayın.

2020 VE 2021 KPSS sınavlarına ayrı bir takvimle ele alarak öğretmenlerimizin atamasını yapın.
Hem üniversitelerdeki kontenjanları arttırıp hem de atama yapmamak gerçekten kabul edilebilir bir şey değil. Baştan sona adaletsizlik. İşte biz yola çıkarken tüm bu adaletsizlikleri sona erdirmek için yola çıktık.

Bu iktidarın büyüklü küçüklü iş bilmez ortakları maalesef ekonomimizi batırdıkça batırıyor. İktidar partisinin kongresinin yapıldığı salona kocaman harflerle ne yazmışlardı? 'Güven ve istikrar' yazmışlardı. Şimdi ortada ne güven var ne de istikrar. Devletin köklü kurumları madara edilmiş durumda. Bağımsız çalışması gereken kurumlar, talimatsız iş yapamaz hale gelmiş durumda. Fakat talimatla iş yürüttükleri kurumlarda bile işler yürümüyor artık.

Zannettiler ki bu kurumların bağımsızlığını ellerinden alalım, tepelerine çökelim, istediğimizi yaptıralım sonuç alalım.

Rakamları Ayarlama Enstitüsüne dönüşen TÜİK'in açıkladığı veriler bile şu anda hayat pahalılığının ülkemizde hangi noktaya geldiğini gayet iyi gösteriyor. Makyajladıkları rakamlar bile enflasyonu artık örtemiyor, gizleyemiyor. Otomotivden mobilyacılığa, tekstilden gıda sektörüne kadar her alanda maliyetler arttı. Özellikle geçtiğimiz yıllarda sanayi ile inşaat sektörü arasındaki dengenin bozulması ekonomimizi darmadağın etti.

'BANA FREN ALİ DİYENLER VARDI'

30 senelik sanayiciler, '30 yılda sanayiden kazanamadığımı 3 yılda inşaattan kazanabilirim' diye şikayet eder hale geldi. Bakanlık yaptığım dönemlerde defalarca bu konuda uyarıda bulundum. Hepsi basın arşivinde kayıtlı. Daima hep derim. Kaynakların adil ve etkin bir şekilde dağıtılmasını savunduk. Sanayiye, üretime daha fazla kaynak ayrılmasını söyledik. Biz bunları yaptıkça; 'Denge bozuluyor. Bu tarafı biraz frenlemeliyiz ki kaynaklar öbür tarafa aktarılsın' dedikçe bana 'Fren Ali' diyenler bile vardı.

Kolay rant oluşumunu, kontrolsüz harcamaları engellemeye çalıştıkça laf arkasından laf saydılar. Ele geçirdikleri medya kuruluşları benim ve arkadaşlarımın aleyhinde yayın yapıyorlardı o dönem. Yüzde yüz hükümet ele geçirmiş yayın kuruluşunu, tamamen yayın politikasını kendisi izliyor. Ama bakıyorsunuz manşetten beni ve arkadaşlarımı eleştiren yayınlar yapıyorlardı. Bugünleri yaşadık.

Bir yandan bilmiyorlardı, beceremiyorlardı. Ama bir yandan da meyveli ağaçları taşlayıp duruyorlardı. Ben bu milletin parasını hesapsızca, kitapsızca harcamak isteyenlerden olmadım. Onlara karşı çıktım. Onun için alnım açık başım dik. Biz rahatız. Ama arkadaşlar bugün ki tablo o hesapsız harcamaların, o gaza basalım demelerinin eseri.

Sanayimize önem vermeyenler, yıllar sonra bir itirafta bulundular. Cumhurbaşkanının imzaladığı 11. Kalkınma Planı'na bakın ne yazmışlar; 'Kaynakların sanayi sektöründen ziyade dış ticarete konu olmayan sektörlere yönelmesiyle üretkenlik arz eden alanların yatırım kompozisyonu içindeki payı görece azalmıştır.' Yani diyorlar ki 'Üretime yeterince yatırım yapılmadı.' Ben de onlara diyorum ki günaydın.

Biz bunları yıllar önce söyledik. İmar rantlarını ölçülü hale getirecek Değer Artış Vergisi, Emsal Artış Harcı gibi hazırlıklar yaptık. Bunların hepsini engellediler. Çünkü gayrimenkulde oluşan o hızlı ve büyük rant var ya o dönemde herkesin başını döndürdü. Kayıt dışı, haksız ve adaletsiz bölüşülen rant... Yoksa tabii ki her sektörün belirli karlılık oranı olur. Ama siz bilmeyenlerin elinden metrekaresi bin liraya araziyi toplayıp daha sonra o arazinin imar planını değiştirip, değerini arttırıyorsanız. Hem o elinden aldıklarınıza haksızlık ediyorsunuz hem de imar değişikliği ile haksız ve hızlı kazanç dönüşüyor, dolaşıyor ekonominin makro dengelerini bozacak bir noktaya gelebiliyor.

Yıllar sonra demeye getirdiler ki 'sanayiyi ihmal ettik. Ali Babacan haklıymış.' Kalkınma planında bu yazılsa bile hiçbir şey düzelmiyor. Daha da kötüsünü yapıyorlar. Rant çok tatlı, vazgeçemiyorlar.
İnşaata bu kadar kaynak ayrıldı ama günümüze geldiğimizde Marmara Bölgesi depreme hazırlanmış falan değil.

'BU KADAR BÜYÜK BARINMA SORUNU YAŞANMADI'

Kiralar aldı başını gitti. Şimdi de öğrencilerimiz barınamıyoruz' diyor. 'Üniversiteyi kazandım ama kaydımı yaptırmıyorum, yaptıramıyorum' diyor gençlerimiz. Anne babalar, 'Kalacak yer yok, yurt yok. Kiralara gücüm yetmiyor' diyor. Ülkenin düştüğü durum böyle. Herhalde hiçbir yıl şu anda yaşadığımız kadar büyük bir barınma sorununu bu ülkenin gençleri yaşamamıştı.

'BÜTÜN ÜLKE KELLE KOLTUKTA GİDİYORUZ'

Yaşadığımız krizin adını koymamız gerekiyor. Enflasyon hedeflerinde Merkez Bankası ile hükümet programının birbiriyle uyuşmadığı, devlet kurumları arasındaki bağlantının koptuğu, bilimi reddeden çoklu bir krizin ortasındayız. Bu krizi yaşayan ülkenin ekonomisinin direksiyonunda da Sayın Erdoğan oturuyor. Zaten ‘Benim alanım ekonomi’ diyor. Görüyoruz, maşallah sonuçlar oldukça harika. Direksiyona geçti, bütün bir ülke kelle koltukta gidiyoruz.

'ARTIK YOLUN SONUNA GELDİLER'

Şundan kimsenin şüphesi olmasın. Tüm bu kâbustan bu ülke rahatlıkla, hızlı bir şekilde uyanır. Bu korkulu rüya çok çabuk sona erer. Hep beraber derin bir nefes alırız... Artık yolun sonuna geldiler. Bunu onlar da çok iyi biliyor. O yüzden şimdi seçim yasalarıyla oynuyorlar. Yirmi yıldır aklınız neredeydi? Birdenbire demokrasiyi çok sever hâle mi geldiniz de barajlarla, şunlarla bunlarla oynuyorsunuz. Amaçları, ‘ben mevcut kurallara göre seçimi kazanamam, kuralları değiştirerek acaba seçimi nasıl kazanabilirim’, bunu sağlamak. Bir hükümet zaten bunun peşine düştüyse o hükümetin gitme vakti çoktan gelmiş geçmiş demektir. Hiç merak etmeyin, ilk seçimde emanet emin ellere geçecek.

Ben ve arkadaşlarım seneler evvel Türk Lirası’ndan 6 sıfırı atmıştık. Anlaşılan Sayın Erdoğan ve her krizin ortağı olan Sayın Bahçeli bu gidişle paramıza yeni sıfırlar eklemeye başlayacak. Sayın Bahçeli alışık. Ben ve arkadaşlarım 2002’de göreve geldiğimizde ortağı olduğu koalisyon hükûmetinin sebep olduğu büyük bir kriz vardı. 20 banka batmış, faizler gecelik yüzde 7500’ü görmüştü. Bu krizi hızlıca çözdük. Bakıyoruz Bahçeli şimdiki krize de ortak. Merak etmesin, biz buradayız. Biz bu ülkeyi, bu krizden de çıkartacağız evelallah. Müsterih olalım, seçimi bekleyelim.

'ERDOĞAN'IN SEBEP OLDUĞU ENFLASYONUN SUÇLUSU OLARAK ESNAFI GÖSTERMESİ AYIP'

Sayın Erdoğan, seçimden önce ‘Faizi düşüreceğim’ demişti. Dün düşürdü, gördük. Türkiye hâlâ Avrupa’da en yüksek faiz uygulayan ülke. Peki indirimin sonucunda ne oldu? Dolar arttı, euro arttı. Kurdaki bu artış hemen enflasyona yansıyacak. Yine zam üstüne zam gelecek. Sonra Erdoğan ‘Etiketlerle savaşacağım’ diyecek. Gerçekten akla ziyan bir durum. Dürüst bir yaklaşım değil bu. Kendi sebep olduğu enflasyonun suçlusu olarak, esnafı işaret edip, vatandaşla esnafı karşı karşıya getirmek gerçekten ayıp.

'TARİHTE İLK KEZ MERKEZ BANKASI'NI BORCA BATIRDILAR'

Bunca sene bu ülkenin ekonomisini yönettim. Ben hayatımda bu kadar kötü bir ekonomi yönetimi görmedim. Türkiye daha evvel krizlere girdi. Daha kötü durumlar, daha yoksul günler yaşadık. Çok şükür, ülkemizi o krizlerden çıkartmak, beraber çalıştığım ehil ve dürüst kadrolarla birlikte bize nasip oldu. Ama şimdiki zihniyet hem kuru hem faizi hem de enflasyonu arttırmayı başardı. Hem de kendilerine bıraktığımız dolu kasaya rağmen yaptılar bunu. Tarihte ilk kez ülkenin Merkez Bankası’nı borca batırdılar.

'MERKEZ BANKASI BAŞKANININ ADINI MEVSİMSEL BAŞKANA ÇIKARDINIZ'

Merkez Bankası’nın dünkü kararı hiçbir ekonomik analize dayanmıyor. Tamamen siyasi talimatla alınmış bir karar. Sayın Erdoğan’a bir çağrıda bulunmak istiyorum. Sayın Erdoğan, hiç boşuna getir götürle, gece yarısı atamalarıyla uğraşmayın. Merkez Bankası başkanlarının adını mevsimsel başkana çıkardınız. Kendi kendinizi atayın şu Merkez Bankası’nın başına. Alışıksınız zaten Varlık Fonu’ndan. Yine yapın olsun bitsin. Gölgenizle yönetmek yerine, buyurun o koltuğa da oturun. Zaten talimatınız neyse onu yapmak zorunda kalıyorlar. Niye kendini atamıyor diye düşünürseniz, işler kötüye gittiğinde kulağından tutup ‘laf dinlemiyordu’ diyecek biri lazım. Bu doğru değil ki, yazık! Olan bu millete, bu esnafa, bu işçiye, çocuklarımızın yarınlarına oluyor.

Yorumlar